Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Deccal Kimdir? Özellikleri Nelerdir? Nereden Çıkacakdır? Göstereceği Fitneler Nelerdir?
#1
20-2014icon 
[Resim: 148346635585821.png]

Deccal Kimdir? Özellikleri Nelerdir? Nereden Çıkacakdır? Göstereceği Fitneler Nelerdir?

Deccal'ın özellikleri nelerdir ?

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (  diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(  1) hadis-i

Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.

Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden

kurtarabiliriz.

Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden

birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle

adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için

“binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece

kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.(  2)

Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.

Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer

âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.

Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir

şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu

seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız

olmayacağını söylemişlerlerdir.

Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin

40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da

imtihan sırrına ters düşer.

Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve

hikmetli olduğu anlaşılsın.

O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ

okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.

Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini

uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu

tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"(  3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat,

münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.

Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla

anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.

Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"(  4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü

îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.

a. Yahudîliği

Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî

tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (  a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun

üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.

Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir :

"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve

saltanat da bize geçecek."

Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti :

   "Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde

taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."



b. Vücut yapısı

Deccal cüsseli, heybetli(  5) kızıl renkli,(  6) kıvırcık saçlı,(  7) ensesi kalın ve alnı geniş(  8  ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.(  9) Alnında "kâfir" yazısı

vardır.(  10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.(  11)

Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle

tevil getirildiğini görüyoruz :

   "Bunun bir tevili şudur ki :  o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye

gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder (  hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."(  12)



c. Tek gözlülüğü

Deccal tek gözlüdür.(  13)

Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh

da (  a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah

asla kör değildir."(  14) buyurmuşlardı.

“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (  yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”(  15)

“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”(  16) "Silik gözlüdür."(  17)

Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,(  18  ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.(  19)

Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.(  20)

Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.(  21)

Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.

Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe

"gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.(  22)

Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması(  23) oldukça mânâlıdır.

Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması

ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören,

mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı,

"Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"(  24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.(  25)

Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir

gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken(  26) bunları şöyle yorumlamaktadır :  "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne

çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran

bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."

Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir

bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"(  

27) der.

Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz :

"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî (  hümanist) görüşler ve değerler, dinin

yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu

yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put (  hevâ)

dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli

hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."(  28  )

Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki,

gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler

onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.

d. Çocuğunun olmaması

Resûl-i Ekrem (  a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş,

tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.

Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.(  29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca

ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.

e. Minareden yüksek oluşu

Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu(  30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on

arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.

Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.(  31)

Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha

yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak

şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye

olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu

sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.(  32)

Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz :

"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah (  Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki :  İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i

mücahidînin kemiyeti (  mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."(  33)

Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz

eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir

hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve

taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler :

Birinci cihet :  Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi

ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.

İkinci cihet :  Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir

nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı

mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur"

demektir. Nitekim öyle de olmuştur.

Üçüncü cihet :  Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne

savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş

olacaktır.(  34)

İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman :

“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (  nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat

ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”(  35)

Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden

bahsedilir.(  36)

Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır :

Birincisi :  İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine

isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.

İkincisi :  Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad

sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.

Üçüncüsü :  Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir

komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla

anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir

sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder (  emri altına alır). Onların fevkalâde ve

dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt (  yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından

gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir (  

yaydırır)."

Dördüncüsü :  Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici (  büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı

maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak

görür.(  37)

f. Kırk günde dünyayı gezmesi


Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.(  38  )

Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (  yaklaşık 27 m).(  39)

Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü

gibi dürülmesi (  öylesine hızlı gitmesi)(  40) bundan olsa gerek.

"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"(  41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.

Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.(  42)

Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde

dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.

Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.

Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve

insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli

başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.(  43)

Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım :  İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına

inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle :  "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak.

Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir :  "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o

tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları (  lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."(  44)

Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.(  45)

g. Harikulâdelikleri

Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.(  46)

Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?

Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet

ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.

Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.(  47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler

de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.

Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin

onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık

kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.(  48  )

Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî (  öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.(  49)

h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu

Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.

Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.

Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.

Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan (  a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir

kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.

Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı :  “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”

Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”

Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.

Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki :

“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”

Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz

yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler :  ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir.

Allah sabredenlerle beraberdir.’

Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.

Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.

Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.

Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.

Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp

gâlip gelmişti.

Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”(  50) olan "ihlas, sadakat ve

tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan

içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.

Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.

Bir gün Allah Resûlü (  a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor

:

"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın

ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."(  51)

Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.(  52)

Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.(  53) Kendine tâbi olanları

cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.(  54)

Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de

meşakkat, azap ve elemdir"(  55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür

ve sabır gösterecekleri anlatır.(  56)

Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere

mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.(  57)

Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.(  58  )

Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.(  59)

Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam,

mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara

atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.

Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı

dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.(  60)

ı. Bilginleri kendine bende etmesi

Rivayette var ki :  "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."(  61)

Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.(  

62)

Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni

ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden

soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.(  63)

Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı

edineceklerdir.

i. Bağırınca bütün dünyanın duyması

Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.(  64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da

Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.(  65)

Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman

Deccalı herkes tanır.

Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem (  a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma,

hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını

sürdürecektir.

İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.

Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret

etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.

j. Elinin delik olması

Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak;

Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı

uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."(  66)

Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar :  "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."

O da şu cevabı verir :  "Bir darb-ı mesel var :  Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su

olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."(  67)

k. Fitnesinin câzip olması

Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."(  68  ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi

Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" (  69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.

Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak

girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup,

o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri

etrafına toplar, sersem eder.(  70)

Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için

taraftarları çok olur.
------------------------------
Deccal ne zaman çıkacak?

Bu soruya daha net bir cevap verebilmek için Deccalın çıkacağı atmosferi bilmekte fayda vardır. Bu bilinirse onun ne zaman çıkacağını anlamak kolaylaşır.

Bilindiği gibi, çöplükler, bataklıklar haşerâtın menbaıdırlar. Deccal da çıkmak için kendine manevî bir bataklık bulacaktkır.

Mikropların zayıf bünyede at oynattığı gibi Deccal da zayıf bir mânevî atmosferi kollar, ortaya çıkar ve faaliyetini sürdürür.

Bir hadis-i şerifte bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir :

   “Deccal dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz hale geldiği bir anda ortaya çıkar."(  1)

Evet, Deccal dinî duyguların zayıfladığı, sulhün sükûnun kalktığı, insanların ihtilâfa düştüğü, kin ve düşmanlık duygularının kol gezdiği bir anda zuhur edecektir.(  2)

O günler, îman ve küfrün açıkça kamplaştığı, kesin hatlarla birbirlerinden ayrıldıkları günlerdir.(  3)

O günler, akılların çelindiği günlerdir. İnsanlar birbirlerini öldürürler. Öyle ki kişi komşusunu, amcaoğlunu, yakınını öldürür de(  4) öldüren de, öldürülen de niçin olup

bittiğini bilmezler.(  5)

Başka bir hadiste ise bu ortam şöyle anlatılır :



   "Kitap ve Sünnet ne tarafa dönerse siz de o tarafa dönünüz. Haberiniz olsun kitap ile hükümet birbirlerinden ayrılacaktır. İşte o zamanda sizler sakın Kitabın emrinden

ayrılmayınız."

