Hobby Koleksiyonculuk – Kalem Koleksiyonu – Tükenmez ve Dolmakalem Koleksiyonu

Hobby Koleksiyonculuk – Kalem Koleksiyonu – Tükenmez ve Dolmakalem Koleksiyonu

Koleksiyonculuk Nedir? Çeşitleri Nelerdir?

Koleksiyonculuk kısaca, kişinin ilgi duyduğu bir alana ait çeşitli ürün ve objelerin belirli kriterler göz önünde bulundurularak toplanmasıdır. Bu kapsamda ürün ve obje yelpazesi çok geniştir. Bunu sınırlamak doğru olmaz. Toplama kriterleri de yine oldukça geniştir. Türe, renge, boyuta, tarihe vb. birçok faktöre göre toplama da söz konusudur. Özenle toplanan ve kriterlerine göre ayrılan ürünler rutin olarak kontrol edilir ve koleksiyon türüne göre değişmek ile beraber koleksiyona yeni ürünler katılarak koleksiyon genişletilmeye çalışılır.

Koleksiyon yapmak özen, sabır, merak ve istek gerektirir. Koleksiyon türüne göre değişmek ile beraber bazen maddiyatta gerektirebilmektedir.

Koleksiyon yapacak kişinin en önemli özelliklerinden birisi araştırmacı ve meraklı olmasıdır. Çünkü koleksiyon işi araştırmaya dayanır. Koleksiyonu yaptığınız ürünlerin özellikleri, nereden bulabileceğiniz, hangi kriterlere göre ayıracağınız… Kısacası birçok konu araştırma ve merakı gerektirir.

Koleksiyonculuk yaşa, cinsiyete, eğitim durumuna, zenginliğe, fakirliğe bakmaz. Koleksiyonculuk tamamen kişinin kendisi ile alakalı bir durumdur. İnsanın içinden gelen bir istektir diyebilir. Bu tabir belki de en doğru olan tabirdir. Kişi içinden gelen bu isteği dizginleyemez ve kendi şartları doğrultusunda küçük veya büyük koleksiyon yapmaya merak salar. Birçok kişi ne demek istediğimi anlayacaktır.

Koleksiyon Çeşitleri Nelerdir?

Koleksiyon çeşitleri dediğimizde burada binlerce kategori sıralayabiliriz. Çünkü bu çeşitlilik tamamen kişinin hayal dünyası ile alakalı bir durumdur. Bir insan en ufak bir şeyi bile koleksiyon olarak görebilir ve buna koleksiyon değeri katabilir. Fakat ülkemizde ve Dünya’da başlıca yapılan ve birçok hobicinin tutkusu olmuş koleksiyon çeşitleri vardır. Bunlardan bazılarını sıralamak gerekirse;

Para (maden, kağıt, yerli, yabancı, hatıra vs.) koleksiyonu
Pul (damgalı, damgasız, yerli, yabancı vs.) koleksiyonu
Antika (telefon, gramofon, daktilo, kılıç vs.) koleksiyonu
Araba (klasik veya lüks gibi) koleksiyonu
Kartvizit koleksiyonu
Telefon kartı koleksiyonu
Rozet koleksiyonu
Tesbih koleksiyonu
Taso koleksiyonu
Oyuncak (eski, otomobil, bebek, peluş vs.) koleksiyonu
Kelebek koleksiyonu
Yaprak koleksiyonu
Tohum koleksiyonu
Düğme koleksiyonu
Kalem koleksiyonu
Plak koleksiyonu
Saat koleksiyonu
Forma koleksiyonu
Yumurta koleksiyonu
Kitap ayıracı koleksiyonu
Davetiye koleksiyonu
Taş koleksiyonu
Gazete ve dergi koleksiyonu

Bunlar şimdi aklıma gelen ve sizlerle paylaşmak istediğim bazı koleksiyon çeşitleri. Yazımızın başında da dediğimiz gibi koleksiyonu sınırlamak mümkün değildir. Bu çeşitlere binlerce farklı çeşit eklemek mümkündür.

