Hz Salih Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı

Hz Salih Aleyhisselatüvesselâmın Hayatı

Salih Aleyhisselam Semûd kavmine gönderilen peygamber. Hazret-i Âdem’in on dokuzuncu batından torunudur.

Hûd aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği Ad kavmi, isyânları sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu. Îmân ettikleri için bu azaptan kurtulan insanlar ise kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere dağıldılar. Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd denilen kimsenin evlatlarıdır. Semûd kavmi, Şam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen bölgede yerleşmişti. Bu sebeple “Eshâb-ül-Hicr” de denilen bu kavim, gün geçtikçe çoğalıp büyüdü. Dokuz kabîleden meydana geldi. Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi. Çöllerin kuru sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar, ovalara köşkler kurdular. Sanatta ve servette iyice ilerlediler. Ancak, zevk ve safâya düşüp daha önce kendilerine Hûd aleyhisselam tarafından bildirilen, hak dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Kabîle reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine, gittikçe çözülen, Semûd kavmi, nihâyet ağaçtan ve taştan putlar yapıp tapmaya başladılar. Saptıkları kötü yolda sürüklenerek, tevhid esâsından, Allahü teâlâya îmân etmekten tamâmen uzaklaştılar. Câhil ve azgın bir kavim oldular.

Sâlih aleyhisselam, bu kavim arasında herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zâttı. Kırk yaşlarına geldiği sırada, Allahü teâlâ onu Semûd kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak gönderdi. Sâlih aleyhisselam kavmini îmâna dâvet edip, putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi. Kavmine; “Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun, bana itâat edin.” diyerek dâvetini açıkladı.

Sâlih aleyhisselamın bu dâveti karşısında pek az kimse îmân etti. Kavmin çoğunluğu îmân etmemekte direndi. Servetlerine güvenen, zevk ve safâ içinde kendinden geçip, zulme başvuran inkârcılar, Sâlih aleyhisselama; “Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin!” diyorlar, onu, “büyülenmiş, yalancı” sayıyorlardı. Sâlih aleyhisselam ise kavmini îmâna dâvet etmeye devam ediyor ve şöyle diyordu:

“Ey Semûd kavmi! Siz içinde bulunduğunuz bu güzel bağ ve bahçelerle, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla, güzel hurmalarla ve çağlayan sularla berâber ebedî olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu evleri kim yaptı. Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sâhipleri kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin gibi kendilerini burada ebedî kalacak zannediyorlardı. Fakat hepsi ölüp gittiler. Siz de gelip geçenler gibi öleceksiniz. Bunlar size kalmayacak. Âhirette, yaptıklarınızdan birer birer hesâba çekileceksiniz. Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun. Şunu iyi bilin ki, bugün sizi aldatıp, Allah’a isyân ettirenler, ilâhî azaptan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır. Çünkü onlar da sizin gibi âciz insanlardır.”

Allahü teâlâ, Semûd kavmine isyân ve taşkınlıktan vaz geçmeleri için, kadınlarını kısır bıraktı. Ağaçlar kuruyup meyve vermedi. Semûdluların bir kuyu hâricindeki bütün suları kurudu. Sâlih aleyhisselama kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: “Ey Sâlih! Aramıza fesâd karıştırdın. Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize zarar verdin. Buradan çekil git. Yoksa seni öldürürüz.” dediler. Sâlih aleyhisselam bir müddet onlardan ayrılıp tenhâ yerlere gitti. Bir müddet sonra tekrar dönüp Semûdluları îmâna dâvet etti. Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselamdan mucize göstermesini istedi. Ancak mucizeleri gördükleri hâlde yine îmân etmediler.

Yine bir gün Sâlih aleyhisselama gelip: “Eğer doğru söylüyorsan, şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın. O zaman sana îmân ederiz.” dediler. Bunu istemekten maksatları akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş isteyip, yapamamasını ve mahcup olmasını düşündüler.

Sâlih aleyhisselam; “Allahü teâlâ her şeye kâdirdir, böyle bir mucize görürseniz, dağdan akan pınar suyunun bir gün deveye, bir gün size âit olmasına râzı mısınız?” dedi. Semûd kavmi böyle bir şey olamayacağını düşünerek; “Bu şartı da kabul ediyoruz.” dediler.