   "Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza bir takım âmirler ve devlet başkanları gelecek de, onlar (  siz yardıma muhtaç iken, devlet hazinesinden ) sizlere vermezlerken,

(  hakları yokken) kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklar. Eğer sizler onlara karşı gelirseniz sizi öldürürler, kendilerine itaat edip uyarsanız sizi (  Şeriat yolundan)

saptırırlar."(  6)

Deccal ve Süfyan âhirzamanın insanlarıdır. Dönemlerinde herşey alt üst olur, bozulur; hele insanlar görülmedik derecede bozulurlar. Bir rivayette bildirildiğine göre, o devirde

bir kısım kimseler dinle dünyayı talep ederler. İnsanlara karşı yumuşak, dindar görünmek için koyun postuna bürünürler. Dilleri şekerden tatlıdır, fakat kalbleri canavarların

kalblerine benzer. Allah onlara içlerinden öyle bir fitne gönderir ki, değil sadece kötülük işleyenler iyiler bile şaşkına dönerler. Ne onu uzaklaştırabilirler ve ne de

paçalarını ondan kurtarabilirler.(  7) İşte Deccal ve Süfyan böyle anları kollarlar.

Bir rivayette Deccalın büyük bir savaştan sonra çıkacağı bildirilir.(  8  )

Her asır büyük savaşlar görmüştür ve kendilerine göre deccalları da bulmuştur. Meselâ zamanlarının büyük savaşlarının baş aktörleri olan Cengiz ve Hülagu birer deccal idiler.

Ama yaşlı dünyamız, daha nice büyük savaşlara sahne olacak, ağrımayan başını ağrıtacak, saçlarını ağartacak, ölüm fermanını çabuklaştırmak için âhirzamanın dehşetli şahıslarına

meydan açacaktı.

Birinci ve ikinci Cihan Savaşları, çağların en büyük savaşları arasında yerlerini almıştır. Acaba böyle bir anda Deccal ve Süfyan çıkamazlar mıydı?

Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşına katılan devletleri ele alırken, Büyük Deccalın çıktığının sinyallerini verir. Bu savaşta, "Allah’a dayanıp dinsizliği kaldıracağım. İslâmiyeti

ve İslâmları himaye edeceğim” diyen Almanya, Büyük Deccalın şahs-ı mânevîsini temsil eden dinsizliği yaymaya çalışan Rusya, Çin ve müttefiklerine karşı kahramanca mücadele

vermiş, Büyük Deccalın çıkışının değişik mânâlarından bir mânâsının mu’cizâne haberini fiilen göstermiştir." (  9)

“Din afyondur” sloganıyla ortaya çıkıp bütün dinlere savaş açan, 1917’de Rusya’da çöreklenen, sonra da etrafına dal budak salan komünizmin çıkış zamanı da başka bin büyük savaş

olan Birinci Cihan Savaşı yıllarına denk gelmektedir. Bu da yine Resûlullahın gaybî bir ihbarının, mu’cizâne bir tarzda gerçekleşmesinden başka birşey değildir.

İslâm Deccalı Süfyanın çıkış yılları da Büyük Deccalın çıkışıyla hemen hemen aynı yıllardadır.

Hz. Ali’nin (  r.a.) istikbalden haber veren meşhur Kaside-i Ercûze'sinde Süfyanın çıkacağı zamanı bildirdiğini görüyoruz. Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî Hazretleri,

Mecmuatü'l-Ahzab isimli matbû eserinin 582-597 sayfaları arasında yer alan bu kasidenin Süfyan'dan bahseden bölümüne tarih bile düşmüştür.

Bediüzzaman Hazretleri, Kaside-i Ercûze hakkında bilgi verirken, bu husustan da bahseder :

   "1350 sene evvel Hazreti Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bir şâkirdi ve esrar-ı Kur'âniyenin dersini bizzât Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan alan Hz. Ali (  r.a.)

meşhur ve matbû kasidesinde demiş ki :
   ... İşte bu kasidede Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan aldığı derse binâen diyor ki :

   Huruf-u Arabiye Acemî, yani Frengî hurufuna tebdil edildiği zaman Deccalı intizar ediniz [bekleyiniz]."(  10)

Bu ifadelere göre İslâm Deccalı Süfyanın çıkmış olması gerekiyor.

Önceden siyaseti İslâma âlet edip o yolla da önemli hizmetler veren Bediüzzaman’ın, gün gelip siyaseti terk ettiğini ve mesâîsini bütün bütün îman hizmetine tahsis ettiğini

görüyoruz. Sebebini ise şöyle açıklar :

   "Beşinci Şuâ'nın aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecbûriyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele

edilmez diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimâiyeyi terk edip yalnız îmanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf ettim."(  11)

Bu durum talebelerinin kaleme aldığı ve kendi tashihinden geçen Tarihçe-i Hayat isimli eserinde ise şöyle anlatılır :

   "Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı âhirzamana [hadislerde âhirzamanda çıkacağı belirtilen şahıslara> ait haberlerin mühim bir kısmını ve Hürriyetten evvel İstanbul'da

tevilini söylediği hadislerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak

ve mukabele edecek olan Hızb-i Kur'ân hakkında, 'O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset cânibiyle onlara galebe edilmez; ancak mânevî kılınç hükmünde i'caz-ı Kur'ân'ın nurlarıyla

mukabele edilebilir' tavsiyesine uyarak Van'a gider." (  12)

Bu ifadeler, bir yandan açıkça Süfyanın çıktığını bildirirken, öte yandan da ona karşı siyasetle değil, maddî güçle de değil, ancak mânevî kılınç hükmündeki îman ve Kur’ân

hakikatleriyle durulabileceğini göstermektedir.

Büyük Deccal, İkinci Dünya Savaşıyla dünyayı kasıp kavururken, İslâm Deccalı da âlem-i İslâmda sinsî plânlarını uygulayacaktır. Tefekkürnâme-Mârifetnâme isimli eserinde

Bediüzzaman, "Allah, bu ümmetin üzerinde Deccalın kılıncıyla büyük harb kılıncını bir arada tutmayacaktır" hadis-i şerifi altına düştüğü bir notla bu noktaya işaret eder :

   "Melhame-i Kübrâ [Büyük Savaş] olan İkinci Harb-i Umûmî âlem-i İslâmı hırpalamadığı işaretiyle İslâmlar içinde bir Deccal, âlem-i İslâmı başka bir tarzda hırpalayacak."(  

13)

Kalacağı süre

Deccalın yeryüzünde kalacağını süreyle ilgili olarak değişik rivayetler vardır. Kırk sabah,(  14) kırk gece,(  15) kırk yıl(  16) gibi.

Deccalın uzun veya kısa süre kalması o kadar önemli midir? Aslında bundan daha önemli olan onun, ister uzun, ister kısa süre kalsın, yaptığı tahribattır. Çünkü o çok kısa

zamanda çok büyük tahribât yapacaktır. Yıkmanın kolay, yapmanın zor olduğu düşünülürse, tamirâtının yıllar alacağı da kendiliğinden ortaya çıkar.

Deccalın dört gününün bulunduğu; birinci gününün bir sene, ikinci gününün bir ay, üçüncü gününün bir hafta, dördüncü gününün de normal günler gibi olduğu şeklindeki rivayet,(  

17) aynı zamanda Deccalın icraatının dehşetini de haber vermektedir.

