Hz İdris Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı

Hz İdris Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı

İdris Aleyhisselâmın Soyu:

İdris (Ahnuh veya Unhuh veya Hanuh) b.Yerd (yahud Yarid)b.Mehlâil b.Kay­narı (yahud Kaynen) b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]

İdris Aleyhisselâma İdris Denilmesinin Sebebi:

idris Aleyhisselâma; Yüce Allâhın kitabından ve İslam Dininin Sünnetinden[2], Kitaplardan, Âdem ve Şis Aleyhisselamların Sahifelerinden[3] çok çok ders yap­tığı için[4] İdris adı verildiği rivayet edilir.[5]

İdris Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:


İdris Aleyhisselâm; beyaz tenli[6], uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü[7],

kaba Sakallı, İri kemikli, güzel yüzlü İdi.[8]

Yürürken, adımını, kısa atar[9], önüne bakardı.[10]

Vücudu, az kıllı, başı, çok saçlı idi. Vücudunda, yaratılıştan beyaz bir nokta vardı.[11] Sesi, ince ve konuşması mülayimdi.[12]

İdris Aleyhisselâmın Özelliklerinden Bazıları:

İdris Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmdan sonra[13], kalemle ilk kez yazı yazan [14],

İlk kez yıldızlar ve hisab ilmini gözden geçiren zat idi.[15]

Geçmiş devirlerin bütün ilimleri kendisinde toplanmıştı.[16]

Bütün ilimler kendisine öğretilmiş, Şis Aleyhisselâmdan sonra hiç kimseye gizli ilimlerin Mushafı da ona teslim edilmişti.[17]

Kendisi terzi idi..[18]

İlk kez, iğne ile dikiş diken[19], ilk kez elbise dikip giyen de İdris Aleyhisselâmdı.

Halbuki, ondan önceki insanlar, hayvanların derilerini giyerlerdi[20]

Babası Yerd b. Mehlâil, İdris Aleyhisselâmı yerine bıraktığı ve kavmin oturdukları mukaddes dağdan , Kabil oğullarının yanına inmemeleri için[21] yaptığı va z ve nasihata kulak asamadıkları zaman[22] İdris Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara:

İyi biliniz ki: içinizden kim Babamız Yerd i , dinlemeyerek dağımızdan inerse, biz, onun bir daha dağaımıza çıkmasına meydan bırakmayacağız! demiş, fakat onlar, dağdan inmekten başkasına yanaşmamışlar, inecekleri yere inmişler, Kabil oğullarının kadınları ile düşüp kalkmışlardır.[23]

İdris Aleyhisselâm, çok ibadet edici bir zat idi. Kendisinin, bir günde yükselen ameline, zamanındaki Âdem oğullarını bir ayda yükselen amelleri denk gelmezdi.[24]

İdris Aleyhisselâmın Peygamberliği, Mücadele Ve Mücâhedesi:

Âdem, Şis Aleyhisselâmlardan sonra[25], İdris Aleyhisselâma , Yüce Allah tarafından peygamberlik verildi.[26]

Ve kendisine otuz sahife indirildi.[27]

İdris Aleyhisselâm; kavmini, putlara tapmaktan men ve yüce Allaha ibadete davet etti.

Fakat, onlar, onu, yalanladılar.[28]

İdris Aleyhisselâm; Şis oğullarından olan kavmim yanına çağırıp onlara, öğüt­ler vermiş, Yüce Allâha itaat, Şeytana ise, isyan etmelerini ve Kabil oğulları ile düşüp kalkmamalarını emr etmiş ise de, onlar, dinlememişler[29], Kabil oğulları­nın yanına, birbiri ardınca, kafile kafile inmeğe başlamışlar[30], İdris Aleyhisselâmın dâvetine, ancak, bin kişi icabet etmiştir.[31]

İdris Aleyhisselâm, ilk kez, Allah yolunda Kabil oğulları ile savaşmış, onlardan esirler alıp âzad etmiştir.

İdris Aleyhisselâm; göğe yükseltilmeden önce, oğlu Mettu Şelah´ı, kendisine Halef ve Ev halkına Vasi tayin etti.

Yüce Allah´ın; Kabil oğullarını, onlarla düşüp kalkanları ve onlara meyi eden­leri azaba uğratacağını bildirdi ve kendilerini, onlarla düşüp kalkmaktan nehy etti.[32]

Allâha ibadette İhlaslı olmalarını, doğruluk ve yakîn üzere amel etmelerini tav­siye etti.[33]

Bundan sonra, Yüce Allah, İdris Aleyhisselâmı, pek yüce bir yere kaldırıp yük­seltti. [34]

O zaman, kendisi, yüz altmış beş yaşında idi.[35] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![36]

Cehennem Ve Cennetin İdris Aleyhisselâma Gösterilişi:

Hz.Ümmü Seleme´nin, bildirdiğine göre:

İdris Aleyhisselâm, Ölüm Meleğinin dostu idi. O´ndan, Cennet´i ve Cehennem´i, kendisine göstermesini istedi.

O da, onu, yükseltti.