Kalem Koleksiyonu – Tükenmez ve Dolmakalem Koleksiyonu

Kâğıt ve kalemin ortadan kalktığı günlerdeyiz. Bilgisayarlar ve akıllı telefonlar kâğıt ve kalemin yerine geçeli çok oldu. Böyle bir dünyada siz hala kalem, kâğıt ve mürekkep üzerinde duruyorsunuz…

Evet, hepimiz bilgisayar kullanıyoruz, çalışıyoruz ve hayatın gerçekleri bunu gerektiriyor ama sonunda her şey aslına rücu ediyor. Klavyeyle yazmak, bizim doğal yazış şeklimiz değil. Doğal olan insanın, elinin terinin, cildindeki yağın ve bileğindeki kokunun kâğıda geçtiği yazı şeklidir, onun karakterini gösteren şeydir. Klavyeyle yazmada bu farklılığı gösteren bir şey yok ama el yazısında herkesin karakterine ilişkin bir şey vardır. Asla rücu budur ki son yıllarda dünyada zaten dolmakaleme ilgide ciddi bir artış var.

İLK KALEMİM HOCAMDAN

Sizdeki ilginin seyri nasıl oldu? Kalem sizi mürekkebe, o da kâğıda mı götürdü, yoksa tersi mi?

Aslında bende kalem ve mürekkep ilgisi birlikte ilerlerdi diyebilirim. İlk dolmakalemimi lise son sınıftayken edebiyat öğretmenimin hediyesi olarak edindim. Kalemi alır almaz ilk yaptığım şey gidip bir mor mürekkep satın almak oldu.

Peki, bir insan neden koleksiyon yapar ve dahası neden kalem koleksiyonu yapar?

Benim koleksiyon hikâyem, hadi koleksiyon yapayım diyerek başlamadı. Ben dolmakalemleri çok seviyordum, bir iki tane dolmakalemim vardı, zamanla bu dolmakalem ağır geliyor, bu dolmakalem hafif kalıyor deyip yeni kalemler denemeye başladım. Bu ilgimi gören çevremdekilerin hediyesi ile de evimdeki kalem sayısı arttı. Belki de hepimiz mükemmel dolmakalemi arıyoruz aslında. Çünkü her dolmakalemin farklı bir anatomik yapısı var, ağırlığı farklı, ucu farklı, yazım konforu ve tutma yeri farklı.

TÜKETİP ATMAYA TEPKİ

Bir dolmakalem kültüründen söz ediyorsunuz…

Evet, böyle söylenebilir. Bizim eşya ile ilişkimiz, insanlarla ilişkimizi belirliyor. Eşyaya nasıl davranıyorsak bir süre sonra fark etmeksizin insanlara da öyle davranmaya başlıyoruz. Bizim anne babalarımız her şeyin onarıldığı, senelerce kullanıldığı bir kuşaktan geliyor. Bizim kuşağımıza geldiğimiz zaman bir şey en ufak bir darbeye maruz kaldığı zaman, yıprandığı ve çizildiği zaman, biz onları tamir ettirme ihtiyacı duymaksızın atıyoruz. Kalemler de böyle, tükenmez kalemler, iğne uçlu kalemler, jel uçlu kalemler… Zaten çok ucuz, işimizi de görüyor, alıyoruz, kullanıyoruz ve atıyoruz bu kalemleri. Ve bu insan ilişkilerine de yansıyor. Neden Mevlevilik’te ‘görüşmek’ diye bir tabir vardır. Mevlevi’ler, bir eşyayı kullanmadan önce ona saygı olarak onu öperler, kullandıktan sonra teşekkür etmek için yine öperler. Biz de aynı şekilde dolmakalemi aldığımız zaman kullanmadan önce ona saygı olarak bir kere yıkıyoruz, kullandıktan sonra tekrar yıkıyoruz, yine saygı gösteriyoruz ve belki de en önemlisi kullandıktan sonra ‘bu bitti’ diyerek atmıyoruz. Bu bir süre sonra kişinin, insan ilişkilerine de yansıyor. Çünkü biz eşyaya saygı göstermeyi unuttuk. Eşyaya tapmak demiyorum, eşyayı biriktirip ona sahip olmak için yaşamaktan da bahsetmiyorum. Kullandığımız günlük objelerin kıymetini bilmek anlamında söylüyorum.