Şuâlar'da belirtildiğine göre hem büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç istibdat dönemi mânâsında, üç günleri bulunmaktadır :  Birinci gün ve devresinde üç yüz senede, ikinci

devresinde otuz senede, üçüncü gün ve devresinde bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdîleşir, birşey yapmaz, yalnız vaziyeti

muhafazaya çalışır.(  18  )

Deccalın dönemi uzun gelir insanlara. Çabuk bitmez. Çünkü yokluklar, sıkıntılar, çileler dönemidir. Evet, sıkıntılı günler çabuk geçmez.

------------------------------

"Deccal" ve "Süfyan" hakkında bilgi verir misiniz ?

Âhir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar :  Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat,

zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (  a.s.)

iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (  a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama

olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (  a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş,

fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

   "Hz. Âdem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (  diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(  1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(  2) Sadece

Resûl-i Ekremin (  a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(  3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına

dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimiz (  asm)'in bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda

kalacaklardır.(  4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâm'ın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de

Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(  5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran,

bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, “yalancı, dalâlete sürükleyici"(  6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem

dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği

kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, “Mesih” kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok

mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir :  Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz,

yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, “Mesihü'd-Dalâle," “Sapıklık Mesihi” diye söz edilir.(  7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

   “Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(  8  )

   buyurulmaktadır. Mahiyeti ise :

   "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(  9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(  10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun

için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde

gayretullaha dokunmayacaktır.(  11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(  12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında

Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin

olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(  13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(  14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını

cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti :

   "'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir

milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o

müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb

etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(  15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(  16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm

Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(  17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(  18  ) ve Hz. Ali hep bu Deccalden bahsetmiştir.(  19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve

aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma

bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, Firavunu Hz. Musa'sız

düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun

karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün

değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan

veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (  a.s.m.)

muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem

mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(  20)


------------------------------
Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar :  Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat,

zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (  a.s.)

iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (  a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama

olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (  a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş,

fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

   "Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (  diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(  1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(  2) Sadece

Resûl-i Ekremin (  a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(  3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına

dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (  asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda

kalacaklardır.(  4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü (  asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda

Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(  5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran,

bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"(  6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem

dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği

kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok

mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir :  Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz,

yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.(  7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

   "Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"(  8  )

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve

münafık bir şahıstır."(  9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(  10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun

için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde

gayretullaha dokunmayacaktır.(  11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(  12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında

Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin

olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(  13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(  14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki

iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti :

"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir

milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o

müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb

etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(  15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(  16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm

Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali(  17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(  18  ) ve Hz. Ali (  ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.(  19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak

ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma

bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (  as)'siz, Firavunu Hz. Musa' (  

as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun

karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün

değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan

veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (  a.s.m.)

muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem

mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."(  20)

------------------------------
Bir hadiste okudum, otuz deccal çıkmadan kıyamet kopmaz, diye... Biz bir tane deccal çıkacak biliyorduk, açıklar mısınız?

Deccalların sayısı çoktur, her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(  1)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm

Deccalıdır. Buna Hz. Ali (  ra) (  2) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir (  3) ve Hz. Ali (  ra) hep bu Deccal'den bahsetmiştir.(  4) Süfyan, Müslümanlar içinde

çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma

bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (  as)'siz, firavunu Hz. Musa (  

as)'sız düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

------------------------------
Deccalin alnında kafir yazılması mecaz bir ifade mi? Kıyamete yakın inananların alnında mümin, kafirlerin alnında kafir yazısı olacağı söyleniyor...

Ahir zamanda deccalın alnında kafir yazısı yazılı olacağını bildiren rivayetler vardır. Bu tüm kafirler için değil sadece deccal hakkında söylenmiştir. Ayrıca bu ifade mecazdır.

Yani deccalın özelliğini bildirmiştir.

Deccal, görünüş olarak normal bir insandır. “Mağrur, mütekebbir, firavunlaşmış ve Allah’ı unutmuş olduğundan; geçici, kuvvete dayalı hakimiyetine “Ulûhiyet :  İlâhlık” namını

vermiş ahmak bir şeytan ve dessas bir insandır.” Yani korku ve panikle iş yapar. Manevi şahsiyetini temsil edecek olan dinsizlik akımı pek büyük olacaktır.

Bazı İslam alimleri tarafından bu akımın, tahribatının çok büyük olacağına dikkat çekilerek, sistemleştireceği dinsizlik akımına “DECCALİZM” denilebileceğine ve buna hadislerde

de işaret olduğuna dikkat çekilmektedir.(  1) Hiçbir insan veya insan görünümlü şahsın, ebedi yaşaması mümkün olmayacağı için onun hem yardımcılarının olması hem de öldükten

sonra düşüncelerinin bir ideoloji veya rejim olarak yaşatılması, etkisinin önemi bakımından kayda değerdir.

Sahih hadis kaynaklarında anlatılan hadislere göre deccalin eşkali şöyledir :

Kızılca renkli, kıvırcık saçlı, iri cüsseli, kalın boyunlu, tek gözlü ve şaşıdır. Sağ gözü kör olacak. Tek gözü, geniş alnı ortasında sallanan bir üzüm tanesi gibidir.(  2)

Alnında, iki gözünün arasında “ke-fe-re, yani kâfir” yazılıdır.(  3) Sıkıntılı günlerde(  4), eşek sırtına binmiş olarak ortaya çıkacak ve böyle gezecek.(  5) Kendisine

özellikle münafıklar, kadınlar ve Yahudiler iltihak edecektir.(  6) Her peygamber, ümmetini bu yalancının çıkaracağı fitnenin büyüklüğü konusunda uyarmıştır.(  7)

Diğer taraftan, yanında bol miktarda yiyecek, su ve ateş bulunacak(  8  ); bir yanında cennet, bir yanında cehennem taşıyacak(  9); istediği zaman yağmur yağdıracak ve ölüleri

diriltecek(  10); birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü sair günler gibi olacak, çıktığı zaman dünya duyacak ve kırk günde dünyayı

dolaşacak(  11); Mekke ve Medine hariç bütün dünyayı fethedecek, 40 gün veya 40 yıl hüküm sürdükten sonra(  12), Suriye veya Filistin’de “Ludd” kapısında, Hz. İsa tarafından

öldürülecektir.(  13)

Burada anlatılan hususların çoğunun sembolik olduğu açıktır. Çünkü bu ölçülerde bir insan bulmak mümkün değil gibi bir şeydir. Hem eğer anlatılan gibi birisi olsa zaten onu

herkes tanır ve sakınır. Hz. İsa (  as)’a da gerek kalmadan insanlar onu bir şekilde öldürürlerdi.

Benzer semboller mehdi hadislerinde de göze çarpmaktadır. Bu yüzden anlatılan hususların deccal ve mehdiye ait birtakım özellikler olduğu anlaşılmaktadır ki, hem imtihan sırrı

bozulmasın, hem de her devirde çıkacak birtakım özelliklere göre o şahıslara karşı dikkatli davranılsın.

------------------------------
Deccal nereden çıkacak?