İdris Aleyhisselâm, Cehennem´i görünce, ondan korktu. Az kalsın bayılacaktı.

Ölüm Meleği, onun üzerine kanadını gerip:

“Gördün onu, değil mi ” dedi.

İdris Aleyhisselâm:

“Evet! Bu güne kadar, onu, hiç görmemiştim!” dedi.

Ölüm Meleği, Cennet´i görünceye kadar onu götürüp Cennet´e girdi ve jdris Aleyhisselâma:

“Cennet´i de, gördün değil mi ” dedi. İdris Aleyhisselâm:

“Evet! Vallahi, burası, Cennet´tir!” dedi.

Ölüm Meleği:

“Haydi, gördüğüne git!” dedi.

idris Aleyhisselâm:

“Nereye gideyim ” diye sordu.

Ölüm Meleği:

“Nerede olmak istersen, oraya git!” dedi.

İdris Aleyhisselâm:

“Hayır! Vallahi, ben, oraya girdikten sonra, çıkmam!” dedi.

Ölüm Meleğine:

“Sen, onu, oraya koyma!

oraya girince, hiç kimse için, bir daha oradan çıkmak yoktur!” denildi.[37]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde İdris Aleyhisselâmla Selamlaşması: Başa Dön

Peygamberimiz Aleyhisselâm, Miraç gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte dördüncü kat göğe yükseldiği zaman, orada, İdris Aleyhisselâmla karşılaştı.

Cebrail Aleyhisselâma:

“Kim bu ” diye sordu.[38]

Cebrail Aleyhisselâm:

“Bu, İdris (Aleyhisselâm)dır! Selâm ver ona!” dedi.

Peygamberimiz, selâm verdi.

O da, peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:

“Hoş geldin, safa geldin sâlih kardeş, sâlih Peygamber!” dedi ve hayır dua etti.[39]

İdris Aleyhisselâmla Nuh Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:

İdris Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Mettu Şelah; Yüce Allâha ibadet ve tâata devam etti.[40]

Kendisi; ata binip savaşmakta Babasını örnek edinen[41] ve Allâha tâat ve iba­det olan günlük amellerinde de, Baba ve Atalarının yolunu tutan mübarek bir Zat idi.[42]

Alnında peygamberlik nuru parıldardı.[43]

Mettu Şelah, vefat edeceği sırada, oğlu Lemek´i, yerine bıraktı ve Allah´a tâat ve ahidleri korumak gibi Atalarının, kendisine tavsiye etmiş oldukları ve kendisi­nin de, yerine getirmiş olduğu şeyleri ona da, tavsiye etti ve dokuz yüz on yedi yaşında vefat etti.[44]

Lemek b.Mettu Şelah da, Allâha ibâdet ve tâata devam etti.[45]

Kavmim, öğütledi ve onları, Kabil oğullları ile düşüp kalkmaktan nehy etti.

Kavmi ise, Lemek´in sözünü dinlemediler. Hepsi, oturdukları dağdan, Kabil oğul­larının yanına indiler.[46]

Şis oğulları, Kabil oğullarının kızları ile düşüp kalktıkları zaman, Cebâbire diye anılan Zorbalar doğdu ve çoğaldı.

Lemek; ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğlu Nuh Aleyhisselâmla torunları Sam, Ham ve Yâfes´i ve onların kadınlarını yanına çağırdı.

Dağda, Şis oğullarından sekiz candan başka kimse kalmamış, hepsi, Kabil oğul­larının yanına gitmişlerdi.

Lemek, yanına gelenler için, Bereket duası yaptı ve ağladı: “Demek, Cinsimizden, şu sekiz candan başka kimse kalmamış!

Âdem ve Havva´yı yaratan, sonra, o ikisinden çocuklarını çoğaltan Allâh´dan dilerim ki: sizi, şu kötü kadın hastalığından korusun!

Çocuklarınızı, yer yüzünü dolduracak kadar çoğaltsın!

Size, Atamız Âdemin bereketini versin!

Oğullarınıza Hükümdarlık nasîb etsin![47]

Ey Nuh! Bildiğin gibi, şuracıkta, bizden başka kimse kalmamıştır.

Sakın bundan ürkme ve şu günahkâr kavmin ardına düşme![48]

Öldüğüm zaman, beni, Kenz mağarasının içine koy!

Allah, Gemiye binmeni irâde buyurduğu zaman, Babamız Âdemin Cesedini de, yükle ve Gemiden inerken de, yanında indir.

Onu, Gemide, üst katın ortasına koy.

Sen ve oğulların, Geminin şark tarafında bulununuz.

Kadının ve oğulların da, geminin garp tarafında bulunsunlar.

Fakat, Âdemin cesedi, aranızda bulunmalıdır.

Ne siz kadınlarınıza tecavüz edeceksiniz, ne de, kadınlarınız size tecavüz ede­cekler.

Gemiden çıkıncaya kadar onlarla birlikte yemeyeceksiniz, içmeyeceksiniz ve onlara yaklaşmayacaksınız.

Tufan, çekilip gittiği ve siz, Gemiden, yer yüzüne çıktığınız zaman, Âdemin ce­sedi yanında namaz kıl!