Sâlih aleyhisselamın bu şarttan maksâdı; dağdan gelen pınar suyunun az olması ve azgın insanların sâhiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve zayıflara vermekti.

Sâlih aleyhisselam onlara; “Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şâyet deve çıkınca ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde durmazsanız acı bir azâba uğrarsınız.” dedi. Semûd kavmi; “Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul edeceğiz. Aksine bir iş yaparsak azâbı da kabul ediyoruz.” dediler. Nihâyet devenin çıkmasını istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp, beklemeye başladılar.

Sâlih aleyhisselam böyle bir mucize vermesi için Allahü teâlâya dua etti ve duası kabul oldu. Kaya yarılıp, arasından istedikleri gibi bir deve çıktı. Deve, iki yana dizilip hayret ve şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına salına yürümeye başladı. Sonra da bir yavru doğurdu. Bu mucizeyi görenlerden bir kısmı îmân etti. Diğer bir kısmı ise menfaatlerinin ve zulümlerinin ortadan kalkacağını görerek bir türlü îmân etmediler. Sâlih aleyhisselam onlara sözlerinde durmalarını, aksi takdirde ağır bir azâba düşeceklerini söyledi. Fakat inad ve inkârdan vazgeçmediler. Suyun taksimi işi de kendilerine ağır gelip kendilerine göre çâreler aramaya başladılar.

Mucize olarak kayadan çıkan deve, yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamâmen içiyordu. Su içmesi de ayrı bir mucize olup tonlarca su içiyor, su vücûdunda kayboluyordu. Suyu içip bitirince, su çıkan yerde oturuyordu. Îmân edenler, ondan bir kabîleye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten içiyor ve yiyecekler yapıyorlardı. Böylece inananların îmânı kuvvetlenir, inkârcıların kinleri artardı. Bu mucize karşısında âciz kalan Semûd kavmi, deveyi ödürmeyi plânlıyordu. Nitekim, Sâlih aleyhisselamın nasîhat edip, îmân etmeye çağırdığı bir sırada, onlar, su içmekte olan deveyi göstererek; “Güyâ şu deveyi öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!” dediler.

Nihâyet çeşitli plânlar kurarak deveyi öldürdüler. Sonra da Sâlih aleyhisselama; “İşte deveyi öldürdük. Eğer söylediğin gibi bir peygambersen söylediğin azâbı getir.” dediler.

Sâlih aleyhisselam bu azgın kavme şefkat ve merhâmetle nasîhat edip; “Ey kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesîlesi olan deveyi de öldürdünüz. İnkârda ve günahkârlıkta ısrar ettiniz. Buna rağmen tövbe kapısı açıktır. Neden azâbın gelmesini istiyorsunuz, tövbe ediniz!” dedi. Bu son dâvete de sert cevaplar veren Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselamı, âilesini ve îmân edenleri de öldürmeyi plânlamaya başladılar.

Sâlih aleyhisselam bu azgın kavme şöyle dedi: “Yurdunuzda üç gün daha kalın, birinci gün yüzünüz sararacak, ikinci gün kızaracak, üçüncü gün siyahlaşacak, dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek sizi helâk edecektir!”

Sâlih aleyhisselamın söylediği bu günler gelip çattı. Bu sırada Semûd kavmi Sâlih aleyhisselamı ve inananları öldürme teşebbüsüne giriştiler. Onlar harekete geçmeden, Cebrâil aleyhisselam gelip, durumu Sâlih aleyhisselama bildirdi. Sâlih aleyhisselam da îmân edenlerle birlikte oradan uzaklaşıp gitti.

Birinci günde bâzı acayib hâller zuhûr etti. Devenin bastığı yerlerden kan fışkırdığı, ağaçların yapraklarının kızardığı, kuyu suyunun kan renginde ve insanların yüzlerinin sapsarı olduğu görüldü. İkinci günde Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu. Bu belirtileri gören Semûdlular azâbın geleceğine kanâat getirip feryât ettiler. Yüzlerinin siyahlaştığı üçüncü gün, evini sarıp hücum ettikleri Sâlih aleyhisselamın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar. O gün, gece yarısından sonra, sabaha karşı şiddetli bir sarsıntı ve dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin yurdu altüst oldu. Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden hepsinin ödleri patladı. Hepsi helâk olup gittiler. Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi. Sanki hiç insan yaşamamış bir yer hâlini aldı.