Deccal söz konusu olunca, nereden ve ne zaman çıkacağı hususları da ister istemez akla gelir. Peygamberimizin, bunlara da cevap verdiğini görüyoruz.
Büyük Deccal kuzeyden çıkacaktır. Bunu "Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, diğer günleri de normal günler gibidir"(  1) hadis-i

şerifinden öğreniyoruz.

Çünkü, Kuzey kutup bölgesinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Yazın, trenle birgün güneye doğru gelinse bir ay güneşin batmadığı görülür. Sonra otomobille birgün daha

gelinse bir hafta boyunca güneş batmaz. İşte bu durum büyük Deccalın kuzeyden çıkıp güneye doğru tecavüz edeceğini mu’cizâne haber verir.(  2)

Resûl-i Ekrem (  a.s.m.), Süfyanın da ümmeti içerisinden çıkacağını44 bildirirken, çıkış yerinin Doğu olacağına da dikkat çekmiştir. Buna Resûlullah, öylesine önem vermiştir ki

üç defa tekrarlama ihtiyacı hissetmiştir.

Bir rivayette Horasan denilen Doğu tarafında bir yerden çıkacağı bildirilmektedir.(  3) Başka bir rivayette daha detaya inilerek, "Isbahan (  Isfahan) Yahudiyesinden çıkacağı"

bildirilmektedir.(  4) Isfahan bölgesinde yer alan Şehristan ve Yahudiya’nın, Yahudîlerin en çok bulundukları iki şehir olduğunu biliyoruz.

Şuâlar'da bu tip rivayetlere şöyle bir açıklık getirilir :

   "Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan

yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle, Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder."(  5)



Bununla birlikte Deccal'ın Şam'dan çıkacağı(  6) şeklindeki rivayetler de bulunmaktadır. Allah Resûlü, "Sizleri benden sonra çıkacak yedi fitneden sakındırırım" buyururken,

"Şam'ın merkezinde zuhur edecek Süfyanî fitneyi de bunlar arasında saymıştır.(  7)

Hâkim'in Müstedrek'inde yer alan bir rivayette Süfyanî Deccalden bahsedilirken, Dımaşk'ın [Şam> ortasından çıkacak bu adamın zâlim birisi olduğu, kendisine tâbi olanların çoğunu

Kelb Oğullarının teşkil edeceği, ayak basmadık yer bırakmayacağı, sonunda Âl-i Beytten çıkan bir adam tarafından askerleriyle birlikte öldürüleceği bildirilir.(  8  )

Bu rivayetler, öncekilerle çelişki teşkil etmez. Aksine birbirini destekler, tamamlarlar. Çünkü Doğu, Horasan bölgesi, Resûlullah bu sözlerini söylediği anda Deccalın

içerisinden çıkacağı kavmin bulunduğu yerdi. Şam ve civarı da o kavmin sonradan hâkim olduğu hilafet merkezlerden biriydi. Şam değil de, daha başka bir merkez de olabilir. Bu

farklılığın sebebi râvîlerin meseleye kendi yorumlarını da katmış olmalarıdır. Çünkü, "Merkez-i hilafet eski zamanda Şam'da, Irak'ta ve Medine'de bulunduğundan ravîler, kendi

içtihadlarıyla daimî öyle kalacak gibi mânâ verip, merkez-i hükümet-i İslâmiye yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler, hadisin mücmel haberlerini kendi

içtihadlarıyla tafsil etmişlerdir."(  9)

Bununla birlikte bu rivayetlerde, İslâm deccalı Süfyanın, uzun yıllar İslâma başkentlik yapan Şam'da inançsızlığa dayalı sisteminin projelerini hazırlayabileceğine de bir işaret

vardır. Çünkü Hz. Mehdî de yangını suyla söndürürcesine, “Şam’ın minberine çıkıp”(  10) meşhur hutbesini okuyarak onun sinsî plânlarını akamete uğratmaya çalışacaktır.

Deccal'ın Mekke ve Medine'ye girememesi

Müthiş, korkunç bir âfet olan Deccalın şerri, bulaşıcı hastalık gibi her yere yayılır, sadece Mekke ve Medine'ye giremez. Allah Resûlü onun ayak basmadık yer bırakmayacağını,

ancak Mekke ve Medine’ye giremeyeceğini bildirmişlerdir. (  11)

Deccalın hükmü heryere ulaştığı halde(  12) Medine'ye girmesi haram kılınmış,(  13) korkusunun bile orada hissedilmeyeceği beyan buyurulmuştur.(  14)

Resûl-i Ekremin (  a.s.m.) vefatından sonra bile şerefli yurdunun böyle bir felâketten korunmuş olması, oldukça önemlidir. Cenab-ı Hak, onun hürmetine harb, v.s. gibi çeşitli

sebeplerle bu mübarek beldeleri Deccalın tasallutundan kurtarır, onun sistem ve rejiminin girmesine engel olur.

------------------------------

Deccal kimdir? Deccal'in istidrac (  olağanüstü şeyler) göstermesi nasıl yorumlanabilir? Hindistan da ortaya çıkan Sai Baba adında bir adamın Deccal olduğu söyleniyor.

Dünya, imtihan yeridir. İnsanlar bu dünyada imtihana tabi tutulmaktadırlar. Deccal da bir imtihan vesilesidir. Allah'ın kendisine verdiği güçle birtakım hârikalar gösterecektir.

Deccâl'in göstereceği hârikalara "istidrâc" denir. İstidrâc, "inançsız ve şerîr kimselerin arzularına uygun olarak gösterdikleri hârikalara" denir.

İlâhlık iddia eden Deccâl, istidrâc türünden hârikalar gösterecek ve neticede bazı zayıf inançlılar buna aldanacak, imanı kuvvetli olanlar ise kanmayacaklardır.

Zira insanlar çok iyi bilirler ki, ilah doğmaz, yemez, içmez, acıkmaz, susamaz, dünyada insanlar tarafından görülmez. Halbuki Deccâl ise bir insandır, üstelik eksik yani kör bir

insan ve hatta kendi gözünü iyileştirmekten aciz bir yaratıktır. İşte insanlar, akıllarıyla bunları bilebilecekleri için Deccâl ve benzerlerinin istidrâc göstermeleri

mümkinattandır.

Müseylemetü'l-Kezzâb gibi peygamberlik iddia eden yalancılar ise "ihânet" türünden hârikalar gösterebilirler. Yani isteklerinin zıddı gerçekleşerek rezil olurlar. İstedikleri

yönde harika gösterseler; peygamberlik iddia eden yalancılarla gerçeğini halk ayırt edemez. Ve bu, halkın sapmasına sebep olacağından caiz değildir. İnsandan peygamber olur ama

ilah olamaz. Hz. Peygamber (  asm),

   "Dikkat edin Deccâl'in sağ gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir."

diye ümmetini bu konuda uyararak Deccâl'in harikalarına aldanmalarını önlemiştir. Hadislerde Deccâl'in iki gözü arasında KFR (  kâfir) yazılacağı ve bunun herkes tarafından

okunacağı bildirilmiştir. (  Müslim, Fiten,102, 103,105).

Deccâl, müminler için çok büyük bir fitne olduğundan, bütün peygamberler ümmetlerini Deccâl'e karşı uyarmışlardır. (  Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101).