Sonra, büyük oğlun Şam´a vasiyet et:

Âdemin cesedini götürüp yer yüzünün ortasına, üstününe koysun.

Oğullarından birisini de, kendisinin yanında bulundurup onun bakımı ile vazi­felendirsin.

Hayatını, Allah için vakf etsin. Ne bir kadınla evlensin, ne bir ev yapsın. Ne bir kan döksün, ne yürüyenlerden, ne de uçanlardan birisine bir yaklaşımla yak­laşsın!

Hiç şüphesiz, Allah, Meleklerinden bir Meleği gönderir, yer yüzünün ortasını, üstününü, ona gösterir ve onunla üsniyet eder!” dedi.

Lemek, vefat edince, Nuh Aleyhisselamla oğulları, onun üzerine cenaze na­mazı kıldılar.

Lemek, vefat ettiği zaman, yedi yüz yetmiş yedi yaşında idi.

Kur’ân-ı kerîm’de ismi geçen peygamberlerden. Şit aleyhisselamın torunlarındandır. Asıl ismi Ahnûh veya Hanûh’tur. Kur’ân-ı kerîm’de İdrîs diye bildirildi. Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için “Müselles bin-Ni’me” (kendisine üç nîmet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet’tir. Bâbil’de veya Mısır’da Mûnif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir. Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı.

Âdem aleyhisselamdan ve Şît aleyhisselamdan sonra insanlar maddeten ve mânen bozuldular. İdrîs aleyhisselam, içinde yaşamış olduğu, Kâbil’in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi ve Allahü teâlâya kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı. Allahü teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi. Cebrâil aleyhisselam dört defâ gelerek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ etti.

İdrîs aleyhisselam, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Muhammed aleyhisselamın vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nûh Tûfânını ve Âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselamı bütün tafsilâtıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mucizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi. Bunun üzerine İdrîs aleyhisselam yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır’a hicret etti. Kendisine îmân edenlerle birlikte burada yerleşti. Allahü teâlâ ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasib etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dîne dâvet etti. Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti.

İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti. Yüz şehir kurdu. Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir. Her millet de öğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pekçok şehirler kurdu.

İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. Pekçok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allahü teâlâ ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesâb ilmini öğretti. İdrîs aleyhisselam kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allahü teâlânın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı ve zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski Yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdrîs aleyhisselamın kitâbından aldılar.

İdrîs aleyhisselam, uzun seneler insanları hak dîne dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı. Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselam, İdrîs aleyhisselamı ziyârete geldi. İdrîs aleyhisselam, Azrâil’e: “Bir anlık benim rûhumu al.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselama; “Onun rûhunu al!” diye vahyetti. Azrâil aleyhisselam rûhunu aldı. Allahü teâlâ, İdrîs aleyhisselamın rûhunu tekrar iâde etti. İdrîs aleyhisselam, Azrâil aleyhisselama; “Beni semâlara götür. Cennet’i ve Cehennem’i göreyim.” dedi. Allahü teâlâ, Azrâil’e onu semâya götürmesini, Cehennem’i ve Cennet’i göstermesini vahyetti. İdrîs aleyhisselama Cehennem gösterildi. Cennet’e götürüldü. Cennet’e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; “Niçin çıkmıyorsun?” diye sorulunca; “Allahü teâlâ, «Her nefis ölümü tadacaktır.» buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allahü teâlâ, «Herkes Cehennem’e uğrayacaktır.» buyurdu. Ben oraya uğradım. Allahü teâlâ, «Onlar oradan (Cennet’ten) çıkmayacaklardır.» buyurdu. İşte ben bunun için Cennet’ten çıkmak istemem.” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil’e vahyedip, İdrîs aleyhisselamın Cennet’te kalmasını bildirdi. İdrîs aleyhisselam böylece Cennet’te kaldı. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Meryem sûresi 57. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık.” buyrulmak sûretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri âyet-i kerîmede bildirilen “yüce mekân”dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir.

Nitekim Buhârî ve Müslim’de bildirilen hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz aleyhisselam Mîrâca çıktığı zaman, hazret-i İdrîs’i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdrîs aleyhisselam diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı.

İdrîs aleyhisselam, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bî adedil-evrâk) “Ağaçların yaprakları kadar” diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini îmâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsî hâllerini açıklamasını istediler. İdrîs aleyhisselam bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için “nücûm ilmi” hazret-i İdrîs’den kalmıştır, denir. Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazîfesini, tesbihini bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar Allah’ın İdrîs aleyhisselama verdiği mucizelerdir.

İdrîs aleyhisselamın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:
“Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar.”

“Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basîret ehlini hakîr ve aşağı görür.

“Dostlar arasındaki hakîkî sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir.”

“İnsanda bulunan en fazîletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir.”

“İyi hasletlerin en üstünü; kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik, cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir.”

Kur’ân-ı kerîm’in Meryem, Enbiyâ sûrelerinde İdrîs aleyhisselamla ilgili haberler verilmiştir

Author: RasitTunca

Bir cevap yazın