Semûd kavmi helâk edildikten sonra Sâlih aleyhisselam, îmân edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; “Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet ettim ve bunu size tebliğ ettim. Bu duruma düşmeyesiniz diye, size nice nasîhatlar yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu azâba uğradınız!” dedi.

Sâlih aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra kendisine îmân edenlerle birlikte Mekke’ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına yerleşti. Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır.

Kur’ân-ı kerîmin değişik âyet-i kerîmelerinde, Sâlih aleyhisselamdan ve kavminden bahsedilmekte olup, Semûd kavminin helâk edilişi meâlen şöyle bildirilmektedir:
Semûd kavmine gelince: Biz onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (câhillik ve sapıklığı) hidâyete tercih ettiler. Bunun üzerine onları, kazandıkları (işledikleri) günâh yüzünden şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi. Îmân edip de azâbımızdan korkanları ise kurtardık. (Fussilet sûresi: 17-18)

Sâlih aleyhisselamın mucizeleri:

  1. Kayadan deve çıkartması.
  2. Sâlih aleyhisselamın kavminin bulundukları yerde hamt denilen meyvesiz ağaçlardan başka ağaç yoktu. “Hak peygambersen, bu ağaçlar meyve versin!” diye kendisine mucize teklifinde bulundular. Sâlih aleyhisselam dua edince, bu ağaçların hepsi çeşit çeşit meyveler verdi.
  3. Sâlih aleyhisselamın duası bereketiyle büyük taştan su çıkmıştır.
  4. Sâlih aleyhisselamın çadırına ateş tesir etmemiştir. Şöyle ki, kavmi koyuncu idi. Senenin bâzı aylarını sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi. Îmân etmeyenlerden biri, gizlice Sâlih aleyhisselamın çadırını ateşe verince, çadır yanmağa başladı. Bunun üzerine kavminden kâfir olanlar; “Hak peygamber isen, çadırındaki yangını söndür!” diye alay etmeye, eğlenmeye başladılar. Hazret-i Sâlih, yangının sönmesi için dua edince, kendi çadırı kurtulup, ateş kâfirlerin çadırlarına geçti ve hiçbir çadır kalmayıp, içindeki eşyâlarla berâber, yanıp kül oldu.

Salih Aleyhisselamın Soyu Ve Mesleği:

Salih b.Ubeyd[1], b.Esif[2] veya Asit[3], b.Kemaşic[4] veya Masic[5] veya Masih[6] b.Ubeyd, b.Hadir[7] veya Hazir[8] veya Cadir[9] veya Hacir[10] b.Semud[11]´, b.Âbir[12] veya Cair[13] b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisse!amdır. [14]

Salih Aleyhisselam; Semud kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en seç­kin ve üstün bir durumda idi. [15]

Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [16]

Salih Aleyhisselamın Şekil Ve Şemaili:

Salih Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselama benzerdi. Beyaza çalar kırmızı benizli idi.

Düz saçlı idi. Kıvırcık saçlı değildi.

Kendisi, İsâ Aleyhisselam gibi yalın ayak yürür, ayakkabı giymezdi. [17]

Semuo Kavmi Ve Yurdları:

Salih Aleyhisselâm in kavmi, İkinci Âd diye anılan Semud kavmi olup Arabul´-âribedendir. [18]

Yüce Allah, Birinci Âd´ı, yâni Hûd Aleyhisselamın kavmini helak ettikten son­ra, onların ardından Semud kavmini yer yüzüne hâkim kılmıştı. [19]

Yüce Allah, Semud kavmini, uzun ömürlü yaratmıştı.

Hattâ, onlardan, bir kimse, kendisine taştan, çamurdan bir ev yapar, adam, daha sağ iken, ev, yıkılır giderdi.

Bunun için, onlar, dağlarda kayaları oyarak kendilerine evler edindiler ve ge­çim bolluğu içinde yaşadılar durdular. [20]

Semud kavmi; Hicaz´la Şam arasında Vâdilkura´ya kadar uzanan Hicr bölge­sinde otururlardı. [21]

(Hicr; Semud kavminin, Medine ile Şam arasında bulunan yurdlarının adıdır.)