DECCAL :  Bu kelime (  decl) kökünden mübalağalı ism-i faildir. Aşırı yalan ve aldatmalarla hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren ve münafıkane hakkı bâtıl ile karıştırıp

hakkı örten ve böylece cemiyetleri ifsad ve idlâl eden şahıs demektir. Tac tercemesi, V / 631. hadiste beyan edildiği gibi :  "Deccal meçhul (  gaib) bir şerdir." şeklindeki

ifadeden de anlaşıldığı gibi, süfyan denen İslâm deccalının deccallığı, herkesin anlayacağı tarzda apaçık değildir.

Münafıkane bir tavırla ümmeti ifsad ve idlâle çalışır. Deccalın başlattığı cereyana da deccaliyet denir. Deccalın en şerli ve zararlı tarafı da deccaliyetidir. Deccalın

ölümünden sonra da cereyanı hayli devam eder. Deccalın hak ile bâtılı karıştırmasına karşı Kur'an, hak ile bâtılın tefrik ve tebyinini ister, İşte Kur'an'ın dersini, tam anlayan

sahabeler nazarında hak ile bâtıl tamamen ayrılmıştı.

Deccal; "Sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhir zamanda gelecek ve Risâlet-i Ahmediyeyi inkar edip İslâmiyet'i tahribe çalışacak ve dünyayı

fesada verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır." Bir hadis rivayetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği Peygamberimiz Aleyhissalâtü

Vesselam tarafından bildirilmiştir.

Âlem-i islâm'da muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivayetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda

daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk'ı inkâra kadar cür'et edip medeniyet-i beşeriyeyi tahribe çalışan dehşetli

cereyanlar bu gaybî ihbarın doğruluğunu tasdik etmektedir.

   "Deccalın sahs-ı surisi insan gibidir. Mağrur, fîr'avunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan; surî, cebbârane olan hâkimiyetine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve

bir insan-ı dessastır. Fakat sahs-ı manevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azimi, pek cesimdir. Rivayetlerde Deccala ait tavsifat-ı müdhişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın

başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Artür Kal'asında tasvir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle,

ordusunun sahs-ı manevîsi gösterilmiş." (  Bediüzzaman, Mektubat, s.58  )

Âhir zamanda biri İslâm âleminde, diğeri beşeriyet âleminde olmak üzere, iki deccal ve cereyanları bulunur.

   "Sual :  ...Rivayetlerde, her iki Deccalın harikulade icraatlarından ve pek fevkalâde iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş..."

   "Elcevab :  (  İlim ancak Allah' ındır.) İcraatları büyük ve harikulade olması ise :  Ekser tahribat ve hevesâta sevkıyat olduğundan, kolayca harikulade öyle işler yaparlar

ki, bir rivayette, "Bir günleri bir senedir." Yâni; bir senede yaptıkları işleri ücyüz senede yapılmaz denilmiş... tstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde,

cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında

tevehhüm edilmeğe sebep olur."

   "Her iki Deccal, azamî bir istibdat ve azamî bir zulüm ve azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdat ki :  

-kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdâhale ederler. Zannederim asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyet-perverleri, bir hiss-i kablel vuku

ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hatâ bir cephede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir

adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer mâsumları tecziye ve tehcir ile perişan eder."

   "Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besliyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir

diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 593

-594)

(  Taç Tercümesi, V. cilt, 1026. hadisten 1047. hadisler; -Doç Dr. Abdülvehhab ÖZTÜRK tercümesinde sayfa 408-429 kadar- Deccal hakkındaki rivayetlerdendir.)

SÜFYAN :  Âhir zamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir

şahıs.

   "Rivayetler, Deccal'in dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş."

   "(  Gaybı yanlız Allah bilir.) Bunun bir te'vili şudur ki :  İslamların Deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (  R.A.) dediği gibi demişler ki

onların Deccalı, Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır. Yoksa büyük Deccalın cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat

etmiyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 585)

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor :

   “Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim :  Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan

çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfya-nî'nin fitnesidir.”

(  Kitab-ül Feteva-yı Hadisiyye, Ahmed Şehabeddin bin Hacer-ül Heyte-mî adlı eserin 30. sahifesinde ve Kenzü'l-Ummal, 14. cilt, 272.sahifede ve 39639, 39677. hadislerinde ve

diğer bazı hadis kitablarında "Süfyan"dan bahsedilir.)

   "Evet, "Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş."

   "Allahu a'lem, bunun bir te'vili şudur ki :  Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak'da ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlariyle -daimî öyle kalacak

gibi- mâna verip "Merkez-i Hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlariyle tafsil etmişler."

   ...

   "Diğer "bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş. Allahu alem bunun bir te'vili şudur ki :  Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi

ve Islâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle

Sûfyânî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder."

   "Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde Islâmiyetin ve Kur'an'ın elinde şeref-şiâr, bârika-asâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten

Islâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeğe çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor." diye rivayetlerden

anlaşılıyor."

   ...

   "Rivayette var ki :  "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile da lâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."

   "Vel'ilmu indallah, bunun bir te'vili şudur ki :  "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vâsıta-i saltanat olmadığı

halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve akliyle çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar

eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır." demektir." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 585-596)

   ...

   "Büyük Deccal'ın ispirtizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalı'nın dahi, bir gözünde teshir edici manyatizma bulunur. Hattâ rivâyetlerde, " Deccalın bir

gözü kördür. " diye nazarı dikkati gözüne çevirerek büyük Deccal'ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle , onlar

kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkıbeti ve ahireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."

   "Ben bir mânevi âlemde İslam Deccalını gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı

mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hâli bilmediklerinden hârikulâde iktidar ve cesaret zannederler."

   "Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraclı ve şanlı ve tâli'li ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan gizli ve dehşetli

olan mâhiyetine bakmayarak kahramanlık damariyle onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücâhid ordunun ve dindar milletin, ruhundaki nur-u îman

ve Kur'an ışığıyle hakikat-ı hâli göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribâtını tâmire çalışacağı, rivâyetlerden anlaşılır." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 225)

Süfyan ve Deccal'in kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denen cereyanları ve komiteleri daha dehşetlidir.

------------------------------

"Deccal uluhiyet dava ettiğinde bir genç karşı çıkacak. Deccal o genci öldürecek, genci sonra tekrar diriltecek." anlamında bir hadis var mıdır? Varsa manası veya tevili nedir?