Siz hem koleksiyonunu yapıyor hem de kullanıyorsunuz…

Bu yüzden ben kendimi koleksiyoncu olarak adlandırmıyorum. Ben elimdeki her kalemi mümkün mertebe kullanmaya çalışıyorum. Özel bir bağ kurduğum kalemler hariç, diğer kalemlerimi de sık sık arkadaşlarıma hediye etmeye ve elimdeki kalem sayısını azaltmaya gayret ediyorum.

Yanardağın küllerinden kalem

En sıra dışı neyle karşılaştınız? Kalem ya da mürekkep olarak…

Kalemde benim için en sıra dışı olan şey Visconti’nin kalemiydi. Etna yanardağının küllerinden yapılmış bir kalemi var Visconti’nin. Hollanda’da çok butik mürekkep üretimi yapan bir firma var mesela, özellikle çok güzel mürekkepleri ve şişeleri var. Kâğıt olarak da mesela Tomoe River diye bir marka var, çok incedir o kâğıt ama asla arkasına mürekkep geçirmez. El yapımı kalemler vardır mesela, reçineden yapılan… El yapımı tornalardan geçirilip hazırlanan ve yurt dışından getirilen uçların takıldığı enteresan kalemler. Bufalo boynuzundan yapılan kalemler var.

Dolmakaleme ilgisi olanlar için neler söylenebilir…

Zincir kitapçıların kırtasiye reyonlarından satın almak yerine işi kırtasiyecilik olan insanlardan almayı tercih etmek daha sağlıklı bir yöntem. Yeni başlayanlara direkt pahalı kalemler yerine 50-60 liralık dolmakalemleri tavsiye edebilirim. Aynı yöntem mürekkepte de izlenebilir. Pahalı mürekkep iyidir gibi bir çıkarım yapmak doğru değil. Bunun yerine özellikle üretim tarihi eski olmayan, yani vitrinde çok beklememiş mürekkeplere yönelmek daha uygun olacaktır. Kâğıt ve defter de bu noktada bir sarf malzemesi olarak çıkıyor ve kullandığımız kaleme hatta sağlak veya solak olmamıza göre ihtiyacımız değişebiliyor. İnce uçlu kalemleri sevenlerin tercih edecekleri kâğıtlar ile kalın uçlu dolmakalemleri sevenlerin tercih edeceği kâğıtlar da farklı olacaktır.

Ofis kırtasiye malzemelerinin en prestijli ürünü olan dolma kalemin bu şöhretini modern kalemin mucidi L.E. Waterman o zamanlardan tahmin etmiş midir bilinmez ama dolma kalem de diğer tüm icatlar gibi bir ihtiyaçtan doğmuş. İmzalayacağı önemli bir sözleşmeyi, kaleminin mürekkep akıtmasından dolayı imzalayamayan Waterman, bu duruma sinirlenerek birçok mürekkep besleme kanalına sahip olan bu kalemi icat etmiş. Bu sayede mürekkebin sistemli bir şekilde akmasını sağlayarak bu tür kazaların önüne geçmiş.

Diğer mürekkepli kalemlerden farklı bir çalışma mekanizmasına sahip olan bu kalemlerin ucunda bir hazne bulunur. Siz kalemi kağıda her değdirdiğinizde bir damla mürekkep kağıda geçer ve hemen ardından bu diğer bir mürekkep damlası içeri giren havayla birlikte hazneye doğru ilerler. Kağıda bırakılan mürekkep miktarını ise kalemin ucundaki damarlar belirler. Bu çalışma prensibine “Kapıları Hareketi” denilir.