Istahrî, Hicr hakkındaki müşâhadelerini şöyle anlatır: Hicr, halkı, az bir kariyedir. Dağlar arasında olup Vâdilkura´ya bir günlüktür.

Yüce Allah´ın buyurduğu gibi, Semud kavminin, dağlardan yontmuş oldukları evler (Şuarâ: 149), buradadır.

Esâlis diye anılan dağlar içinde, bizim evlerimizin teşkilatına benzer dağlar gi­bi yükselmiş evler gördüm.

Uzaktan bakan, onları, birbirine bitişik dağ sanar.

Ortasına varınca, her birinin münferid ve kendi kendine dikili durduklarını görür.

Dolaşacak olan, onlardan her birinin çevresini, seğirterek zahmetsizce dola­şabilir.

Evlerden her biri, kendi kendine ayakta durmaktadır.

İnsan, onların üzerine, ancak, son derecede zahmet çekerek çıkabilir.

Yüce Allah´ın:

“… İşte, dişi deve! Su içme hakkı, bir gün, onundur. Belli bir günün su içme hak­kı da, sizindir.” (Şuarâ: 155) buyurduğu Semud kuyusu da, Hicrdedir.”[22]

Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:

Semud kavmi, işi büsbütün azıtıp Allah´ın emrine aykırı olarak putlara tapma­ğa[23], yer yüzünde fesad çıkarmağa[24], taşkınlık etmeğe başladıkları zaman[25],

Yüce Allah, onlara, Salih Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [26]

Salih Aleyhisselâm, Semud kavmini, bütün putları atarak[27] Bir olan Allah´a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın iman ve ibadet etmeye davete başladı. [28]

“Fakat, onlar; Salih Aleyhisselâmı ve tebligatını, küfr ve inkârla karşıladılar. [29]

Zâten, Semud kavmi, kendilerine Salih Aleyhisselâmdan önce gönderildikleri an­laşılan ve fakat, isimleri ve kıssaları, Kur´ân-ı Kerimde açıklanmamış olan başka Peygamberleri de, yalanlamış durmuşlardı. [30]

Salih Aleyhisselâm, davet ve tebligatına ısrarla devam etti.

Davetini, kabul etmedikleri takdirde, Allah´ın gazabına ve azabına uğrayacak­larını, onlara haber verdi. [31]

Semud kavmi ile yirmi yıl uğraştı. [32]

İş, uzayıp gidince, Salih Aleyhisselâmdan, söylediklerini doğrulayacak bir âyet, bir Mucize göstermesini istediler.

Salih Aleyhisselâm, onlara:

“Nasıl bir Mucize istersiniz ” diye sordu.

Semud kavminin, her yıl belli bir günde putlarını yanlarına alarak çıkıp kutla­dıkları bir Bayramları vardı.

Sen, kendi İlâhına yalvar.

Biz de, kendi ilâhlarımıza yalvaralım.

Eğer, senin İlahın, duanı kabul ederse, biz, sana tâbi olalım.

Eğer, bizim ilahlarımız, duamızı kabul ederse, sen, bize tâbi ol!” dediler.

Salih Aleyhisselâm:

“Olur!” dedi.

Semud kavmi, Vesenleri, putları ile birlikte bu Bayramlarını kutlamağa çıktılar.

Salih Aleyhisselâm da, onlarla birlikte gitti.

Semud kavmi, dualarında: Salih Aleyhisselamın yapacağı duasından hiç bir şeyi kabul etmemesini Vesenlerinden, putlarından istediler.

O zaman, Semud kavminin Seyyidi, Ulu kişisi olan Cenda´ b.Amr:

“Ey Salih! Şu kayanın yanına bizimle birlikte git. Kayanın içinden, bizim için, şöyle şöyle vasıfda bir dişi deve çıkarırsan, senin Peygamberliğini, doğrular ve sana, iman ederiz!” dedi.

Salih Aleyhisselam, bunu yaptığı takdirde, Peygamberliğini tasdik ve kendisi­ne iman edecekleri hakkında onlardan kesin söz aldıktan sonra[33], kayanın ya­nında namaz kıldı[34], Yüce Allah´a dua edince, kaya, sanki, doğum sancısı gibi sancılandı. [35]

Gebe bir kadının hareketi gibi, hareket etti. [36] Titredi, sonra da, ikiye ayrıla­rak, içinden, istedikleri vasıfta bir Deve çıktı. [37]

Kaya, bir deve doğurdu. [38]

Semud kavmi, bu Deve´yi, istedikleri kadar sağarlar, kablarını, kaçaklarını süt­le doldururlardı. [39]

Bunun üzerine, Cenda´ b.Amr ile kavminden bazı kişiler, Salih Aleyhisselama iman etti. [40]

Cenda´ b.Amr´ın amcasının oğlu Şihab b.Halife gibi Semud kavminin bazı Eş­rafı da, Salih Aleyhisselama iman etmek ve tâbi olmak istedilerse de, Vesenleri-nin sahipleri olan Eşraftan Zuab b.Amr ile Habbab ve Rebab, engel oldular. On­lar da, bunlara uyarak, Müslüman olmaktan vaz geçtiler. [41]

Semud Kavminin Mucize Deveyi Öldürmeleri Ve Salih Aleyhisselâmı Da Öldürmeğe Kalkışmaları: Başa Dön

Salih Aleyhisselam, Rabb´inin, kendisine verdiği Devesinden hiç ayrılmazdı. O, nereye yönelse, onun yanında bulunurdu. [42]

Deve, bir gün, Semud kavminin suyundan içer, bir gün de, onlar Deve´nin sü­tünü sağar, içerlerdi.

Semud kavmi, Rab´larının emrine karşı, kibir ve gurura düştüler, azgınlık etti­ler, Deveyi boğazladılar. [43]

Deveyi boğazlıyanlardan birisi: kızıl.sarışın, gök gözlü, köse, kısa bir adamdı.

Öteki de, uzun boylu, akılsız ve titrek bir kimse idi. [44]

Ana deve, kesilince, yavrusu kaçıp dağa çıktı. [45]

Yavru deve, Salih Aleyhisselâmı görünce, ağladı ve üç kerre böğürdü.

Salih Aleyhisselam; Semud kavmine:

“Her böğürüş, bir eceldir: Yurdunuzda, üç gün daha yaşayacaksınız! Bu, ya-lanlanamayacak bir Va´d´dir!” dedi.[46]

Semud kavminden, Salih Aleyhisselâmı, öldürmeğe kalkışanlar, oldu. Fakat, Al­lah, onu, korudu. [47]

Semud Kavminin Helak Oluşu:

Semud kavmi, Salih Aleyhisselâmla alay ederek, azaba, ne zaman uğrayacak­larını, sordular.

Salih Aleyhisselam:

“Azab alâmeti: birinci günde, yüzleriniz, sararmış olarak sabaha çıkacaksınız!

İkinci günde, yüzleriniz, kızarmış olarak sabaha çıkacaksınız!

Üçüncü günde, yüzleriniz, kararmış olarak sabaha çıkacaksınız!” dedi.

Gerçekten de, ilk günde sabaha çıktıkları zaman, küçük büyük, erkek, kadın, hepsinin yüzleri, sanki, haluk kokusu sürünmüş gibi sapsarı kesilmişti. [48]

Bunun üzerine, Semud kavmi, helak olacaklarını ve Salih Aleyhisselâmın doğ­ru söylemiş olduğunu anladılar. [49]

İkinci gün, yüzleri, kızarmış olarak sabaha çıktılar.

Üçüncü gün, yüzleri, kara boya sürünmüş gibi kararmış olarak sabaha

çıktılar. [50]

Dördüncü gün, pazar günü, sabaha çıktıkları zaman, kendilerine, azabdan, ce­zadan neler geleceğini, gelecek azabın, hangi yandan[51], üzerlerinden gökten mi yoksa, ayaklarının altından, yerden mi geleceğini[52] bilmiyorlar[53]; kâh baş­larını kaldırıp semaya bakıyorlar, kâh gözlerini yere dikiyorlardı! [54]

Sabaha girdikleri sırada[55], güneş doğarken[56]´, gökten, onlara göklerin bütün gürlemelerini, yer yüzünün bütün çığlıklarını içinde taşıyan[57] öyle bir bağırışla bağırıldı ki, bir anda göğüslerindeki kalbleri parçalandı!´[58]

Canları, bedenlerinden uçtu! Solukları, kımıldamaları, kesiliverdi!

Altlarından da, son derece şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar. [59]

Allah´ın Hareminin, bu azabdan koruduğu bir tek kimseden başka, doğu, batı arasında, onlardan, helak olmadık bir kimse kalmadı! [60]

Kurtulan o tek kişi ise, Ebû Rigal idi. [61]

Âd kavminin helaki ile Semud kavminin helaki arasındaki süre, bes yüz y.ld.. [62]

Kur´ân-I Kerimin Semud Kavmi Hakkındaki Açıklaması:

Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine gönderilişi ve onların kötü tutum ve dav­ranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:

“And olsun ki: Eshab-ı Hicr da, Peygamberleri, yalanlamışlardır.

Biz, onlara, âyetlerimizi vermiştik te, onlar, bunlardan yüz çevirici idiler.

Onlar, dağlardan, emîn emin evler, yontar, oyarlardı. [63]

And olsun ki: biz, Semud (kavmına) da;

“Allah´a, ibadet ediniz!” diye kardeşleri Salih´i gönderdik.

Bir de, ne görsün: onlar, birbirleriyle çekişir iki fırkadır!

Salih:

“Ey kavmim! Niçin iyiden (ve güzelden) önce, çarçabuk kötüyü (azabı) isti­yorsunuz !

Allah´dan, yargılanmanızı istemeli değil misiniz (Böyle yaparsanız) umulur ki, esirgenirsiniz.” dedi.

“Biz, senin yüzünden ve maiyyetinde bulunan kimseler (Mü´minler) yüzünden, uğursuzluğa uğradık!” dediler.

(Salih):

“Sizin (bütün) emel ve hareketleriniz), Allah katında gizli değildir.

Belki, siz, imtihana çekilmekte olan bir kavmsiniz!” dedi.

O şehirde (Hıcrda, düşman) dokuz erkek vardı ki, bunlar, yer (yüzün)de fesad çıkarıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.

Onlar, Allah adıyla andlaşarak:

Ona (Salih´e) ve Ehline, her halde bir gece baskın yapalımf hepsini öldürelim) Sonra da, Velîsine: and olsun ki; biz, o ailenin helakinde hâzır değildik.

Şüphesiz ki: biz, (bu sözümüzde) elbette sâdıklarız! diyelim.” dediler.

Onlar, böyle bir tuzak kurdular.

Biz de, kendilerinin haberleri olmadan, onların planlarını, altüst ediverdik! [64]

….O

Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!

Sizin, O´ndan başka, hiç bir İlâhınız yoktur.

O, sizi, topraktan meydana getirdi.

Sizi, orada ömür geçirmeye (veya imâra) memur etti.

O halde, O´ndan, yargılanmak dileyiniz.

Sonra, Ona tevbe ediniz.

Şüphe yok ki, Rabbim(in Rahmeti) çok yakındır.

O (duaları da) kabul edendir. [65]

Düşününüz ki: (Allah) sizi, Âd´dan sonra, Hükümdarlar yaptı.

Yer yüzünde sizi yerleştirdi.

Ovalarından köşkler yapıyor, dağlarından, evler yontuyorsunuzdur.

Artık, (hepiniz) Allah´ın lütuflarını anınız.

Yer yüzünde fesadcılar olup taşkınlıklar yapmayınız!” dedi. [66]

“Ey Salih! Sen, bundan önce, içimizde ümid beslenen biri idin.

(Şimdi) Atalarımızın taptığı şeylere tapmamızdan bizi vaz geçirmek mi istie-yorsun !

Senin, bizi (İbadete) davet ettiğin (Rab)dan, hakîkaten, şüphe içindeyiz, şüphe-leniciyiz!” dediler.

(Salih):

“Ey kavmim! Ya ben, Rabb´ımdan (gelen) apaçık bir Mucizenin üzerinde isem, ve O Rab, Kendinden, bana bir Rahmet (Peygamberlik) vermişse, buna, ne diye­ceksiniz

O halde, Allah´ın (intikamından -eğer, Ona isyan edersem- (kurtarmak husu­sunda) bana, kim yardım eder

Demek, siz, beni ziyana uğratmaktan, (bunu) bana karşı artırmaktan başka bir şey yapmayacaksınız [67]

Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir Peygamber´im. Artık, Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.

Ben, buna karşılık, sizden, hiç bir ücret istemiyorum.

Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb´ından başkasına aid değildir.

Siz, buradafki nimetlerin içinde), bağların, pınarların içinde, ekinliklerin ve do-murcukları nazik ve yumuşak hurma ağaçlarının içinde emîn emîn bırakılacak mısınız

Dağlardan, şımarık şımarık evler yontuyorsunuz. Artık, Allah´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.

Ifratcıların emrine boyun eğmeyiniz ki, onlar, yer (yüzün)de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir.” dedi.

“Sen, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin!” dediler. [68]

Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen ileri gelenleri de, kendi­lerince her görünenlere, onların içinden iman edenlere:

“Siz, Salih´in, gerçekten, Rabb´ı katında gönderilmiş bir Peygamber olduğunu biliyor musunuz ” dediler.

Onlar da:

“Biz, doğrusu, onunla ne gönderildiyse, ona, iman edicileriz!” dediler. [69]

Yine, kibirlenen kimseler:

“Biz, doğrusu, o, sizin iman ettiğinize münkir ve kâfir olanlarız! [70]

Salih´e de:

“Sen, bizim gibi bir beşerden başkası değilsin!

Bununla beraber, eğer (Peygamberlik dâvasında) doğruculardan isen, haydi bir âyet (bir mucize) getir!” dediler. [71]

(Salih):

“Ey kavmim! İşte, size bir âyet (bir Mucize) olmak üzere Allâhın şu dişi Devesi!

Artık, onu, serbest bırakınız. Allâhın arzında otlasın… [72]

İşte, bu Dişi Deve!

Su içme hakkı, (bir gün) onundur.

Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.

Ona, bir kötülükle ilişmeyiniz!

Sonra, sizi, büyük bir günün azabı, yakalar!” dedi. [73]

Derken. O Dişi Deve´yi -ayaklarını keserek- öldürdüler.

Salih! Eğer, sen, gönderilmiş Peygamberlerden isen, bizi, tehdid edip durdu­ğun azabı, getir bize! dediler. [74]

Rab´lerinin, emrinden (uzaklaşarak) isyan ettiler ve:

Salih! Eğer, sen, gönderilrr m azabı, getir bize! dediler

…..Bunun üzerine (Salih):

“Memleketinizde üç gün daha yaşayınız!

İşte, bu, yalanı çıkarılamayacak bir tehdiddir!” dedi.

Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. [75]

Sabaha girdikleri sırada, onları, o (korkunç) Bağırış, yakalayiverdi!

Kazanageldikleri o şeyler, kendilerinden (hiç bir azabı) def edemedi. [76]

Salih´i de, onun maiyyetinde iman etmiş olanları da, tarafımızdan bir rahmet ola­rak (azabdan ve) o günün rüsvaylığından kurtardık.

Şüphesiz ki, Rabb´ın, O, çok kuvvetlidir, mutlak galibdir.

O zalimleri ise, korkunç bir ses alıp götürdü de, yurdlarında dizüstü çöken (can­ları çıkan) kimseler oluverdiler!

Sanki, orada (hiç) oturmamışlardı!

Haberiniz olsun ki: Semud (kavmi), hakikaten, Rab´lerine küfr ettiler.

Gözünüzü acınız, iyi biliniz ki: Semud´a (Allah´ın Rahmetinden) uzaklık (verilmiştir.) [77]

Semud (kavminin helak edilmesinde) de, (bir ibret vardır). Hani, onlara:

Bir zamana kadar, yararlanadurunuz! denilmişti de, Rab´lannın emrinden uzak­laşıp azmışlardı.

İşte (bu yüzden) kendileri de, göre göre, onları Yıldırım tutuvermişti de, ayakta durmağa güç yetiremediler, bir yardım da, göremediler. [78]

İşte, sana! Onların, kendi zulümleri yüzünden ıpıssız kalmış evleri!

Şüphe yok ki, bilecek bir kavim için, bunda (ibret verici) bir nişane vardır[79]

İman edip te (fenalıktan) sakınır olanları, biz (dâima) kurtardık. [80]

Salih Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Veda´ Haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.EbÛ Bekr´e: “Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir ” diye sormuş, Hz.Ebû Bekr: “Osfan vadisidir!” deyince, Peygamberimiz, Salih Aleyhisselâmın da, beline aba tutunmuş, belinden yukarısını, alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl tüylü, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için, buradan, Telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir. [81]

Salih Aleyhisselâmın Helak Olan Kavmine Hitab Edişi Ve Mekke´ye Gidişi:

Salih Aleyhisselâm; Semud kavmini, Yüce Allah´a iman ve ibâdete davet et­mekle uğraşmıştı. [82]

Semud kavminin helakinden sonra, Hicr´den ayrılırken, onlara şöyle hitab

etti[83]:

“…..Ey kavmim! And olsun ki: ben, size, Rabb ´imin Elçiliklerini tebliğ etmişimdir.

Size, hayrhahlık göstermişimdir.

Fakat, siz, hayrhahları sevmezsiniz ki!” dedi. [84]

Salih Aleyhisselâm, yanında bulunan Mü´minlere de:

“Ey kavmim! Şüphe yok ki, burası, halkına, Allah´ın gazab etmiş olduğu bir yerdir.

Buradan, hemen göç ediniz ve Allah´ın Harem´ine ve Emân´ına gidip kavuşu­nuz!” dedi.

Abalarının içinde ihrama girdiler. Lifden yularlı, genç, kızıl tüylü develeri ye­deklerine alarak yola düştüler. Telbiye ede ede gittiler, Mekke´ye varıp kavuştu­lar. Hayatlarının sonuna kadar orada kaldılar.

Kabirleri, Kâbenin batısında, Dârünnedve ile Hicr arasında bulunmaktadır. [85]

Rivayete göre: Salih Aleyhisselâm vefat ettiği zaman iki yüz elli sekiz[86] veya iki yüz seksen yaşında idi. [87]

Haremin Azabdan Koruduğu Tek Adam Ebû Rigal Ve Akıbeti:

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Tebük seferinde Hıcr´dan geçerken, Se­mud kavminden, ancak, Harem´in korumuş olduğu bir tek adamın sağ kaldığını ha­ber vermişti.

Eshabı kiram: “Ey Allah´ın peygamberi! Kim´di o adam ” diye sordular. Peygam­berimiz:

“Ebû Rigal´dır!” buyurdular. [88] Ebû Rigal, Sakıtların atasıydı. [89]

Salih Aleyhisselamın da, kölesi idi. [90]

Onu, Mekke tarafına, Sadaka, Zekât Tahsildarı olarak göndermişti.

Ebû Rigal; sütü çekilmiş yüz koyunu, ayrıca bir koçu ve bir de, akşamleyin an­nesi ölmüş bir oğlan çocuğu bulunan bir adamın yanına vardı.

Ona: “Beni, sana, Resûlullâh gönderdi!” dedi.

Adam: “Resûlullah´ın Elçisi, hoş geldi, safa geldi. İstediğini, al!” dedi.

Ebû Rigal, koyunlardan, sütlü olanı, aldı.

Adam: “O, annesinin ölümünden sonra, sağ kalan şu çocuğundur. Onun yeri­ne, on koyun al!” dedi.

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Adam: “Yirmi koyun al!” dedi.

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Adam: “Elli koyun al!” dedi.

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Adam: “Şu bir koyundan başka, koyunların hepsini al!” dedi. [91]

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Bunun üzerine, adam: “Eğer, sen, süt içmeyi seversen, ben de, severim” di­yerek ok çantasındaki okları, serdi. Sonra da:

“Ey Allâhım! Sen, şâhid ol!” dedi. Yayına, bir ok yerleştirip Ebû Rigal´i öldür­dü. “Bunun haberi, Allah´ın Peygamberine, benden önce, erişmesin!” dedi. Sa­lih Aleyhisselamın yanına varıp Ebû Rigal´in yaptıklarını haber verdi.

Salih Aleyhisselâm, ellerini, göğe kaldırdı. Üç kerre:

“Ey Allah´ım! Ebû Rigal´e, lanet et!” diyerek dua etti. [92]

Ebû Rigal´i öldüren, Kays. Aylanlardan Münebbih b.Hevâzin´in oğlu Sakıf idi. [93]

Kaynak:
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı

Author: RasitTunca

Bir cevap yazın