Uzun bir hadisin soruda geçen kısmı şöyledir :


“... Deccal bir kavmin üzerine gelir ve onları dâvet eder. Onlar da ona iman edip kendisinin çağrısına uyarlar. Ardından semaya emreder, sema yağmur yağdırır. Yere emreder de,

yer her türlü bitkiyi bitirir... Bir harabeliğe uğrar ve ona hitaben :  ‘Hazinelerini ortaya çıkar’ diye emreder. Sonra yetişkin gençlik dolu bir civanmert çağırır. Onu kılıçla

vurup, iki parça halinde keser. Parçalarını bir ok atımı mesafesi kadar birbirinden ayırır. Sonra, parçaladığı genci çağırır. O da hemen yüzü parıldayarak ve güler halde ona

yönelir, gelir. ...” (  Müslim, Fiten, 110)

Hadiste Deccal’ın kavimleri kendine tabi edeceği, semaya emredip yağmur yağdıracağı, yere emredip her türlü bitkiyi bitireceği, bir genci çağırıp öldüreceği, sonra tekrar

dirilteceği, dirilen genci çağırdığında bu gencin gülerek kendisine geleceği şeklinde ifadesini bulan Deccal’ın “fevkalâde güç ve iktidarı”, Bediüzzaman’a göre, Deccal’ın temsil

ettiği manevî şahsiyetin dehşet ve azametinden kinayedir. Şahs-ı manevîsinin dehşetli azameti, fevkalâde iktidarı ve olağan üstü gücü bu ifadelerle bildirilmiştir ki, işi ve

icraatı tahrip olduğundan, gençlik şehvetini tahrik ederek gençleri zevk ve eğlencelerle güya diriltir, fakat maneviyat açısından öldürür ve her türlü bozgunculuğu yapar. (  bk.

Şualar, Beşinci Şua)

Çünkü tahribat kolaydır. İştiha ve şehvetleri tahrik eden icraatlar, nefisler taraftar olduğundan, çabuk yaygınlaşır ve kabul görür. O şahıs fevkalâde büyütülür. Azamî bir

istibdat, azamî bir zulüm, azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket eder. Herkesin vicdanına, mukaddesatına ve hatta elbisesine kadar müdahale eder. Şahsında pek acaib ve harika

bir iktidar bulunduğu meddahları tarafından yayılır.

Deccalın genci diriltmesi konusu başka şekillerde de anlaşılabilir. Bu hususta ulemadan hicri dördüncü asırda yaşamış el-Halimi, 'EI Minhac' isimli eserinde farklı bir açıklama

yapmaktadır. Ona göre deccalın insanı öldürdükten sonra diriltmesi bir çeşit tedavi yoluyla olacaktır. (  Sarıtoprak, Zeki, Deccal, Yeni Asya Yayınları, s. 84)

Nitekim, Antibiyotik olan Penicilin bulunduğu zaman tıbba büyük bir kapı açılmıştı, tabi aynı zamanda inkarcılara da. Artık eskiden ölecek zannedilen, ölecek olarak bilinen

hastalar antibiyotik'in kullanışıyla iyileşmekteydi. Herkesin başı dönmüştü, sanki ölüme çare bulmuşlardı. İnsanlık için tarihde az rastlanılan başarılardan birisi idi.

İnkarcılık fikri de artık meydan okuyordu. Sanki artık ölüleri diriltiyorlardı, çünkü eskiden o hastalıktan ölen insanlar şimdi artık bir haftalık veya bir kaç haftalık

tedaviden sonra eski sıhhatine kavuşuyorlardı. Her şeyi biliyoruz, her şeye bir çare buluruz zannına kapılmışlardı. Fakat aradan bu kadar sene geçmiştir, bugün insanlar artık

bilgilerinin çok az olduğunu itiraf etmektedirler. Ve yeni hastalıklar çıkmaktadır, onlara karşı hiçbir tedavi yöntemi bulamamaktadırlar, yine en sonunda acizliklerini itiraf

etmek zorunda kalmışlardır.

Diğer taraftan sihir ve büyü ile insanların gözlerini boyayarak bir kişiyi ortadan ikiye ayırmış gösterebiliyorlar. Bazı Hadis-i Şerifler'de buna işaret vardır. Mesela bir

Hadis-i Şerif'de, genç mü'mini kılıçla ikiye böleceği ifade edilirken, diğer bir Hadis-i Şerif'de testere ile ikiye böleceğini iki parçanın arasında yürüyeceğini ve kalk

diyeceğini ve adamın tam olarak kalkacağını belirtmektedir. Başka bir Hadis-i Şerif'de deccal adamı ikiye böldükten sonra hempalarına :  "Ben bunu diriltirsem Rabb'iniz olduğuma

inanacak mısınız?" diye sorar. Sonra deccal deyneğini alıp her iki parçaya vurur, bunlar ayağa kalkarlar, dostları bu hali görünce onu tasdik ederler, sevgi izhar ederler ve

onun Rabbleri olduğu hususunda kanaat sahibi olurlar. (  Bu son rivayet zayıfdır). Bu Hadis-i Şeriflerden anlaşıldığına göre, bu Hadis-i Şerif'de belirtilenler durum bugünkü

sihirbazlarda vardır, onlar da bazı insanları sihir yaparak güya ortadan ikiye bölerler, ayırırlar (  insanların gözlerine öyle gösterirler), aradan geçerler sonra tekrar

birleştirirler ve adamı kaldırırlar.

Alimlerin bu açıklamasından başka kesin delile dayanan başka bir açıklama vardır. O da Kur'an-ı Kerim'de geçmektedir :

"Allah kendisine hükümdarlık verdi diye (  şımararak) Rabb'i hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? İbrahim :  'Benim Rabb'im odur ki yaşatır, öldürür' demişti. (  Nemrut)

'Ben de yaşatır, öldürürüm' dedi. İbrahim :  'Allah güneşi doğudan batıya getirir, sen de onu batıdan getir' deyince inkar eden o adam (  Nemrut) şaşırıp kaldı. Allah, zalim

toplumu doğru yola iletmez." (  Bakara, 2/258  )

İşte bu Ayet-i Kerime'de Nemrut kendisinin de öldürüp dirilteceğini iddia etmektedir ve rivayetlere göre Nemrut öldürülmesi gereken kimseyi azad edip, bir suçsuzu da öldürmek

suretiyle kendisinin güya diriltmeye ve öldürmeye kadir olduğunu Hz. İbrahim (  as)'e söylediği rivayet edilir. Hz. İbrahim bu mevzuda onunla daha fazla tartışmayıp hemen diğer

soruyu sormuştur ve o da şaşırıp kalmıştır. İşte deccalın da diriltmesi, Nemrut'unkinden pek farklı olmayabilir.

Konuyla ilgili rivayetler, sihre işaret ettiği gibi, aldatma ve kandırmaya da işaret etmektedir. Onun için başta Bediüzzaman olmak üzere bir çok alimler tevil etmişlerdir. Yoksa

bu Allah'ın kudretini inkar değildir, böyle bir kâfirin eline böyle kuvvetli hüccet vermez kanaatından dolayıdır. Ayrıca Hadis-i Şerifler deccalın genç mü'mini öldürüp

dirilttikten sonra kimseyi öldürüp diriltemeyeceğini bildirmektedir ki, bu ya onun sihrinin bozulacağını ve sahtekarlığının ortaya çıkacağını ya da Müslümanlara daha fazla

zulmedemeyeceğine ve onların kurtuluşa ereceklerine işaret etmektedir.

Şu halde, Deccal'in elinden zuhur edeceği ifade edilmiş olan harikulâde hadiseler bir kısım te'vil ve izaha muhtaç müteşabih ifadeler olarak anlaşılmalıdır. Söz gelimi,

"Deccal'in çıkacağı zamanda teknik ve ilmin gelişmesi sebebiyle, yağmurun yağdırılması, yerden insanlığın menfaatine pek çok şeyin kolayca elde edilebilmesi, bütün bunlara imkan

veren ilim, teknik ve maddî gücün büyük ölçüde Deccal'le sembolleştirilen şer cephesini tutanların elinde olacağı, zamanla o sırları, Mehdi sembolü ile ifade edilen hayır

cephesinin ele geçirerek mahvolmaktan kendilerini koruyacakları" şeklinde yorumlanabilir.