Dolma kalemin tarihine baktığımızda, aslında bir kalemden daha fazlası olduğunu görüyoruz. Tarih sahnesinin baş aktörlerinin dolma kalemleri en az silahları kadar önemlidir onlar için. Biri başlangıcın diğeri ise sonun aracıdır çünkü. Günümüzde de dünya liderlerinin, bir prestij simgesi olduğu kadar kültür simgesi de olan dolma kalemleri kullandığını görüyoruz.
Özel tasarımlar, tutkuya dönüşenler ve daha fazlası…

Her şey dijitalleşiyor ve sürat kazanıyor ama bazı tutkular var ki hiçbir sürat bu tutkuların önüne geçemez. Bir ofis kırtasiye malzemesi olan dolma kalem de bir tutkudur bazıları için. Cross, Lamy, Faber-Castell ya da diğer dolma kalem markaları özel insanların hayatında özel anlamlar taşırlar. Örneğin, ünlü yazar Yaşar Kemal, romanlarını kalemle yazmayı tercih edenlerden. Son yıllarda ise dolma kalem tercihini Lamy’den yana kullanıyor. Orhan Pamuk da yazılarını dolma kalemle yazanlardan. Üstelik dolma kalemle ilgili ilginç bir koleksiyonu da bulunuyor ünlü yazarın. Pamuk, dolma kalem kartuşlarını bittiklerinde atmayarak biriktiriyor. Ernest Hemigway, Einstein, Yahya Kemal, Mario Levi ve daha birçok ünlü isim fikirlerini yazıya dökmede en iyi aracın dolma kalem olduğunu düşünüyor.

Kalem hediye etmek karşınızdaki insana verdiğiniz değeri gösterir. Özel zamanlarda hediye edilen, özel bir hediyedir dolma kalem. İşte bu yüzden Kraliçe 2. Elizabeth tahta çıkışının 60. Yılı için altın kaplama bir dolma kalem tasarlattı ya da Monako Prensi Albert düğünü için özel bir dolma kalem üretilmesini istedi.

Dolma kalem sahibi olmak ve nasıl kullanılacağını bilmek karşı tarafa hakkınızda büyük ipuçları verir. Bu demek oluyor ki dolma kalem satın almak yalnızca bir kalem satın almak değildir. Araştırma yapmak ve doğru karar vermek önemlidir.

Nasıl başladı bu ince zevkiniz?

İlkokuldaydım. Anneannemin hediyesi olan lacivert bir Scrikss’ti ilk kalemim. Sahip çıkamadım, kaybettim kalemi. Yıllar geçti. Rahmetli babam hastaydı. Onu ziyarete gittim, yıllarca kullandığı Montblanc dolmakalemini verdi. Kapağı kırık, markası silinmişti. Servisine götürdüm, yenisinin fiyatına tamir ettiler. İşte o babamdan yadigar kalemle başladı herşey. Kalem cebimde, hemen mürekkep almaya gittim. Kağıda denemek için yazdım; yağ gibi kayıyordu. Kaleme tutuldum resmen. Tek dolmakalemle yetinemeyeceğimi anlayınca araştırdım, okudum, soruşturdum. İnternet büyük nimet. Kalem nasıl alınır, piyasada hangi kalem çok, hangisi az bulunur öğrendim. Daha önce pul, tahvil, antika ya da vintage müzik sistemleri gibi koleksiyonlarım olmuştu. Koleksiyon Kulübü’ne üye oldum, kalemi bilen insanlarla tanıştım. Yurt içi ve dışındaki gezilerde semt pazarları, antikacılar, bit pazarları, yazı ekipmanları fuarlarına gitmeye başladım.

Kaç dolmakaleminiz var?

Koleksiyonumda 1530 civarında nitelikli, nadide, hikayesi olan dolmakalem var.

Nasıl oluştu bu devasa kalem koleksiyonu?

Bulduğunuz her şeyi alırsanız devasa bir çöplüğünüz olur. Ben de ilk birkaç yıl öyle yaptım. Sonra o kalemleri hediye ettim, az bulunanlara yöneldim. İstisnalar hariç sadece kullanılmış kalem alıyorum artık.

Neden ikinci el tercih ediyorsunuz?

Piyasadaki yeni kalemlerin çoğu rezalet de ondan. Bir de yıpranmış, ümit kesilmiş ama yazma kabiliyetini kaybetmemiş kalemleri hayata döndürmenin heyecanı var. Kullanılmış kalemlerde bir sürü hikaye saklı.

Ne tür hikayeler mesela?

Müzayededen bir kalem almıştım. Her şeyi altın, özel bir parça. Üzerinde sahibinin adı yazılıydı. Araştırdım, Amerikalı emekli bir senatör çıktı. İnternetten mesaj attım “Kaleminiz bende, ona iyi bakıyorum” diye. Yanıt verdi.

Mürekkebiniz de olmalı.

Elbette. Mürekkeplere de meraklıyım. Rengarenk mürekkeplerin yanı sıra estetik, göze hoş gelen mürekkep şişeleri de alıyorum. Yazmak için yeşil mürekkebe iltimas geçiyorum.

EN ESKİ KALEMİ 105 YAŞINDA!

En eski kaleminiz kaç yaşında?

Simplo marka 1910 yapımı bir dolmakalemim var. En eskisi o. Hemen hepsini kullanırım. Bir de kullanmaya kıyamadıklarım var. Onlara dokunuyorum, temizliyorum, seyrediyorum…

Almayı planladığınız kalemler var mı?

Dupont’un Humphrey Bogart ve Mont Blanc’ın Agatha Christie anısına yaptıkları kalemleri almayı planlıyorum.

-Ben dolma kalem kullanmayı çok seviyorum.

+En iyisi tükenmez kalem, ne uğraşacaksın mürekkeple?

+Bilgisayarda yazmak varken dolma kalemi bırak kalem bile çok gereksiz.

+Böyle şeylerle uğraşacağına daha faydalı şeyler yapmalısın.

Eğer, sevgili okuyucular, siz de bu cevaplardan en az birine katılıyor veya bu cevaplara yakın hissediyorsanız fikrinizi değiştirmeye geldim!

Diğer kalemlerin ve yazı yazmaya yarayan diğer araçların neden asla bir dolma kalemin yerini tutamayacağını Dolma Kalem 101 tadında anlatacağım.

Ama ondan önce dolma kalemi kısaca tanıtmak istiyorum size.

Dolma kalem, basit bir anlatımla, içinde mürekkep haznesi bulunan ve mürekkebin o hazneden kalemin orasındaki kanallara, oradan da kalemin ucuna gelmesiyle yazı yazmamıza olanak sağlayan bir kalem çeşididir. Divit denilen ve ucunun mürekkep şişesine batırılarak yazı aracı haline gelen kalemlerin mürekkebe batırılırken şişeyi sürekli devirmeleri üzerine Lewis Edson Waterman tarafından icat edilmiştir. Raflardaki Waterman mürekkeplerini hatırlayanlar varsa, evet, bu marka dolma kalemin mucidi tarafından kurulmuştur.

Dolma kalemi diğer kalemlerden ayıran en önemli özellik dolma kalemin kişiselleştirilebilir olmasıdır.

Dolma kalemin her şeyini siz seçersiniz. Dolma kalemin sahip olduğu her bir bileşen sizin kararınızla oluşur, dolayısıyla o kalem diğer kalemlerin olamayacağı kadar ait olur size.

Model. Dolma kalem denildiğinde akla tek bir resim gelse de mürekkebin konulduğu hazne açısından çeşitli dolma kalem modelleri mevcuttur. Örneğin; kartuşlu modellerde dolma kalemin içine içi mürekkep dolu halde satılan bir tüp takılır. Konvertörlü ve pompalı modellerde ise o tüp birden fazla kullanılabilir ve boş halde satılır. Bu tipe istediğiniz renkte ve çeşitte mürekkep koyabilirsiniz. Kendinden pistonlu dolma kalemler ise, ki benim en sevdiğimdir, -adı üstünde- kalemin kendisi tüp olma özelliğini taşır. Bu model diğer modellere göre daha çok mürekkep almasıyla daha uzun süreli ve sık kullanımlara olanak sağlar.

Gövde. Dolma kalem geçmişe göre her ne kadar daha az kullanılsa da hala oldukça büyük bir kullanıcı kitlesine sahiptir. Buna bağlı olarak da farklı zevklere uygun birçok renkte, desende ve tasarımda dolma kalem üretilir. Dolma kalem markaları her sene kendi modelleri için özel bir renk seçerler, bazen de yeni bir model tasarlarlar. Tasarlanan bu modeller seri üretim –yani her yıl üretilen-, sınırlı üretim –yani seri numarasına sahip ve sadece bir defa üretilen- veya özel üretim –seri numarasız ve bir defa üretilen, ancak isteğe bağlı olarak yeniden üretilme ihtimaline sahip- olabilir. Sınırlı üretimlerde, özellikle koleksiyoncular arasında, koleksiyonu zenginleştirecek o kalemi alabilmek için adeta tatlı bir savaş başlar.

Yazmak ve Kalem Fetişi

Mario Levi günümüz Türk edebiyatının en önemli ve çok yönlü aktörlerinden. Aynı zamanda iletişim eğitmeni olan Levi radyoculuktan gazeteciliğe birçok farklı alanda çalıştı, romanlarıyla büyük başarılara imza attı. Türkiye’de azınlık olgusu üzerinden yakın geçmişe bakan, otobiyografik öğeler de içeren yapıtlarıyla tanıdığımız Levi’yle görece daha az bilinen uğraşı dolmakalem koleksiyonerliği üzerine konuştuk.

Dolmakalem merakınız nasıl başladı? Yazı tutkunuzu keşfettiğiniz dönemde mi yoksa daha önce mi?

Dolmakalem merakımın tam olarak ne zaman başladığını söylemem kolay değil; ama yazıya ne zaman başladığımı biliyorum. 1975-76 yıllarında, üniversitenin henüz ilk sınıfındayken başlamıştım. Sonra istediğim yazıları yazabilmek için çok uzun bir mücadele döneminden geçtim. Hala da istediklerimin ne kadarını yazabildim, bilmiyorum; ama en azından bu umudu taşımaya devam ediyorum. Dolmakalem hayatıma ortaokul değilse bile lise yıllarında girmişti. Yazmayı sevmiyor değildim. Galiba sistematik bir şekilde dolmakalemle yazmaya ve dolmakalemi tercih etmeye 1980’li yılların sonlarında başladım; belki de 1990’lı yılların başlarıydı. Örneğin ilk hikaye kitabım olan ‘Bir Şehre Gidememek’ dolmakalemle yazıldı. ‘Jacques Brel’ 1986 yılında yayınlandı ve farklı kalemlerle yazılmıştı; dolmakalem henüz girmemişti hayatıma. Ama onu takip eden yıllarda, mesela 1991’deki ‘Madam Floridis Dönmeyebilir’ olsun, 1992’deki ‘En Güzel Aşk Hikayemiz’ olsun, hepsi dolmakalemle yazıldı. Yazdıkça benim dolmakalem merakım artmaya başladı. Gerçek anlamda koleksiyonerliğe geçişim 1990’lı yılların ortalarıdır. Ondan sonra dolmakalem ve defterler hayatımın vazgeçilemez bir parçası oldu.

Hangi dolmakalemler ‘koleksiyonluk’ olur sizin için? Birinci el ve ikinci el kalemleri karşılaştırdığınızda hangisi daha cazip?

Tabii ki koleksiyonerlik mantığıyla baktığınızda ender ya da çok az kişide bulunabilir dolmakalemler bu mantığa uyar. Biz buna dolmakalemde çok az miktarda çıkan kalemler ya da ‘Limited Edition’ kalemler diyoruz. Kimileri 1000 tane, kimileri 1500-2000 tane çıkar ve bir daha çıkmaz. Bu kalemler ilerleyen yıllarda değer kazanır çünkü artık yenisi yoktur ve bazıları da kaybolmaya, yok olmaya yüz tutar. Sayısı azaldıkça değeri artar. Bu bütün koleksiyonlarda söz konusu olan bir mantıktır; pulda da kartpostalda da böyledir. Ama benim anlayışıma göre sadece bu yoktur; benim için önemli olan o dolmakalemin hayata geçmesidir ve bir hatırasının olmasıdır. Biraz yazarca bir deyişle bir ‘hikayesinin’ olmasıdır. Anlatılmaya değer bir tarafının olmasıdır. Örneğin ben eğer size “şu kalemle ‘İstanbul Bir Masaldı’, şu kalemle ‘En Güzel Aşk Hikayemiz’, şu kalemle ‘Bu Oyunda Gitmek Vardı’ kitaplarımı yazdım” dersem, o kalem o koleksiyonun değerli bir parçasıdır benim için. Üstelik dolmakalemle yazan çok az yazar kaldık. Artık yazarlar genelde doğrudan doğruya bilgisayarda yazmayı tercih ediyorlar. Ama ben hala bütün romanlarımı eskiler gibi defterlere ve dolmakalemle yazmaya devam ediyorum.

Artık yazarlar genelde doğrudan doğruya bilgisayarda yazmayı tercih ediyorlar. Ama ben hala bütün romanlarımı eskiler gibi defterlere ve dolmakalemle yazmaya devam ediyorum.

Dolmakalem koleksiyonu yapan bir kişinin birtakım aksesuarları da toplaması gerekiyor, mürekkep, okka, kılıf gibi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Sanırım bir dolmakaleme bütün bir set halinde her zaman ulaşamıyoruz.

Aslında set dolmakalem fikri benim çok hoşuma gitmiyor. Eğer seti bir dolmakalem, bir tükenmezkalem, bir de rollerı, gerekirse aynı kutu içinde bir mürekkebi olan, albenisi çok, sunumu güzel olarak anlıyorsak, bu tür setlerden pek hazzettiğimi söyleyemem. Benim için önemli olan başlı başına dolmakalemin kendisidir. Söyledikleriniz doğru; birtakım aksesuarlar gerekir. Vazgeçilemez aksesuarlar vardır. Mesela bir dolmakalemin zaman zaman kutusu güzeldir. O kutuda durması gerekir o dolmakalemin, kutusuyla anlam kazanır. Çünkü iyi dolmakalemlerin çok iyi tasarımları da vardır. Bazen yanınızda birkaç dolmakalem olmasını isterseniz onların 3-4 dolmakalemi bir arada taşıyabileceğiniz kılıfları vardır, onlar önemlidir. Ama hepsinden vazgeçebilirim. Dolmakalemin hayata geçmesi için olmasa olmaz aksesuarı mürekkeptir. Mürekkep olmadan hiçbir dolmakalemi düşünemezsiniz. Benim için dolmakalemle olan ilişkim burada da anlam kazanıyor, çünkü farklı mürekkep renklerini tercih ediyorum. Bir de farklı mürekkep markaları var, onların da farklı tonları var. Mesela iyi bir Alman mürekkep markası olan Lamy’nin yeşili yine çok iyi bir Alman markası olan Graf von Faber-Castell’in yeşilinden farklıdır. Her ikisi de kendine göre güzeldir. Pelikan’ın yeşili de farklıdır. Neden yeşil diyorum? Çünkü ben kitaplarımı hep yeşil mürekkeple, arada sırada da sepya mürekkeple yazıyorum.

Koleksiyonunuzda kaç kalem var? Sizin için hangi markalar ön planda?

İnanın saymadım. Ama 50-60, belki de 100 civarındadır. Az önce size “dolmakalem hayata geçmezse bir anlam taşımaz” diyordum ya, ben tasarımlarını sevdiğim birçok kalemi koleksiyonumun bir köşesinde bulunduruyorum. Birçoğuyla yazdım. Bazıları ayrı bir yerde duruyor ve hala yazılmayı bekliyor. Ama galiba en vazgeçemediğim iki marka Cross ve Graf von Faber-Castell. Onlardan asla vazgeçemiyorum, çünkü iyi bir dolmakalem iyi bir tasarımın yanı sıra iyi de yazmalıdır. Bazı dolmakalemlerle çok yazdığınızda yazı arada sırada kesintiye uğrar. Oysa kâğıdın üzerinde akmalıdır, patinaj yapar gibi; buz üzerinde süzülen buz patencilerini düşünün. Size sorun çıkarmamalıdır. Bana hiç sorun çıkarmayan iki marka Cross ve Graf von Faber-Castell olduğu için onları hep kullandım. Romanlarım için vazgeçilmez kalemlerdir onlar.

Peki sizin için en değerli kalem?

Benim için en değerli kalem manevi değeri yüksek olan kalemdir. Dolayısıyla manevi açıdan değerli bir kalem, ki maddi açıdan çok değerli bir kalem değildir, Pelikan’ın oblik uç yani yatay uç dediğimiz bir kalemidir. Çünkü ‘İstanbul Bir Masaldı’ bu kalemle yazıldı. Yaklaşık yedi yılda yazdım bu kitabı. Kaç şişe yeşil mürekkep tükettiğimi bilmiyorum. Hatta birazcık da kırıktır o dolmakalem. Ama benim için en değerli dolmakalem odur.

Dolmakalem toplamak maliyetli bir uğraş mı? Nadir dolmakalemlere nasıl erişilir? Fuar ve müzayedelere gitmek mi ya da birtakım bağlantılar ve gruplara ulaşmak mı gerekiyor?

Böyle gruplar var. Müzayedeler de vardır şüphesiz, ama benim ilgimi çekmiyor doğrusu. Ben keşfe çıkarım; belirli ritüellerim vardır. Örneğin yurtdışına gittiğimde belirli şehirlerde gittiğim belirli dolmakalem mağazaları vardır; onlar beni zaten tanırlar. Giderim, eğer yeni bir model bütçeme de uygunsa alırım. Bazı dolmakalemlerin fiyatları hakikaten çok yüksektir. İyi bir dolmakalem koleksiyoneri olmak herkesin harcı değildir. İnanın abartmadan söylüyorum, bazı kalemler bir araba fiyatınadır. Çünkü sadece 200 tane çıkar ve fildişindendir örneğin. Çok özel kalemlerdir onlar. Ben bu kadar abartmaktan hoşlanmıyorum; bir kaleme altmış bin Euro vermek bana çok fazla geliyor. Üstelik böyle bir hırsım da yok. Zaman zaman pahalı olabilecek, zaman zaman da çok uygun fiyatlara alınabilecek kalemler vardır. Bir kalemi görürsünüz ve o anda sizi çarparsa çarpar; anlıktır bu. Mesela benim eskicilerden, bitpazarlarından aldığım kalemler vardır. Bazıları çalışır, bazıları da çalışmaz; önemli değil. O anda hoşuma gitmiştir. O anda benim elimin altında olması gerekir. Zaman zaman bakmak, düşünmek, hayal kurmak benim için yeterlidir. İkinci el kalemlerim de vardır, ilk el kalemleri her zaman tercih etmiş olmama rağmen. Ondan sonra hayalini kurarım bunun. Kulüpler veya ilişkiler derseniz, böyle bir kulüp üyeliğim yok ama muhabbetler vardır. Dolmakalem muhabbetleri vardır; bunlar çok güzeldir. İşte o zaman işin içine şu dolmakalem, bu dolmakalem muhabbetleri girer.

Kaynak :

Konunun Tamamı
internet ortamındaki Çeşitli Sayfalardan Derlenmiştir

Author: RasitTunca

Bir cevap yazın