Ama  unutmayalım :  Resulullah (  asv)'ın istikballe ilgili ihbarları hep teşbihlidir. Yorum yapılırken hissedilen, zannedilen manada kesin hüküm verilmez, ihtimal olarak ifade

edilir, gerçeği ise Allah bilir.

---oOo---
--o--
Selam ve dua ile...
------------------------------
Dipnotlar 1

(  1) Müslim, Fiten :  126.
(  2) Nursî,Şuâlar, s. s. 299.
(  3) Tirmizî, Fiten :  56.
(  4) Ebû Davud, Melahim :  14.
(  5) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Îman :  277; Müsned, 2 : 122, 144.
(  6) Buharî, Fiten :  26.
(  7) Buharî, Libas :  68; Müslim, kitabü'l-Fiten :  20. Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim :  14.
(  8  ) Müsned, 2 : 191.
(  9) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahım : 14.
(  10) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  101-102; Tirmizî, Fiten :  62; Müsned, III : 115, 211.
(  11) Müslim, Fiten :  95, 101-102; Ebû Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  56; Müsned, III : 103, 173, 201.
(  12) Nursî, A.g.e., s. 358, 502.
(  13) Buharî, Enbiya :  3; Rüya :  11.
(  14) Buharî, Fiten :  26, Enbiya :  77; Müslim, Fiten :  95, 100, 109; Ebû Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  56, 62; Müsned, 1 : 176, 182; II : 27, 149.
(  15) Müsned, 3 : 367-368.13
(  16) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Kitabü'l-Fiten :  20; Müsned, II : 33.
(  17) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim (  Deccalın çıkışı babı) 4 : 116-117.
(  18  ) Müsned, 5 : 123-124.
(  19) Müsned, 1 : 374; 3 : 79.
(  20) Kurtubî, et-Tezkire fî Ahvali’l-Mevtâ ve’l-âhire, I-II (  Kahire :  1406/1985), 2 : 397-398.
(  21) Ali el-Karî, Ali bin Sultan el-Herevî, Mirkatü’l-Mefatih (  Kahire :  ts.), 5 : 190.
(  22) Sarıtoprak, A.g.e., s. 128.
(  23) İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, a-v-r md.
(  24) Nursî, Lem'alar, s.
(  25) Sarıtoprak, A.g.e., s. 117.
(  26) Nursî, Şuâlar, s. 499.
(  27) A.g.e., s. 513-514.
(  28  ) Canan, A.g.e. (  İstanbul :  Akçağ Yayınları, 1992), 13 : 458.
(  29) Müslim, Fiten :  89.
(  30) el-Münavî, Feyzü'l-Kadir Şurhu Câmii’s-Sağîr, I-IV. Beyrut :  1392 (  1972), Hadis no :  4249; el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid ve Menbâü’l-Fevâid, I-VIII (  Beyrut :  

1403/1982), 8 : 344.
(  31) el-Berzencî, es-Seyyid eş-Şerif Muhammed bin Resûl, el-İşâa fî Eşrâti’s-Sâa (  Kahire :  Selimağa Kütüphanesi, No :  582, ts), s. 167, 168.
(  32) Nursî, Şuâlar, s. 505.
(  33) A.g.e., s. 508.
(  34) Nursî, Kastamonu Lâhikası, s. 53-54.
(  35) Nursî, Şuâlar, s. 492.
(  36) Kenzü'l-Ummal, 14 : 334.
(  37) Nursî, A.g.e., s. 513-515.
(  38  ) Kenzü'l-Ummal, 14 : 330.
(  39) Müsned, 3 : 367-368; Hâkim, Müstedrek :  4 : 530.
(  40) Hâkim, Müstedrek :  4 : 529-530.
(  41) Müslim, Fiten :  110; Ebû Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  59; İbni Mâce, Fiten :  33, Müsned, 6 : 455-456.
(  42) Müslim, Fiten :  91.
(  43) Nursî, A.g.e., s. 509.
(  44) Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor (  İstanbul :  Yeni Asya Yayınları, 1993), II : 242-243.
(  45) Kastamonu Lâhikası, s. 53.
(  46) Nursî, Şuâlar, s. 506.
(  47) İmam-ı Azam Ebû Hanife, el-Fıkhu'l-Ekber, (  Kahire :  ts), s. 5.
(  48  ) Buharî, Fiten :  27; Fezâilü'l-Medine :  9; Müslim, Fiten : 110, 112-113; İbni Mâce, Fiten :  33; Tirmizî, Fiten :  59; Müsned, 5 : 434-435; 6 : 456.
(  49) Sarıtoprak, A.g.e., s. 84.
(  50) el-Bürhan, s. 57.
(  51) Buharî, Fiten :  25, Enbiya :  50; Müslim, Fiten :  105 (  H. 2935); Ebû Davud, Melahim :  14 (  H. 4315).
(  52) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  114; İbni Mâce, Fiten :  33; Müsned, 4 : 248, 252.
(  53) Müslim, Fiten :  20.
(  54) Müslim, Fiten :  104; İbni Mâce, Fiten :  33.
(  55) ez-Zebidî, Zeynüddin Ahmed bin Ahmed bin Abdi’l-Latif, çev. Kâmil Miras, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi (  Ankara :  DİB Yayınları, 1973), 9 : 184.
(  56) Aliyyü'l-Karî, Mirkat, 5 : 196.
(  57) Müslim, Kitabü'l-Fiten :  110.
(  58  ) el-Askalanî, Fethü'l-Barî, 16 : 214.
(  59) İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir Tercümesi, (  Beyrut :  İhyâü Türasi’l-Arabî, s. 491.
(  60) Nursî, Şuâlar, s. 503,509.
(  61) İhyâü Ulûmiddin, 1 : 59
(  62) Sarıtoprak, A.g.e., s. 121.
(  63) Nursî, Şuâlar, s. 504.
(  64) İbni Kesir, en-Nihaye, 1 : 96.
(  65) Nursî, Şuâlar, s. 500.
(  66) A.g.e., s. 491.
(  67) A.g.e., s. 358.
(  68  ) Fethu'l-Kebîr, 1 : 315, 2 : 185, 3 : 9; Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, 1 : 266.
(  69) Buharî, Daavat :  39; Müslim, 2 : 2200; Müsned, 2 : 185-186, 288.
(  70) Nursî, A.g.e., s. 504.

-------------
Dipnotlar2 :

(  1) Müsned, 3 : 367.
(  2) Abdülkadir Badıllı, Risale-i Nur'un Kutsî Kaynakları (  İstanbul :  Envar Neşriyat, 1992), s. 561.
(  3) Ebû Davud, Fiten :  1.
(  4) İbni Mâce, Fiten :  H. 3959.
(  5) Müslim, Fiten :  55.
(  6) Şârânî, Ölüm, Kıyamet ve Âhiret ve Âhirzaman Alâmetleri (  İstanbul :  Bedir Yayınları), s. 350.
(  7) Tirmizî, Zühd :  60.
(  8  ) Tirmizî, Fiten :  58; İbni Mâce, Fiten :  35; Ebû Davud, Melahim :  7, 9.
(  9) Nursî, Kastamonu Lâhikası (  Germany :  1994), s. 53-54.
(  10) Rumuzât-ı Semâniye, 4. Remiz.
(  11) Şuâlar, s. 314.
(  12) Nursî, Tarihçe-i Hayat (  Germany :  1994), s. 131-132.
(  13) Nursî, Bedüzzaman Said, Tefekkürnâme-Mârifetnâme, çev. Dr. Abdülaziz Hatip (  İstanbul :  Gençlik Yayınları, 1993), s. 248.
(  14) Müsned, 5 : 364, 434-435.
(  15) Müsned, 3 : 367
(  16) İbni Mâce, Fiten :  33.
(  17) Müslim, Fiten :  110; Ebu Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  59; Müsned, 6 : 455-456.
(  18  ) Nursî, Şuâlar, s. 506.

-------------------
Dipnotlar3 :

(  1) Müslim, Fiten :  126.
(  2) Ramûzü’l-Ehadis, s. 518.
(  3) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  101.
(  4) Müslim, Fiten :  125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb :  70.
(  5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî :  64.
(  6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (  Kahire :  1313), 5 : 372.
(  7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (  Beyrut :  1403/1982), 7 : 348.
(  8  ) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (  Beyrut :  Dâru’l-Marife, ts.), 4 : 520; Kenzü’l-Ummal, 14 : 272.
(  9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (  Beyrut :  1989), 11 : 125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân, I-X (  İstanbul

:  1330), 8 : 197.
(  10) Müslim, Fiten :  125.
(  11) Nursî, Sözler, s. 158.
(  12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (  Beyrut :  972), 3 : 537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (  İstanbul :  Aksa Yayın-

Pazarlama, 1992), 9 : 335.
(  13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9 : 335-336.
(  14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(  15) Şuâlar, s. 360.
(  16) Buharî, Fiten :  25; Menakıb :  25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten :  1.
(  17) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1 : 59
(  18  ) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(  19) Şuâlar, s. 501.
(  20) Mektûbât, s. 425.

------------------
Dipnot 4 :
(  1) Buharî, Fiten :  25; Menakıb :  25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten :  1.
(  2) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1 : 59
(  3) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(  4) Şuâlar, s. 501.

-----------------
Dipnotlar 5 :

(  1) Mutlu, Kıyamet Alametleri, 46; Karş :  Bediüzzaman, 15. Mektubat, s. 372.
(  2) Buhari, Hac, 30; Fiten, 25; Libas, 68; Enbiya, 48; Müslim, Fiten, 19-20 (  95, 100-105); Tirmizi, Fiten, 56 (  2235-2241); Ebu Davud, Melahim, 14 (  4316-4320).
(  3) Buhari, Fiten :  27; Müslim, Fiten :  100-103, (  169)-(  2933).
(  4) Müsned, I, 417; Heysemi, VII, 345.
(  5) Müsned, III, 367; Müstedrek, IV, 530.
(  6) Müslim, Fiten :  25 (  124); İbnu Mace, Fiten :  33 (  4077).
(  7) Buhari, Tevhid :  17; Fiten :  25-26; Müslim, Fiten :  19 (  95-101); Ebu Davud, Melahim :  14 (  47); Müsned, I, 195.
(  8  ) Buhari, Enbiya :  50; Müslim, Fiten :  20 (  106-108  ); 22 (  114); İbnu Mace, Fiten :  33 (  4073).
(  9) Müslim, Fiten :  20 (  104-109); Müstedrek, IV, 433,439,540; Heysemi, VII, 343.
(  10) Müslim, 20-21 (  110-113); Tirmizi, Fiten :  59 (  224); Ebu Davud, Melahim :  14 (  4321); Müstedrek, IV, 337-339.
(  11) Müslim, Fiten :  110; Ebu Davud, Melahim :  14; Tirmizi, Fiten :  59; İbnu Mace, Fiten :  33; Müsned, IV, 181.
(  12) Müslim, Fiten :  23 (  116); Ebu Davud, Melahim, 14 (  4321); İbnu Mace, Fiten, 33; Müstedrek, IV, 537.
(  13) Müslim, Fiten, 20 (  110); İbnu Mace, Fiten, 33 (  4075); Müstedrek, IV, 492-494.

-------------------
Dipnotlar 6
(  1) Müslim, Fiten :  110; Ebu Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  59; Müsned, 6 : 455-456.
(  2) Nursî, A.g.e., s. 506.
(  3) Müslim, Fiten :  17; İbni Mâce, Fiten :  33.
(  4) Müslim, Hac :  486; Fiten :  119-121; Ebû Davud, Melahim :  15; Tirmizî, Fiten :  57, 66; İbni Mâce, Fiten :  33; Müsned, 6 : 412-413.
(  5) Tirmizî, Fiten :  57; İbni Mâce, Fiten :  33; Kenzü'l-Ummal, 11 : 261, 301.
(  6) Müsned, 3 : 224.
(  7) Nursî, A.g.e., s. 515.
(  8  ) Müslim, Fiten :  34; Muhammed Aliyyü’s-Sabban, İs'âfü'r-Râğıbîn (  Mısır :  1367/1948 [Nuru’l-Ebsar’la birlikte>) s. 150, 151; Ali bin Hüsamüddin. el-Bürhan fî Alâmeti

Mehdî Âhiri’z-Zaman. Konya Yusuf Ağa Kitaplığı, no :  312.), v. 89a.
(  9) Gümüşhanevî, Ahmed Ziyaeüddin, Râmûzü'l-Ehadis, çev. Abdülaziz Bekkine (  İstanbul, ts.), 1 : 18.
(  10) Hâkim, Müstedrek, 4 : 520.
(  11) Müslim, Fiten :  91.
(  12) Müsned, 5 : 16.
(  13) Buharî, Fezâilü'l-Medine :  9.
(  14) Buharî, Fiten :  26; Tevhid :  17; Tirmizî, Fiten :  61.

-------------------

Kaynaklar :
Sorularla İslamiyet
(  1) Müslim, Fiten :  126.
(  2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(  3) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  101.
(  4) Müslim, Fiten :  125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb :  70.
(  5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî :  64.
(  6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (  Kahire :  1313), 5 : 372.
(  7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (  Beyrut :  1403/1982), 7 : 348.
(  8  ) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (  Beyrut :  Dâru'l-Marife, ts.), 4 : 520; Kenzü'l-Ummal, 14 : 272.
(  9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (  Beyrut :  1989), 11 : 125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X (  İstanbul

:  1330), 8 : 197.
(  10) Müslim, Fiten :  125.
(  11) Nursî, Sözler, s. 158.
(  12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (  Beyrut :  972), 3 : 537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (  İstanbul :  Aksa Yayın-

Pazarlama, 1992), 9 : 335.
(  13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9 : 335-336.
(  14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(  15) Şuâlar, s. 360.
(  16) Buharî, Fiten :  25; Menakıb :  25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten :  1.
(  17) Gazalî, A.g.e., 1 : 59
(  18  ) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(  19) Şuâlar, s. 501.
(  20) Mektûbât, s. 425
Şaban Döğen

------------







Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi