Mergum Nedir Yani Rakamlar Kitabı veya Matrix Nedir? Kuranda Matrix Geçiyor mu?

Mergum Nedir Yani Rakamlar Kitabı veya Matrix Nedir? Kuranda Matrix Geçiyor mu?

kitâbel ebrâri lefî illiyyîn Ve mâ edrâke mâ ılliyyûn Kitâbun merkûm

يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ  كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ  وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ  كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ  وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ  إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ 
….
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ  وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ  كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ  يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ

Mutaffifîn Suresinden ayetler


Ebced hesabı nedir; yapılması doğru mudur?

Ebced: Cümel, cifr, sayı sembolizmi.

Ebced veya Ebûced, Arap alfabesindeki harflerin kolaylıkla hatırda kalması için düzenlenen bir hârf dizisi ile bu harf dizisinin her birine tekabül eden bir rakam değeri sistemi ve diziyi oluşturan sekiz kelimenin ilkinin adıdır.

Harflerin her birine 1’den 1000’e kadar matematik değerler verilmiştir.

Ebced hesabı Fars ve eski Türk edebiyatında tarih düşürmede de kullanılmıştır. Meselâ İstanbul’un Fetih tarihi için Kur’ân-ı Kerîm’den “Âherûn” kelimesi düşürülmüştür. Bunların toplamı (elif+gayn+ra+vav+nun) = 1+600+200+6+50=857 çıkmaktadır ve bu tarih Hicri 857 (M. 1453) yılı olan fetih tarihidir.

Ayrıca şâir Fuzûli, Kanunî Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fetih tarihi olan 941 H. yılı için; “Geldi burc-i evliyaya padişah-ı namdâr” mısraını tarih düşmüştür.

Yine Sultan Abdülmecid’in saltanata geçişine de “Bir iki iki delik Abdülmecid oldu Melik” mısrası ile tarih düşmüşlerdir.

Bütün hurûf-û hecâ denilen yirmi sekiz harfi içine alan “Ebced harf tertibinde” harflerin sayısal değerleri şöyledir:

Ebced: Elif : 1, Ba : 2, Cim:3, Dal:4; Hevvez: He : 5, Vav : 6, Ze : 7; Hutti: Ha : 8, Tı : 9, Ya : 10; Kelemen: Kef : 20, Lam : 30, Mim : 40, Nun : 50; Se’fes: Sin : 60, Âyn : 70, Fe : 80, Sad : 90; Karaşet: Kaf : 100, Rı : 200, Şın : 300 Te : 400,  Sehaz: Se 500, Hı: 600, Zel : 700; Dazığ: Dad : 800, Zı : 900, Ğayın: 1000.

Ebced ilmiyle elde edilen bilgilerin değeri:

Kur’an-ı Kerim’de bütün ilimler vardır. Bu ilimleri de herkes kendi kabiliyetine göre okuyabilir veya hissedebilir. Ancak bu ilimleri Kur’an’dan okurken, “Benim anladığım ilim kesin doğrudur.” diyerek değil de “Ben böyle anlıyorum”, şeklinde söylemek gerekir. Çünkü bir gün bu anladığı bilgiler yanlış olursa Haşa Kur’an yanlış olmuş gibi algılanır.

Örneğin Kur’an-ı Kerim’de “Üzerinde on dokuz vardır.” ayeti bulunmaktadır. Bu sayıdan hareketle Kur’an’ın bazı sırlarına ve şifrelerine ulaşmak mümkündür. Ancak bu bilgilere mutlak doğru ve Kur’an’ın kesin işareti olarak bakmanın bazı sakıncaları olacağından dikkatli olmak gerekir. Hiç olmazsa: “Böyle şeyler anlamak mümkündür, fakat bunlar kesin ve değişmez doğrular olmayabilir. Hesaplamalarımızda hata edebiliriz, bu hatalar da bize aittir.” demek gerekir.

Ebced hesabı da bunlardan biridir.

Yirmi sekiz harften ibaret olan Arap alfabesi, Emevî Halifesi Abdülmelik bin Mervan zamanına kadar Ebced tertibiyle okunur ve yazılırdı. Abdülmelik bin Mervan zamanında Nasr bin Asım ile Yahyâ bin Ya’mer el-Udvânî’den kurulan bir ekip, Arap alfabesinin harf sırasını değiştirdi ve birbirine benzer harflerin ard arda sıralanması esasına dayalı “hurûf-u hecâ” denilen ve bugün kullanılan alfâbeyi oluşturdu. Yazı dilinde bu alfabe kullanılmaya başlandı.

Arap harflerinin ebced tertibine göre dizilişinin Hazret-i Âdem’e (as) dayandığı rivâyet edilir. Bu tertip ile alfabenin kullanıldığı tarih süreci içerisinde, zamanla bu harflere sayısal değerler verilmiş; bu sayısal değerler âlimler, edebiyatçılar ve şâirler tarafından makbul ve muteber karşılanmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Şâirler ve edipler, yazdıkları manzum ve mensur eserlerde ebced hesabını da kullanmışlar ve harflere verdikleri rakamsal değerler ile önemli tarihleri kaydetmişler; zaman içinde bu usûl yaygınlaşma ve gelişme istidadı göstermiş; âdetâ Arap alfabesinin bir yan ilim dalı olarak olgunlaşmış ve adına da “Ebced Hesabı” veya “Cifir İlmi” denmiştir.

Ebced dizilişine göre Arap alfabesi; “elif, bâ, cim, dâl, he, vav, ze, ha, tı, yâ, kef, lâm, mim, nûn, sin, ayın, fe, sad, kaf, rı, şın, te, se, hı, zel, dad, zı, ğayın” şeklindedir ve “ebced” ismini de bu dizilişin ilk dört harfinden almıştır. Bu alfabe kolay ezberlensin diye şu formül ile de ifâde edilmiştir: Ebced, Hevvez, Huttî, Kelemen, Sa’fes, Karaşet, Sehaz, Dazağ. Bu dizilişe göre Arap alfabesi sayısal değer açısından üçe ayrılmış; İlk dokuz harfe “âhâd” yani “birler” ve birler basamağından değerler verilmiş; ikinci dokuz harfe “âşâr” yani “onlar” denmiş ve onlar basamağından değerler verilmiş; üçüncü on harfe “miât” yani “yüzler” denmiş ve yüzler basamağından değerler verilmiştir.

Kur’ân-ı Kerim inmeye başladığında Araplar arasında “ebced hesabı” biliniyordu ve alfabe bilgisi olan şâirler ve edebiyatçılar tarafından da kullanılıyordu. Arap lisanının belâğat, fesâhat ve edebiyat açısından en gelişmiş döneminde nâzil olmaya başlayan ve mu’cize ifâdeleriyle şâirleri ve edebiyatçıları hemen etkisi altına alan Kur’ân-ı Kerim’in; bu lisanı vahiy dili olarak kabul edip, bu lisanın yan bir ürünü diyebileceğimiz “cifir ilmi”ni reddetmesi düşünülemezdi. Esâsen cifir ilmini reddetmesi için geçerli bir sebep de yoktu. Zîra Kur’ân-ı Kerim prensip olarak, insanlığın zararına kullanılmayan her “birikime” kapılarını açan bir İlâhî Kitaptı. Cifir ilmi ise, Arap Lisanının binlerce yıllık birikimini yansıtan bir ürünü idi.

Nitekim, edebiyatça, belâgatça, güzel ve şâirâne söz söylemek sanatı bakımından ve bilhassa düpedüz hakîkati ifâde etmesi açısından şâirlerin ve edebiyatçıların gerisinde asla kalmayan ve sözüyle-hakîkatıyla herbir şâiri, edebiyatçıyı ve akıl ehlini hayran bırakan Kur’ân-ı Kerîm’in, âyetlerini cifir ilmine göre muhtelif târihler veren birer anahtar hüviyetinde donatması, mucize oluşunun da bir gereği idi. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (asm)’den günümüze kadar ehil âlimler tarafından, Kur’ân-ı Kerim’in âyet ve kelimelerinden cifir ilmine göre bir takım tarihler çıkarıla gelmiş ve bazı hakikatlerin sırlarına bu yol ile ulaşılabilmiştir.

Ancak, bu çalışmayı bu ilme vakıf ehliyetli ulemâ yapabilir. Yoksa, her önüne gelenin bu ilme göre tarih çıkarma girişiminde bulunmasının yanlış ve sıhhatsiz sonuçlara götüreceği açıktır.

Meselâ, Osmanlı ulemâsından Molla Câmî, Sebe’ Sûresinin 15. Âyetinde geçen “beldetün tayyibetün” ibâresinden ebced hesabına göre hicrî 857, milâdî 1453 tarihini çıkarmış ve İstanbul’un Fethinin bu âyetle de müjdelendiğini haber vermiştir.1

    Meselâ, bir gün Yahûdî âlimlerinden bir kısmı Peygamber Efendimizin (asm) huzurunda Bakara Sûresinin ve Meryem Sûresinin başlarında bulunan şifreli harflerden cifir ilmine göre tarih çıkararak:

    “Yâ Muhammed! Senin ümmetinin müddeti az olacaktır!” demişlerdi.

    Allah Resûlü (asm) de sâir sûrelerin başlarında bulunan şifreli harfleri cifir ilmine göre yorumlayarak:

    “Az değil; daha var!” buyurdu.2

Cifir ilminin Hazret-i Ali (ra), Hazret-i Cafer-i Sadık (ra), Muhyiddin-i Arabî (ra) gibi birçok İslâm ulemâsı ile birlikte asrımızda Üstad Bedîüzzaman (ra) tarafından da kullanıldığı ve muhtelif tarihlere, haberlere ve müjdelere işâret edildiği bilinmektedir.3

Tefsir ilminden biraz haberdar olanlar çok iyi bilir ki, ebced hesabı birçok tefsir kaynağında söz konusu edilmiştir. Mesela, İmamu’l-mufessirin olarak meşhur olmuş İbn Cerir Taberi, Bakara suresinin başındaki “Elif-Lam- Mim” harfleri ile ilgili yapılan yorumlardan birinin de, bu harflerin ebced hesabıyla geleceğe ait bazı olaylara işaret etmiş olduğunu belirttikten sonra, bu yorumun da doğru olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Yine Taberi, Kadı Beydavî gibi alimlerin bildirdiğine göre, Tabiinin ünlü tefsir alimlerinden Ebu’l-Âliye er-Reyahî ve Rebi b. Enes de yirmi dokuz surenin başındaki yetmiş sekiz şifreli harfin, istikbale ait olaylara işaretler taşıdığını belirtmişlerdir.

Cifir ilminin tarih boyunca kullanıldığı ve Kur’ân’dan da bu ilme dayanarak bazı tarih, haber ve müjdelerin çıkarıldığı doğrudur; ancak bu ilim, gaybı yalnız ve yalnız Allah’ın bildiği; Allah bildirmediği takdirde hiçbir kulun gaybı bilemeyeceği hakikatine gölge düşürecek şekilde kullanılamaz, kullanılmamıştır ve kullanılması doğru da değildir. Gaybı ancak ve ancak Allah (cc) bilir. Allah (cc) bildirmediği sürece kul gaybı bilmez. Bedîüzzaman Hazretleri (ra) Kur’ân’dan bu çerçevede verdiği haberlerde, “Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez!” hakîkatini hep hatırlatmış; “Gerçek ilim Allah katındaki ilimdir”4 âyetinin rehberliğinde yürümüştür.

Netice olarak söylemeliyiz ki: Ebced hesabı geleceği keşfetmeye yeterli bir kaynak değildir. Gelecek Allah’ın ilminde, irâdesinde ve kudretindedir. Allah bildirmedikçe hiçbir kimse, hiçbir hesaplamayla yarının ne olacağı hakkında bir ön bilgiye veya tahmine sahip olamaz.

Ashâb-ı Rakîm Kimdir? RAKAM ARKADAŞLARI KiMDiR?

Dogruluğundan emin olmadığım intenette bulduğum bu konudaki makale:

Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen “Ashâb-ı Rakîm”, İsrâiloğulları zamanında yaşamış üç gençtir. Onlar Allah’ı ve emirlerini ve aynı zamanda salih bir kulma olma çabasını bırakmadı. Allah’da onları unutmadı. İşte Ashâb-ı Rakîm’in ibretlik kıssası…

Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen “Ashâb-ı Rakîm”, İsrâiloğulları zamanında yaşamış üç gençtir. (el-Kehf, 9)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onların pek çok yönden ibretlerle dolu kıssasını şöyle anlatır:

“Sizden evvelki ümmetlerden üç kişi yola çıktılar. Yağmur başladı. Korunmak için dağdaki bir mağaraya sığındılar. Derken dağdan bir taş yuvarlandı ve mağaranın ağzını tamamen kapattı. Birbirlerine:

«−Vallâhi sizi buradan sadâkatten başka bir şey kurtaramaz. Onun için her biriniz sadâkatle yaptığı bir amelini vesîle edinerek Allâh’a duâ etsin!» dediler.

İçlerinden birisi şöyle duâ etti:

«–Allâh’ım! Anne ve babam çok ihtiyardır. Ben âileme, onlardan evvel bir şey yedirip içirmezdim. Günün birinde hayvanları otlatmak için uzaktaki bir ormana gitmiştim. Eve döndüğümde onlar uyuyakalmışlardı. Onlardan evvel âilece süt içmeyi hoş görmedim, anne babamı da uyandırmak istemedim. Elimde süt çanağıyla bekledim. Nihâyet gün ağarırken annem ve babam uyandılar ve sütlerini içtiler.

Allâh’ım! Eğer bu işi Sen’in rızân için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar!»

Bunun üzerine taş bir parça açıldı, lâkin çıkılacak gibi değildi. İkincisi şöyle yalvardı:

«–İlâhî! Amcamın bir kızı vardı. Bir erkek, bir kadını ne kadar çok sevebilirse, ben de onu o kadar seviyordum. Onunla beraber olmak istedim. Lâkin teklifimi kabul etmedi. Birkaç sene sonra bir kıtlığa uğrayınca bana başvurdu. Kendini bana teslim ederse, ona yüz dirhem vereceğimi söyledim. Çâresiz kabul etti. Tam el uzatacağım sırada:

“–Allah’tan kork da haksız olarak mührümü bozma!” dedi.

Elimde imkân olduğu hâlde, Allah’tan korkarak ondan uzaklaştım. Verdiğim paraları da ona bağışladım.

Allâh’ım! Eğer bu işi sırf Sen’in rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz belâyı üzerimizden gider!»

Mağaranın kapısı bir parça daha açıldı, ancak yine çıkılabilecek derecede değildi. Üçüncü şahıs da şöyle duâ etti:

«–Allâh’ım! Ücretle birkaç amele tuttum ve ücretlerini verdim. Lâkin biri ücretini almadan bırakıp gitti. Ona vereceğim parayı çalıştırıp artırdım. Bir müddet sonra o adam yanıma gelerek:

“–Ücretimi ver!” dedi. Ben de:

“–Şu gördüğün deve, öküz ve koyun sürüleri senin ücretinden üremiştir, al hepsini götür!” dedim. O da:

“–Ey Allâh’ın kulu! Benimle alay etme!” dedi.

“–Seninle alay etmiyorum, hakîkati söylüyorum.” dedim. Bunun üzerine malları aldı ve hepsini sürüp götürdü.

İlâhî! Eğer bunu Sen’in rızân için yapmışsam, içinde bulunduğumuz belâyı üzerimizden defet!»

Nihâyet taş, mağaranın ağzından kaydı, onlar da mağaradan çıkarak yollarına devam ettiler.” (Bkz. Buhârî, Edeb 5, Enbiyâ 53, Büyûʻ 98, İcâre 12, Hars 13; Müslim, Zikir, 100; Ahmed, IV, 274)

Ashab-ı Kehf Kimdir?

Ashab-ı Kehf, putperest ve zâlim bir hükümdar olan Dakyanus devrinde Tarsus’da yaşamış, îman ve tevhîd mücâdelesi vermiş bir grup sâlih gençtir.

Onlar, îmanlarında sebat gösterip zulümlere katlanmaları ve Allah yolundan ayrılmamaları sebebiyle medhedilmişlerdir. Kıyâmete kadar gelecek bütün mü’minler onları hayranlıkla yâd edecektir.

Kral Dakyanus’un yakınlarından olan bu gençler, karanlık ve bâtıl inançlar arasında hakîkati bulmuşlardı. Allâh’a sığınıp dâimâ duâ hâlinde yaşamışlar, Allah da onların îmanlarını kuvvetlendirmiştir. Zamanı geldiğinde ise îmanlarını açığa vurup zâlimlere karşı muhteşem bir îman celâdeti sergilemişlerdir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“…O yiğitler (zâlim hükümdarın karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: «Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasına ilâh demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz. Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler ya, (ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir?!»” (el-Kehf, 14-15)

Daha sonra, kendilerinin canına kasteden zâlim Dakyanusʼun elinden kurtularak bir mağaraya sığındılar ve:

رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا

“Ey Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, şu hâlimizden bir kurtuluş yolu hazırla!” diye niyâz ettiler. (el-Kehf, 10)

Cenâb-ı Hak onları mağarada uzun yıllar uyuttu. Hazret-i Mevlânâ şöyle der:

“Gâfiller arasında bulunup onlardan menfî tesir almaktansa uyumak daha evlâdır. Cenâb-ı Hak, Ashâb-ı Kehf’i fâsıkların arasından ayırıp onların kalplerini gafletten korumuştur.”

Ashâb-ı Kehf, 309 sene sonra uyandıklarında, mağarada çok az bir zaman kaldıklarını zannettiler. Şehirden erzak almaları gerekiyordu, ancak onların en mühim endişesi, îmanlarını muhâfaza etmek ve haramlardan uzak durmaktı. Cenâb-ı Hak bu hususa şöyle işâret eder:

“…Şöyle dediler: «Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ve helâl ise size ondan erzak getirsin. Ancak gâyet nâzik ve dikkatli hareket etsin ve sakın sizi kimseye sezdirmesin! Zira onlar sizi fark ederlerse ya taşlayarak öldürürler, ya da kendi dinlerine döndürürler, bu takdirde ise ebediyyen felâh bulamazsınız!»” (el-Kehf, 19-20)

Bu ihlâs ve samimiyetleri neticesinde onlar, Allâh’ın vaadinin hak olduğuna, O’nun gücünün her şeye yettiğine, kıyâmet, ölümden sonra diriliş ve âhiretin şüphe götürmez hakîkatler olduğuna delil oldular. (Bkz. el-Kehf, 21)


İsimlerin Arapça Yazılışı ve Ebcet Hesabı

A Harfi İle Başlayan İsimler

Abbas عبّاس ( Ebced Değeri: 135 )
Abdi عبدى ( Ebced Değeri: 86 )
Abdulhakim عبدالحكيم ( Ebced Değeri: 185 )
Abdulkadîr عبدالقدير ( Ebced Değeri: 421 )
Abdullah عبدالله ( Ebced Değeri: 143 )
Abdurrahim عبدالرّحمن ( Ebced Değeri: 565 )
Abdurrahman عبدالرّحمن ( Ebced Değeri: 405 )
Abdülbâki عبدالباقى ( Ebced Değeri: 220 )
Abdüssamed عبدالصّمد ( Ebced Değeri: 331 )
Acar آجار ( Ebced Değeri: 205 )
Adahan آداخان ( Ebced Değeri: 657 )
Adak آداق ( Ebced Değeri: 106 )
Adalet عدالت ( Ebced Değeri: 505 )
Adem آدم ( Ebced Değeri: 45 )
Adeviye Adviye عدويه ( Ebced Değeri: 95 )
Adıgüzel آديكوزل ( Ebced Değeri: 78 )
Adil عادل ( Ebced Değeri: 105 )
Adile عادله ( Ebced Değeri: 110 )
Adnan عدنان ( Ebced Değeri: 175 )
Afet آفت ( Ebced Değeri: 481 )
Afife عفيفه ( Ebced Değeri: 245 )
Afitab Afitap آفتاب ( Ebced Değeri: 484 )
Afşar آفشار ( Ebced Değeri: 582 )
Ahmed (Ahmet) احمد ( Ebced Değeri: 53 )
Ahsen احسن ( Ebced Değeri: 119 )
Ahu آهو ( Ebced Değeri: 12 )
Aişe (Ayşe) عاءشه ( Ebced Değeri: 376 )
Aişegül (Ayşegül) عاءشه كل ( Ebced Değeri: 426 )
Ayşenur عاءشه نور ( Ebced Değeri: 632 )
Ajda اژدا ( Ebced Değeri: 13 )
Akif عاكف ( Ebced Değeri: 171 )
Ali على ( Ebced Değeri: 110 )
Alime عالمه ( Ebced Değeri: 146 )
Aliye عليه ( Ebced Değeri: 115 )
Alpcan آلپ جان ( Ebced Değeri: 87 )
Alper آلپر ( Ebced Değeri: 233 )
Altan آلتان ( Ebced Değeri: 482 )
Arif عارف ( Ebced Değeri: 341 )
Arife عارفه ( Ebced Değeri: 346 )
Arzu آرزو ( Ebced Değeri: 214 )
Asiye آسيه ( Ebced Değeri: 76 )
Aslı اصلي ( Ebced Değeri: 131 )
Aslıhan اصليخان ( Ebced Değeri: 782 )
Asuman آسمان ( Ebced Değeri: 152 )
Atatürk آتاتورك ( Ebced Değeri: 1028 )
Atilla آتيلاّ ( Ebced Değeri: 272 )
Aydın آيدين ( Ebced Değeri: 75 )
Ayfer آيفر ( Ebced Değeri: 291 )
Aykutalp آيقود آلپ ( Ebced Değeri: 154 )
Ayla آيلا ( Ebced Değeri: 42 )
Aynur آينور ( Ebced Değeri: 267 )
Aysel آيسل ( Ebced Değeri: 101 )
Ayser آيسر ( Ebced Değeri: 271 )
Aysun آيسون ( Ebced Değeri: 127 )
Ayten آيتن ( Ebced Değeri: 461 )
Aytunç آيتونچ ( Ebced Değeri: 469 )
Aytül آيتول ( Ebced Değeri: 447 )


B Harfi İle Başlayan İsimler

Bahaddîn (Bahaeddîn) بهاالدّين ( Ebced Değeri: 107 )
Bahadır بهادر ( Ebced Değeri: 212 )
Bahar بهار ( Ebced Değeri: 208 )
Bânû بانو ( Ebced Değeri: 59 )
Bedriye بدريه ( Ebced Değeri: 221 )
Begüm بكوم ( Ebced Değeri: 68 )
Bekir بكر ( Ebced Değeri: 222 )
Belgin بلكين ( Ebced Değeri: 112 )
Belkıs بلقيس ( Ebced Değeri: 202 )
Belgüzar برگزار ( Ebced Değeri: 430 )
Berk برك ( Ebced Değeri: 222 )
Berkant برقانت ( Ebced Değeri: 753 )
Berkay بركاى ( Ebced Değeri: 233 )
Bernâ برنا ( Ebced Değeri: 253 )
Bertan برتان ( Ebced Değeri: 653 )
Besime بسيمه ( Ebced Değeri: 117 )
Betül بتول ( Ebced Değeri: 438 )
Beyhan بيخان ( Ebced Değeri: 663 )
Beyza بيضا ( Ebced Değeri: 813 )
Bilal بلال ( Ebced Değeri: 63 )
Birgül بيركل ( Ebced Değeri: 262 )
Birol بيرول ( Ebced Değeri: 248 )
Birsel بيرسل ( Ebced Değeri: 302 )
Bora بورا ( Ebced Değeri: 438 )
Buket بوكت ( Ebced Değeri: 428 )
Burak براق ( Ebced Değeri: 303 )
Burcu برجو ( Ebced Değeri: 211 )
Burhan برهان ( Ebced Değeri: 258 )
Büşra بشرى ( Ebced Değeri: 512 )

C Harfi İle Başlayan İsimler

Câhid جاهد ( Ebced Değeri: 13 )
Canan جانان ( Ebced Değeri: 115 )
Candan جاندن ( Ebced Değeri: 108 )
Cansu جانصو ( Ebced Değeri: 150 )
Cemal جمال ( Ebced Değeri: 74 )
Cemalettin جمال الدين ( Ebced Değeri: 173 )
Cemil جميل ( Ebced Değeri: 83 )
Cemile جميله ( Ebced Değeri: 88 )
Cengiz جنكيز ( Ebced Değeri: 90 )
Cenker جنكر ( Ebced Değeri: 273 )
Ceren جرن ( Ebced Değeri: 253 )
Cevâhir جواهر ( Ebced Değeri: 215 )
Cevdet جودت ( Ebced Değeri: 413 )
Cihan جهان ( Ebced Değeri: 59 )
Cihangir جهانگير ( Ebced Değeri: 289 )
Coşkun جوشقون ( Ebced Değeri: 465 )
Cüneyd (Cüneyt) جنيد ( Ebced Değeri: 67 )
Ç Harfi İle Başlayan İsimler
Çağla چاغلا ( Ebced Değeri: 1035 )
Çiçek چيچك ( Ebced Değeri: 36 )
Çiğdem چيكدم ( Ebced Değeri: 77 )
D Harfi İle Başlayan İsimler
Damla داملا ( Ebced Değeri: 76 )
Dâvud (Davut) داود ( Ebced Değeri: 15 )
Deniz دگيز ( Ebced Değeri: 42 )
Derya دريا ( Ebced Değeri: 215 )
Devlet دولت ( Ebced Değeri: 440 )
Dilara دلآرا ( Ebced Değeri: 236 )
Dilber دلبر ( Ebced Değeri: 236 )
Dilek ديلك ( Ebced Değeri: 64 )
Doğan دوغان ( Ebced Değeri: 1061 )
Döne دونه ( Ebced Değeri: 65 )
Durdu دوردو ( Ebced Değeri: 220 )
Dursûne دورسونه ( Ebced Değeri: 330 )
Dürdâne دوردانه ( Ebced Değeri: 270 )
E Harfi İle Başlayan İsimler
Ebrû ابرو ( Ebced Değeri: 209 )
Ece اجه ( Ebced Değeri: 9 )
Ecehan (Ece-Hân) اجه خان ( Ebced Değeri: 660 )
Ecmel اجمل ( Ebced Değeri: 74 )
Edâ أدا ( Ebced Değeri: 6 )
Efe أفه ( Ebced Değeri: 86 )
Ekrem اكرم ( Ebced Değeri: 261 )
Elif الف ( Ebced Değeri: 111 )
Elmas الماس ( Ebced Değeri: 132 )
Elvân الف ( Ebced Değeri: 88 )
Emel أمل ( Ebced Değeri: 71 )
Emine امنه ( Ebced Değeri: 96 )
Emrâl أمرال ( Ebced Değeri: 272 )
Emre أمره ( Ebced Değeri: 246 )
Eray أراى ( Ebced Değeri: 212 )
Erhân (Erhan) أرخان ( Ebced Değeri: 852 )
Erkan أرقان ( Ebced Değeri: 352 )
Ermân أرمان ( Ebced Değeri: 292 )
Erol أرول ( Ebced Değeri: 237 )
Ertuğrul أرتوغرول ( Ebced Değeri: 1843 )
Esengül اسنكل ( Ebced Değeri: 161 )
Esrâ أسرا ( Ebced Değeri: 262 )
Evren اورن ( Ebced Değeri: 257 )

F Harfi İle Başlayan İsimler
Fadime فاطمه ( Ebced Değeri: 135 )
Fatma فاطمه ( Ebced Değeri: 135 )
Faruk فاروق ( Ebced Değeri: 387 )
Fatih فاتح ( Ebced Değeri: 489 )
Fatoş فاطوش ( Ebced Değeri: 396 )
Fazilet فضيلت ( Ebced Değeri: 1320 )
Fehime فهيمه ( Ebced Değeri: 140 )
Ferâmuz فرامز ( Ebced Değeri: 328 )
Ferhat فرهاد ( Ebced Değeri: 290 )
Feride فريده ( Ebced Değeri: 299 )
Feridûn فريدون ( Ebced Değeri: 350 )
Feriha فرحه ( Ebced Değeri: 293 )
Ferişte فرشته ( Ebced Değeri: 985 )
Fethiye فتحيه ( Ebced Değeri: 503 )
Feyzâ فيضا ( Ebced Değeri: 891 )
Fırat فرات ( Ebced Değeri: 671 )
Figen فيكن ( Ebced Değeri: 160 )
Fikriye فكريه ( Ebced Değeri: 315 )
Filiz فيليز ( Ebced Değeri: 137 )
Firdevs فردوس ( Ebced Değeri: 350 )
Fuâd (Fuat) فؤاد ( Ebced Değeri: 91 )


G Harfi İle Başlayan İsimler
Galip (Ğâlib) غالب ( Ebced Değeri: 1033 )
Gamze غمزه ( Ebced Değeri: 1052 )
Gazâlî غزالى ( Ebced Değeri: 1741 )
Gâzî غازى ( Ebced Değeri: 1018 )
Gizem گيزم ( Ebced Değeri: 77 )
Gonca غنجه ( Ebced Değeri: 1058 )
Gökçe كوكچه ( Ebced Değeri: 54 )
Gökhan كوكحان ( Ebced Değeri: 697 )
Gökmen كوكمن ( Ebced Değeri: 136 )
Göksel كوكسل ( Ebced Değeri: 136 )
Gökşen كوكشن ( Ebced Değeri: 396 )
Göktay كوكطى ( Ebced Değeri: 65 )
Gönül كوڭل ( Ebced Değeri: 76 )
Görkem كوركم ( Ebced Değeri: 286 )
Gözde كوزده ( Ebced Değeri: 42 )
Gül كل ( Ebced Değeri: 50 )
Gülay كُلاى ( Ebced Değeri: 61 )
Gülcan كُلجان ( Ebced Değeri: 104 )
Gülden كلدن ( Ebced Değeri: 104 )
Güler كولر ( Ebced Değeri: 256 )
Gülhan كولخان ( Ebced Değeri: 707 )
Gülistan كلستان ( Ebced Değeri: 561 )
Gülizar كُلعذار ( Ebced Değeri: 328 )
Güllü كُللو ( Ebced Değeri: 86 )
Gülnaz كلناز ( Ebced Değeri: 108 )
Gülsüm كولسوم ( Ebced Değeri: 162 )
Gülsen كولسن ( Ebced Değeri: 166 )
Gülser كُلسر ( Ebced Değeri: 310 )
Gülseren كُلسرن ( Ebced Değeri: 360 )
Gülşâh كلشاه ( Ebced Değeri: 359 )
Gülten كُلتن ( Ebced Değeri: 500 )
Günay كناى ( Ebced Değeri: 81 )
Günseli كونسلى ( Ebced Değeri: 176 )
Gürbüz كربز ( Ebced Değeri: 229 )
Gürcân كورجان ( Ebced Değeri: 280 )
H Harfi İle Başlayan İsimler
Habibe حبيبه ( Ebced Değeri: 27 )
Hacer حجر ( Ebced Değeri: 211 )
Hakan خاقان ( Ebced Değeri: 752 )
Halil خليل ( Ebced Değeri: 670 )
Halime حليمه ( Ebced Değeri: 93 )
Haluk خلوق ( Ebced Değeri: 736 )
Hamdiye حمديه ( Ebced Değeri: 67 )
Hamide حميده ( Ebced Değeri: 67 )
Handan خندان ( Ebced Değeri: 705 )
Hanım خانم ( Ebced Değeri: 691 )
Halit خالد ( Ebced Değeri: 635 )
Halide خالده ( Ebced Değeri: 640 )
Halis خالص ( Ebced Değeri: 721 )
Hanife حنيفه ( Ebced Değeri: 153 )
Hanifi حنيفى ( Ebced Değeri: 158 )
Hârun هارون ( Ebced Değeri: 262 )
Hasan حسن ( Ebced Değeri: 118 )
Hasbiye حسبيه ( Ebced Değeri: 85 ) ( حسبنالله و نعم الوكيل ayetinin kısaltılmışı)
Hasîbe حسيبه ( Ebced Değeri: 85 )
Hatem خاتم ( Ebced Değeri: 1041 )
Hatîce خديجه ( Ebced Değeri: 622 )
Havvâ حوّا ( Ebced Değeri: 21 )
Havvâgül حوّا كل ( Ebced Değeri: 71 )
Hayriye خيريه ( Ebced Değeri: 825 )
Hediye هديه ( Ebced Değeri: 24 )
Hilal هلال ( Ebced Değeri: 66 )
Hûrî حورى ( Ebced Değeri: 224 )
Hûriye حوريه ( Ebced Değeri: 229 )
Hurûşân (Hürüşan) خروشان ( Ebced Değeri: 1157 )
Hülya خوليا ( Ebced Değeri: 647 )
Hümeyra حميره ( Ebced Değeri: 263 )
Hüseyin حسين ( Ebced Değeri: 128 )
Hüsne حسنه ( Ebced Değeri: 123 )



İ Harfi İle Başlayan İsimler

İbrâhim ابراهيم ( Ebced Değeri: 259 )
İfakat افاقت ( Ebced Değeri: 582 )
İhsân احسان ( Ebced Değeri: 120 )
İklime اقليمه ( Ebced Değeri: 186 )
İlhan ايلخان ( Ebced Değeri: 692 )
İlknur ايلكنور ( Ebced Değeri: 217 )
İlyâs الياس ( Ebced Değeri: 102 )
İmren إمرن ( Ebced Değeri: 291 )
İnci اينجى ( Ebced Değeri: 74 )
İsâ عيسى ( Ebced Değeri: 150 )
İsmâil اسماعيل ( Ebced Değeri: 212 )
İsmet عصمت ( Ebced Değeri: 600 )



K Harfi İle Başlayan İsimler
Kadîr قدير ( Ebced Değeri: 314 )
Kadri قدري ( Ebced Değeri: 314 )
Kadriye قدريه ( Ebced Değeri: 319 )
Kâniye كانيه ( Ebced Değeri: 86 )
Kemâl كمال ( Ebced Değeri: 91 )
Kerem كرم ( Ebced Değeri: 260 )
Kerim كريم ( Ebced Değeri: 270 )
Kevser كوثر ( Ebced Değeri: 726 )
Kezban كذبان ( Ebced Değeri: 773 )
Kısmet قسمت ( Ebced Değeri: 600 )
Kıymet قيمة ( Ebced Değeri: 155 )
Kibar كبار ( Ebced Değeri: 223 )
Kubilay قوبيلاى ( Ebced Değeri: 159 )
Kudret قدرت ( Ebced Değeri: 704 )
Kübra كبرا ( Ebced Değeri: 223 )
Kürşat كورشات ( Ebced Değeri: 927 )


L Harfi İle Başlayan İsimler
Lâle لاله ( Ebced Değeri: 66 )
Leylâ ليلا ( Ebced Değeri: 71 )
Lütfi لطفي ( Ebced Değeri: 129 )
M Harfi İle Başlayan İsimler
Mahbûb محبوب ( Ebced Değeri: 58 )
Mahir ماهر ( Ebced Değeri: 246 )
Mahire ماهره ( Ebced Değeri: 251 )
Mahmûd (Mahmut) محمود ( Ebced Değeri: 98 )
Maide ماءده ( Ebced Değeri: 51 )
Makbûle مقبوله ( Ebced Değeri: 183 )
Mecîd (Mecit) مجيد ( Ebced Değeri: 57 )
Mediha ممديحه ( Ebced Değeri: 67 )
Mehmed (Mehmet) محمد ( Ebced Değeri: 92 )
Mehtâb (Mehtap) مهتاب ( Ebced Değeri: 448 )
Melahat ملاحت ( Ebced Değeri: 479 )
Melek ملك ( Ebced Değeri: 90 )
Meliha مليحه ( Ebced Değeri: 93 )
Melike ملكه ( Ebced Değeri: 95 )
Melis مَليس ( Ebced Değeri: 140 )
Meltem ملتم ( Ebced Değeri: 510 )
Meral مرال ( Ebced Değeri: 271 )
Mersiye مرثيه ( Ebced Değeri: 755 )
Merve مروه ( Ebced Değeri: 251 )
Meryem مريم ( Ebced Değeri: 290 )
Mesut (Mes’ûd) مسعود ( Ebced Değeri: 180 )
Mete مهته ( Ebced Değeri: 450 )
Metîn (Metin) متين ( Ebced Değeri: 500 )
Mihribân (Mihriban) مهربان ( Ebced Değeri: 298 )
Mine مينه ( Ebced Değeri: 105 )
Miyâse مياسه ( Ebced Değeri: 116 )
Muammer معمّر ( Ebced Değeri: 390 )
Muazzez معزّز ( Ebced Değeri: 131 )
Muhammed (Muhammet) محمّد ( Ebced Değeri: 132 )
Murâd (Murat) مراد ( Ebced Değeri: 245 )
Mûsâ (Musa) موسى ( Ebced Değeri: 116 )
Mustafâ (Mustafa) مصطفى ( Ebced Değeri: 229 )
Mutlu موتلو ( Ebced Değeri: 482 )
Mübeccel مبجّل ( Ebced Değeri: 78 )
Mücevher مجوهر ( Ebced Değeri: 254 )
Münevver منوّر ( Ebced Değeri: 302 )
Münîre منيره ( Ebced Değeri: 305 )
Mürüvvet مروّت ( Ebced Değeri: 652 )
Müsâde مصاده ( Ebced Değeri: 140 )
Müzeyyen مزيّن ( Ebced Değeri: 117

N Harfi İle Başlayan İsimler
Nâciye ناجيه ( Ebced Değeri: 69 )
Nâdide ناديده ( Ebced Değeri: 74 )
Nâdire نادره ( Ebced Değeri: 257 )
Naile نائله ( Ebced Değeri: 87 )
Naime نائمه ( Ebced Değeri: 97 )
Nâlân نالان ( Ebced Değeri: 132 )
Nârin نارين ( Ebced Değeri: 311 )
Nâz ناز ( Ebced Değeri: 58 )
Nazife نظيفه ( Ebced Değeri: 1045 )
Nazîre نظيره ( Ebced Değeri: 1165 )
Nazlı نازلى ( Ebced Değeri: 351 )
Nazmiye نظميه ( Ebced Değeri: 1005 )
Necdet نجدت ( Ebced Değeri: 457 )
Neclâ نجلا ( Ebced Değeri: 84 )
Necmiye نجميه ( Ebced Değeri: 108 )
Nergis نركس ( Ebced Değeri: 330 )
Neriman نريمان ( Ebced Değeri: 1005 )
Nermin نرمين ( Ebced Değeri: 350 )
Nesibe نسيبه ( Ebced Değeri: 127 )
Nesime نسيمه ( Ebced Değeri: 165 )
Neslihan (Nesl-i Hân) نسليخان ( Ebced Değeri: 801 )
Nesrin نسرين ( Ebced Değeri: 370 )
Nevin نوين ( Ebced Değeri: 116 )
Nevriye نوريه ( Ebced Değeri: 271 )
Nevzat نوزاد ( Ebced Değeri: 70 )
Nezihe نزيهه ( Ebced Değeri: 77 )
Nigâr نكار ( Ebced Değeri: 271 )
Nihal نهال ( Ebced Değeri: 86 )
Nihat نهاد ( Ebced Değeri: 60 )
Nil نيل ( Ebced Değeri: 90 )
Nilay نيلاي ( Ebced Değeri: 101 )
Nilüfer نيلوفر ( Ebced Değeri: 376 )
Nilvâ نيلوا ( Ebced Değeri: 97 )
Nimet نعمت ( Ebced Değeri: 460 )
Nur نور ( Ebced Değeri: 256 )
Nûrân نوران ( Ebced Değeri: 307 )
Nuray نوراى ( Ebced Değeri: 267 )
Nurcân نورجان ( Ebced Değeri: 310 )
Nûreddîn (Nurettin) نورالدّين ( Ebced Değeri: 355 )
Nuri نورى ( Ebced Değeri: 266 )
Nuriye نوريه ( Ebced Değeri: 271 )
Nursel نورسل ( Ebced Değeri: 346 )
Nurseli نورسلى ( Ebced Değeri: 356 )
Nurşen نورشن ( Ebced Değeri: 660 )
Nurten نورتن ( Ebced Değeri: 706 )
Nurullah نورالله ( Ebced Değeri: 322 )
O Harfi İle Başlayan İsimler
Oğuz اوغوز ( Ebced Değeri: 1020 )
Oğuzhan اوغوزخان ( Ebced Değeri: 1671 )
Okan اوقان ( Ebced Değeri: 158 )
Olcay اولجاى ( Ebced Değeri: 51 )
Onur اونور ( Ebced Değeri: 263 )
Oruç اوروچ ( Ebced Değeri: 216 )
Orhan اورخان ( Ebced Değeri: 858 )
Osman عثمان ( Ebced Değeri: 661 )
Oya اويا ( Ebced Değeri: 18 )
Ozan اوزان ( Ebced Değeri: 65 )



Ö Harfi İle Başlayan İsimler
Ömer عمر ( Ebced Değeri: 310 )
Önder اوگدر ( Ebced Değeri: 231 )
Özay اوزاى ( Ebced Değeri: 25 )
Özcan اوزجان ( Ebced Değeri: 68 )
Özge اوزكه ( Ebced Değeri: 39 )
Özgünaz اوزكو ناز ( Ebced Değeri: 99 )
Özgül ازكل ( Ebced Değeri: 58 )
Özgür اوزكور ( Ebced Değeri: 240 )
Özlem اوزلم ( Ebced Değeri: 84 )
Öznur اوزنور ( Ebced Değeri: 270 )


P Harfi İle Başlayan İsimler
Pâkize باكيزه ( Ebced Değeri: 45)
Pelin بلين ( Ebced Değeri: 92)
Peral برال ( Ebced Değeri: 233 )
Pembe بمبه ( Ebced Değeri: 49)
Perihan بريخان ( Ebced Değeri: 863)
Pınar بيگار ( Ebced Değeri: 233)


R Harfi İle Başlayan İsimler
Rabia رابعه ( Ebced Değeri: 282)
Râdiye راضيه ( Ebced Değeri: 1016)
Rahmet رحمة ( Ebced Değeri: 253)
Rahmi رحمى ( Ebced Değeri: 258)
Ramazan رمضان ( Ebced Değeri: 1091)
Râziye رازيه ( Ebced Değeri: 223)
Recep رجب ( Ebced Değeri: 205)
Refika رفيقه ( Ebced Değeri: 395)
Regâib (Regaip) رغاءب ( Ebced Değeri: 1204)
Remzi رمزى ( Ebced Değeri: 257 )
Remziye رمزيه ( Ebced Değeri: 262 )
Resul رسول ( Ebced Değeri: 296 )
Reyhan ريخان ( Ebced Değeri: 861)
Reyyân (Reyyan) ريّان ( Ebced Değeri: 271 )
Rıdvân رضوان ( Ebced Değeri: 1057)
Ruhiye روحيه ( Ebced Değeri: 229)
Rukiye رقيه ( Ebced Değeri: 315)
Rümeysâ رُميسا ( Ebced Değeri: 311 )
Rüveyda رويده ( Ebced Değeri: 225 )
S Harfi İle Başlayan İsimler
Saadet سعادت ( Ebced Değeri: 535 )
Sabahat صباحت ( Ebced Değeri: 501 )
Sabiha صبيحه ( Ebced Değeri: 115 )
Sabîre صبيره ( Ebced Değeri: 307 )
Sabriye صبريه ( Ebced Değeri: 307 )
Sâdık صادق ( Ebced Değeri: 195 )
Saffet (Safvet) صفوت ( Ebced Değeri: 576 )
Safiye صفيه ( Ebced Değeri: 185 )
Saide سعيده ( Ebced Değeri: 149 )
Sait (Said) سعيد ( Ebced Değeri: 144 )
Saime صائمه ( Ebced Değeri: 137 )
Sâkine ساكنه ( Ebced Değeri: 136 )
Sâlih صالح ( Ebced Değeri: 129 )
Sâliha صالحه ( Ebced Değeri: 134 )
Sâlim سالم ( Ebced Değeri: 131 )
Sâlime سالمه ( Ebced Değeri: 136 )
Samed (Samet) صمد ( Ebced Değeri: 134 )
Sâmî سامى ( Ebced Değeri: 111 )
Sanem صنم ( Ebced Değeri: 180 )
Sâniye ثانيه ( Ebced Değeri: 566 )
Satı صاتى ( Ebced Değeri: 501 )
Seçil سچيل ( Ebced Değeri: 103 )
Seda صدا ( Ebced Değeri: 95 )
Sedat سداد ( Ebced Değeri: 69 )
Sefâ (Sefa) سفا ( Ebced Değeri: 141 )
Seher سحر ( Ebced Değeri: 268 )
Selahattin صلاحالدّين ( Ebced Değeri: 228 )
Selçuk سلچوق ( Ebced Değeri: 199 )
Selda سلدا ( Ebced Değeri: 95 )
Selîm سليم ( Ebced Değeri: 140 )
Selîme سليمه ( Ebced Değeri: 145 )
Selma سلما ( Ebced Değeri: 131 )
Selvi سلوى ( Ebced Değeri: 106 )
Semahat سماحت ( Ebced Değeri: 509 )
Semih سميح ( Ebced Değeri: 118 )
Semiha سميحه ( Ebced Değeri: 123 )
Semrâ سمرا ( Ebced Değeri: 301 )
Serap سراپ / سراب ( Ebced Değeri: 263 )
Serdâr سردار ( Ebced Değeri: 465 )
Serkan سرقان ( Ebced Değeri: 411 )
Sermet سرمد ( Ebced Değeri: 304 )
Sermin سرمين ( Ebced Değeri: 360 )
Serpil سرپل ( Ebced Değeri: 292 )
Servet ثروت ( Ebced Değeri: 1106 )
Sevâl سوال ( Ebced Değeri: 97 )
Sevdâ سوداه سودا ( Ebced Değeri: 71 / 76 ) (Lügatlerde 2 farklı yazımına rastlanmıştır.)
Sevgi سَوكى ( Ebced Değeri: 96 )
Sevîm سَويم ( Ebced Değeri: 116 )
Sıddık صدّيق ( Ebced Değeri: 208 )
Sıddıka (Sıdıka) صدّيقه ( Ebced Değeri: 213 )
Sibel سيبل ( Ebced Değeri: 102 )
Sinan سنان ( Ebced Değeri: 161 )
Solmaz صولماز ( Ebced Değeri: 174 )
Soner صوڭر ( Ebced Değeri: 316 ) (“N” “Nun” değil; Nazal N ile yazılır.)
Songül صوڭكل ( Ebced Değeri: 166 ) (“N” “Nun” değil; Nazal N ile yazılır.)
Sultan سلطان ( Ebced Değeri: 150 )
Suna صونا ( Ebced Değeri: 147 )
Sûzan سوزن ( Ebced Değeri: 123 )
Süheyla سهيلا ( Ebced Değeri: 106 )
Sünbül سنبل ( Ebced Değeri: 142 )


Ş Harfi İle Başlayan İsimler
Şaban شعبان ( Ebced Değeri: 423 )
Şâdiye شاديه ( Ebced Değeri: 320 )
Şâfak شفاق ( Ebced Değeri: 481 )
Şâfiye شافيه ( Ebced Değeri: 396 )
Şâheserشاه أثر ( Ebced Değeri: 1007 )
Şâhin شاهين ( Ebced Değeri: 366 )
Şâziye شازيه ( Ebced Değeri: 323 )
Şebnem شبنم ( Ebced Değeri: 392 )
Şehri شهرى ( Ebced Değeri: 515 )
Şenol شنول ( Ebced Değeri: 386 )
Şerife شريفه ( Ebced Değeri: 595 )
Şermin شرمين ( Ebced Değeri: 600 )
Şöhret شهرت ( Ebced Değeri: 905 )
Şükrân شكران ( Ebced Değeri: 571 )
Şükriye شكريه ( Ebced Değeri: 535 )
Şükrü شكرى ( Ebced Değeri: 530 )


T Harfi İle Başlayan İsimler
Tahsin تحسين ( Ebced Değeri: 528 )
Talhâ طلحه ( Ebced Değeri: 52 )
Talia طالعه ( Ebced Değeri: 115 )
Taner تاڭر ( Ebced Değeri: 621 )
Tarık طارق ( Ebced Değeri: 310 )
(:::) طيّب ( Ebced Değeri: 31 )
Tenzîle تنزيله ( Ebced Değeri: 502 )
Teslîme تسليمه ( Ebced Değeri: 545 )
Tuğba Tûba طوبى ( Ebced Değeri: 27 )
Tufan طوفان ( Ebced Değeri: 146 )
Turhân طورخان ( Ebced Değeri: 866 )
Tülay تولاى ( Ebced Değeri: 447 )
Türkân (Türkan) توركان ( Ebced Değeri: 477 )


U Harfi İle Başlayan İsimler
Ufuk افق ( Ebced Değeri: 181 )
Uğur اوغور ( Ebced Değeri: 1213 )
Umut اوموت ( Ebced Değeri: 453 )


Ü Harfi İle Başlayan İsimler
Ülfet الفت ( Ebced Değeri: 511 )
Ümran عمران ( Ebced Değeri: 361 )
Ümmügülsüm  أمّ كلثوم

Ünal اونال ( Ebced Değeri: 88 )
V Harfi İle Başlayan İsimler
Vâhide واحده ( Ebced Değeri: 24 )
Vâhit واحد ( Ebced Değeri: 19 )
Vasfiye وصفيه ( Ebced Değeri: 191 )
Veli ولى ( Ebced Değeri: 46 )
Vildan ولدان ( Ebced Değeri: 91 )


Y Harfi İle Başlayan İsimler
Yâdigâr يادكار ( Ebced Değeri: 236 )
Yâkup يعقوب ( Ebced Değeri: 198 )
Yâsemin (Yasemin) ياسمين ( Ebced Değeri: 171 )
Yâsin ياسن ( Ebced Değeri: 121 )
Yaşar ياشار ( Ebced Değeri: 512 )
Yavuz ياووز ( Ebced Değeri: 30 )
Yelda يلدا ( Ebced Değeri: 45 )
Yeliz يليز ( Ebced Değeri: 57 )
Yeşim يشيم ( Ebced Değeri: 360 )
Yıldıray يلديراى ( Ebced Değeri: 265 )
Yıldırım يلديريم ( Ebced Değeri: 304 )
Yıldız ييلديز ( Ebced Değeri: 71 )
Yunus ينوس ( Ebced Değeri: 126 )
Yusuf يوسف ( Ebced Değeri:156 )
Yüksel يوكسل ( Ebced Değeri: 126 )



Z Harfi İle Başlayan İsimler
Zafer ظفر ( Ebced Değeri: 1180 )
Zâhide زاهده ( Ebced Değeri: 22 )
Zehrâ (Zehra) زهرا ( Ebced Değeri: 213 )
Zekiye ذكيه ( Ebced Değeri: 735 )
Zelîhâ (Zeliha) زليحا ( Ebced Değeri: 56 )
Zennûriye ذنّوريه ( Ebced Değeri: 1021 )
Zeyneb (Zeynep) زينب ( Ebced Değeri: 69 )
Zeytin زيتين ( Ebced Değeri: 477 )
Zübeyde زبيده ( Ebced Değeri: 28 )
Zühal زحل ( Ebced Değeri: 45 )
Zülal زلال ( Ebced Değeri: 68 )
Züleyha زليخى ( Ebced Değeri: 657 )
Zülfiye زلفيه ( Ebced Değeri: 132 )
Zülfü زلفو ( Ebced Değeri: 123 )

Esma-ül Hüsnanın Zikir Sayıları ve Ebced Değerleri

ya Rahman = 298 ya Kavîy= 116
ya Semi = 180 ya Müta’âlî= 551
ya Hakk=108 ya Kuddûs= 170
ya Bâtın= 62 ya Adl= 104
ya Rahîm= 258 ya Metin= 500
ya Basîr= 302 ya Berr= 202
ya Vekîl= 66 y a Selâm= 131
ya Vâli= 47 ya Latif= 129
ya Melik= 90 ya Veli= 46
ya Hakem= 68 ya Tevvâb= 409

ya Mu’min= 137 ya Mubdî’= 56
ya Habîr= 812 ya Ra’ûf= 287
ya Hamîd= 62 ya Cebbar= 206
ya Muntakim= 630 ya Gafûr= 1286
ya Muheymin= 145 ya Mu’îd= 124
ya Halîm= 88 ya Maliku’l-Mülk= 212
ya Muhsî= 148 ya Mutekebbir= 662
ya Afuv= 156 ya Şekûr= 526
ya Aziz= 94 ya Muhyî= 68
ya Azîm= 1020 Zu’l-Celâli ve’l-İkram= 1100

ya Hâlik= 731 ya Hafîz= 998
ya Aliy= 110 ya Kayyûm= 156
ya Mumît= 490 ya Gani= 1060
ya Muksit= 209 ya Gaffâr= 1281
ya Bâri’= 214 ya Mukît= 550
ya Kebîr= 232 ya Vâcid= 14
ya Hayy= 18 ya Muğni= 1100
ya Câmi’= 114 ya Kahhâr= 306
ya Musavvir= 336 ya Hasîb= 80
ya Hafîz= 998 ya Mâcidİ= 48

ya Mâni’=161 ya Rakîb= 312
ya Vehhâb= 14 ya Samed= 134
ya Celîl= 73 ya Nûr= 256
ya Vâhid= 19 ya Alîm= 150
ya Dârr= 1001 ya Mucîb= 55
ya Rezzâk= 308 ya Kâdir= 305
ya Kerîm= 270 ya Hâdi= 20
ya Ahad= 13 ya Kâbız= 903
ya Nâfi’= 201 ya Vâsi’= 137
ya Fettâh= 489 ya Muktedir= 744

ya Bedî’= 86 ya Mecîd= 57
ya Bâsıt= 72 ya Evvel= 37
ya Hakîm= 78 ya Reşîd= 514
ya Mukaddim= 184 ya Mu’izz= 117
ya Bâkî= 113 ya Bâ’is= 573
ya Hâfız= 1481 ya Ahir= 801
ya Vedûd= 20 ya Sabûr= 298
ya Mu’ahhir= 847 ya Muzill= 770
ya Vâris= 707 ya Şehîd= 319
ya Râfi’= 351 ya Zâhir= 1106
Online Ebced Hesaplama (İsmini gir ebced değerini öğren)
Esma-ül Hüsna zikir Sayıları ve Ebced Değerleri
İsimlerin ebced değerleri ve hesapları
İsimle ebced (Cifir) hesabı nasıl yapılır?


Zât-ı İlâhiyeye Delâlet Eden İsimler:

Allah: Vacibü’l-Vücud, O’nun zâtî ismi
Rab: Terbiye edip yetiştiren, sahip olan
Melik: Her şeyin mâliki
Kuddûs: Kusurdan münezzeh olan
Selâm: Selâmet veren
Mü’min: Güven veren/vaad eden
Müheymin: Görüp gözeten
Azîz: Yegâne galip
Cebbâr: İradesini, azametini gösteren
Mütekebbir: Büyüklüğünü izhar buyuran
Alî: En yüce
Zâhir: Varlığı ayândan ayân
Bâtın: Zât’ı, hakikatiyle ihata edilmeyen
Kebîr: Ululardan ulu olan
Celîl: Azametiyle başdöndüren
Mecîd: Çok şanlı
Hak: Bizzat var olan
Metîn: Her şeye güç yetiren
Vâcid: Dilediği her şeyi bulan
Mâcid: Şanlı, namlı
Samed: Herkesin muhtaç olduğu bir müstağni
Evvel: Varlığının başlangıcı olmayan
Âhir: Varlığının sonu olmayan
Müteâlî: Zâtî ulviyet sahibi
Ganî: Her şeyden müstağni
Nur: Işık kaynağı olan
Vâris: Her şeyin nihâî tek sahibi olan
Zü’l-celâli ve’l-ikrâm: Celâl ve ikram sahibi
Rakîb: Gözleyip, kontrol eden
Bâkî: Fena bulmayan
Hamîd: Övgüye layık olan
Vâhid: Her şeyiyle bölünmez bir tek

Evsâf-ı Sübhâniyeye Dayanan İsimler:

Hayy: Ebedî hayat sahibi olan
Şekûr: İyiliklere karşılık veren
Kahhâr: Kahrolacakları kahreden
Kâhir: Kahredici
Muktedir: Her şeye güç yetiren
Kavî: Her şeye gücü yeten
Kâdir: Her şeye gücü yeten
Rahmân: Engin rahmet sahibi
Rahîm: Rahmeti bol
Kerîm: İyilik ve ikramda bulunan
Gaffâr: Günahları yarlıgayan
Gafûr: Her günahı yarlıgayan
Vedûd: Seven ve sevilen
Raûf: Çok şefkatli
Halîm: Hilm ile muamele eden
Berr: İyilik eden
Sabûr: Çok sabırlı
Alîm: Her şeyi bilen
Habîr: Her şeyden haberdar
Muhsî: Her şeyi teferruatıyla ta’dat edip bilen
Hakîm: Her şeyi yerli yerinde vaz’eden
Şehîd: Her şeyi ra’ye’l-ayn bilen
Semî’: Her şeyi işiten
Basîr: Herşeyi gören
Afüvv: Günahları affeden

Ef’âl-i İlâhiyeye Delalet Eden İsimler:

Mübdi’: İlk yaratan
Vekîl: Güvenilip dayanılan
Bâis: Ölümden sonra dirilten
Mücîb: Dualara icabet eden
Vâsi’: İlm ü rahmetiyle her şeyi kuşatan
Hasîb: Her şeye yeten
Muğîs: Ekstradan yardımda bulunan
Hafîz: Koruyup kollayan
Hâlık: Her şeyi temelden yaratan
Bârî: Örneği kendine ait Yaratıcı
Musavvir: Şekil ve suret veren
Rezzâk: Gıdaları yaratıp lütfeden
Vehhâb: Bol bol hibede bulunan
Fettâh: Hayır kapılarını açan
Kâbız: Kabzeden, can alan
Bâsıt: Genişletilecekleri genişleten
Hâfıd: İstediğini alçaltan
Râfi’: Yücelten, yükselten
Muizz: Aziz kılan
Müzill: Zelil kılan
Hakem: Her şeyi hall ü fasl eden
Adl: Mutlak âdil
Latîf: En ince noktalara kadar ihtiyaçları gören gözeten
Muîd: Hayattan sonra ölümü, ölümden sonra da hayatı geri veren
Muhyî: Hayatı veren
Mümît: Ölümü yaratan
Velî: Dost ve yardımcı
Tevvâb: Tevbeye sevk eden ve tevbeleri kabul buyuran
Müntakim: Suçluları tecziye eden
Muksit: Adaletle hükmeden
Câmi’: Herkesi toplayıp bir araya getiren
Muğnî: Zenginlik bahşeden
Mâni’: İstemediği şeyleri vermeyen
Dârr: Zararları yaratan
Nâfi’: Faideli şeyler veren
Hâdî: Hidayete erdiren
Bedî’: Eşi, benzeri olmayan şeyler yaratan
Reşîd: Doğru noktaya ulaştıran
Kayyûm: Kendi kendine kaim olan
Mâlikü’l-Mülk: Mülkün tek sahibi
Muahhir: Geriye bırakan
Mukaddim: Öne alan, öne çıkaran
Mukît: Gıda veren, bakıp koruyan
Vâlî: Kâinatları idare eden

İsimlerin Esasları:

Hayy: Ebedî hayat sahibi olan
Alîm: Her şeyi bilen
Mürîd: İrade eden, dileyen
Mütekellim: Konuşan
Kâdir: Her şeye gücü yeten
Cevâd: İhsanda bulunan, cömertlik yapan
Muksit: Adaletle hükmeden

Esmâ-i Celâliye:

Kebîr: Ululardan ulu olan
Azîz: Yegâne galip
Azîm: En büyük ve ulu
Celîl: Azametli tecelli sahibi
Mâcid: Şanlı, namlı
Mümît: Ölümü yaratan
Dârr: Zararları yaratan
Müntakim: Suçluları tecziye eden

Esmâ-i Cemâliye:

Rahîm: Rahmeti bol
Selâm: Selamet veren
Muhyî: Hayatı veren
Mü’min: Güven veren/vaad eden
Latîf: En ince noktalara kadar ihtiyaçları gören gözeten
Rezzak: Gıdaları yaratıp lütfeden
Hallâk: Her şeyi yaratan
Evvel: Varlığının başlangıcı olmayan
Âhir: Varlığının sonu olmayan
Zâhir: Varlığı ayândan ayân
Bâtın: Zât’ı, hakikatiyle ihata edilmeyen
Karîb: Yakın

Matris Nedir?

Matematikte matris veya dizey, dikdörtgen bir sayılar tablosu veya daha genel bir açıklamayla, toplanabilir veya çarpılabilir soyut miktarlar tablosudur. Dizeyler daha çok doğrusal denklemleri tanımlamak, doğrusal dönüşümlerde (lineer transformasyon) çarpanların takibi ve iki parametreye bağlı verilerin kaydedilmesi amacıyla kullanılırlar. Dizeylerin toplanabilir, çıkartılabilir, çarpılabilir, bölünebilir ve ayrıştırılabilir olmaları, doğrusal cebir ve dizey kuramının temel kavramı olmalarını sağlamıştır.

Bir diğer deyişle matris, doğal sayıları dikdörtgen halinde dizip gösteren bir tablodur.

Bir matrisdeki düz yatay sıraya satır dikey sıraya sütun adı verilir. Bir matris içinde dizili gösterilen sayılar öğe veya eleman olarak adlandırılır. Matrisin büyüklüğü satır ve sütun sayılarıyla ifade edilir. Yukarıdaki matrisler 4×3 (yani 4 satırlı 3 sütunlu) matrislerdir.

Genel matematiksel notasyon olarak bir matris tek büyük harf ile ifade edilir. Bazen, daha açık olarak vurgulu kalın harf ile gösterilir. Bu vurgu bilgisayar ile yazılırsa kalın yazıyla; elle yazılırsa matris harfinin altına bir (bazen iki) çizgi veya küçük dalgalı bir çizgi koymak suretiyle yapılır. Farklı bir notasyon da matrisin parantez içinde küçük harfle ifade edilen genel elemanını i satır ve j sütun alt indisli ve parantez dışında matris büyüklüğü ile vermektir. Örneğin m satırlı n sütunlu mxn türünden bir A matrisi aşağıdaki şekillerde gösterilebilir
Böylece genel olarak m ve n pozitif tamsayılar, i ∈ { 1 , 2 , 3 , 4 , ⋯ , m } {\displaystyle i\in \{1,2,3,4,\cdots ,m\}} {\displaystyle i\in \{1,2,3,4,\cdots ,m\}} ve j ∈ { 1 , 2 , 3 , 4 , ⋯ , n } {\displaystyle j\in \{1,2,3,4,\cdots ,n\}} {\displaystyle j\in \{1,2,3,4,\cdots ,n\}} olmak üzere a i , j {\displaystyle a_{i,j}} {\displaystyle a_{i,j}} sayma sayılarından oluşan yukarıdaki sayılar tablosu matris (dizey) olur. m, matrisin satır sayısını; n ise matrisin sütun sayısını belirtir. m satır ve n sütundan oluşan matrise m x n {\displaystyle mxn} {\displaystyle mxn} türünden matris denir

Türev

Türev, diğer sayı kümeleri üzerindeki fonksiyonlar için de genellenmiş olmasına rağmen öncelikle reel değerli, yani reel sayılardan reel sayılara giden tek değişkenli fonksiyonlar için tanımlanmış, herhangi bir teğetin herhangi bir eğriye x ekseniyle yaptığı pozitif yönlü açının tanjant değeridir.

Birinci tanımı (h türevi)
Türevin sezgisel fikrini veren animasyon: argümanın değişmesiyle fonksiyonun “salınımı” değişir

Bu türden bir f fonksiyonunun a noktasındaki türevin

    lim h → 0 f ( a + h ) − f ( a ) a + h − a {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 0}{\frac {f(a+h)-f(a)}{a+h-a}}} {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 0}{\frac {f(a+h)-f(a)}{a+h-a}}} =
    lim h → 0 f ( a + h ) − f ( a ) h {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 0}{\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 0}{\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}}

  Türevin geometrik tarifi

limiti olarak tanımlanır. Bu limit eğer var ise, yani bir reel sayıysa, f fonksiyonu a noktasında türevlenebilirdir denir. Limitin sonsuz olması veya var olmaması durumunda, f’ye a noktasında türevlenemez denir. Bu limitin temsil ettiği oran yukarıdaki grafikte gösterilmiştir. Limiti alınan oran, yani f ( a + h ) − f ( a ) h {\displaystyle {\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} {\displaystyle {\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} oranı, Newtonsal oran olarak adlandırılır.

Yukarıdaki grafikte h değeri sıfıra yaklaştıkça, d doğrusu da y = f(a) eğrisine (a, f(a)) noktasındaki teğete yaklaşır. Burada : f ( a + h ) − f ( a ) h {\displaystyle {\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} {\displaystyle {\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} ifadesinin de d doğrusunun eğimini verdiğine dikkat etmek gerekir.

a {\displaystyle a} a noktasında türevlenebilen bir fonksiyon, a {\displaystyle a} a civarında sürekli olmak zorundadır. Fakat bunun tersi doğru değildir. Başka bir ifadeyle a {\displaystyle a} a civarında sürekli olan fakat türevlenemeyen fonksiyon bulmak mümkündür. Örnek olarak Weierstrass fonksiyonu reel sayılar kümesinin her noktasında sürekli olmasına karşın hiçbir noktasında türevlenebilir değildir.

Yukarıdaki limit a civarında doğrudur. Başka bir deyişle h sayısı 0 civarında 0’a yaklaştıkça a + h sayısı a civarında a’ya yaklaşır. Bu sebepten dolayı eğer uç noktalarda türev alınacaksa, limit sembolü soldan limit veya sağdan limit olarak yazılmalıdır. Analiz kitapları, genellikle sürekli fonksiyonları kapalı aralıklarda, türevlenebilir fonksiyonları ise açık aralıklarda tanımladıklarından sol ve sağ limit tanımlamazlar.
İkinci tanımı (q türevi)

Türevin birinci tanımını örnekleyerek bir ikinci tanım daha yapılabilir.

    f ( a + h ) − f ( a ) h {\displaystyle {\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} {\displaystyle {\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} ifadesinin mantığında {h} sonsuz küçüğünü ekleme işlemi yapılmıştır. Genelleştirilmiş şekliyle sonsuz küçük artırımı yerine sonsuz küçük katının artırımı da yapılabilir.

Bir f(x) fonksiyonunu q türevi

    ( d d x ) q f ( x ) = f ( q x ) − f ( x ) q x − x {\displaystyle \left({\frac {d}{dx}}\right)_{q}f(x)={\frac {f(qx)-f(x)}{qx-x}}} {\displaystyle \left({\frac {d}{dx}}\right)_{q}f(x)={\frac {f(qx)-f(x)}{qx-x}}}

sıklıkla D q f ( x ) {\displaystyle D_{q}f(x)} {\displaystyle D_{q}f(x)} şeklinde yazılır, q-türev Jackson türevi olarak bilinir.

    lim h → 1 f ( a h ) − f ( a ) a h − a {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 1}{\frac {f(a\,h)-f(a)}{a\,h-a}}} {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 1}{\frac {f(a\,h)-f(a)}{a\,h-a}}}

    lim h → 0 f ( a + h ) − f ( a ) h {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 0}{\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}} {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 0}{\frac {f(a+h)-f(a)}{h}}}= lim h → 1 f ( a h ) − f ( a ) a h − a {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 1}{\frac {f(a\,h)-f(a)}{a\,h-a}}} {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 1}{\frac {f(a\,h)-f(a)}{a\,h-a}}}

ayrıca;

    d f ( a ) d a = f ′ ( a ) {\displaystyle {\frac {df(a)}{da}}=f'(a)} {\displaystyle {\frac {df(a)}{da}}=f'(a)}= lim h → 1 f ( a h ) − f ( a ) a ( h − 1 ) {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 1}{\frac {f(a\,h)-f(a)}{a\,(h-1)}}} {\displaystyle \lim _{h\rightarrow 1}{\frac {f(a\,h)-f(a)}{a\,(h-1)}}} elde edilebilir.

İntegral

İntegral veya tümlev, bir fonksiyon eğrisinin altında kalan alan. Fonksiyonun, türevinin tersi olan bir fonksiyon elde edilmesini sağlar.

İntegral, verilen bir f(x) fonksiyonunu türev kabul eden F(x) fonksiyonunun bulunması olarak yapılabilir. F(x) fonksiyonuna f(x) fonksiyonunun integrali veya ilkeli denir. İntegral, Latince toplam kelimesinin (“ſumma”, “summa”) baş harfi s’nin biraz evrim geçirmiş ∫ işareti ile gösterilir. Bu işaret Gottfried Wilhelm Leibniz tarafından tanımlanmıştır.

    F ( x ) = ∫ f ( x ) + c , {\displaystyle F(x)=\int f(x)+c,} {\displaystyle F(x)=\int f(x)+c,}

c bir sabiti gösterir ve integralin bir sabit farkı ile bulunabileceğine işaret eder.

Bir eksen takımında gösterilen f(x) göndermesinin altında kalan a < x < b aralığındaki alan, integral yardımıyla hesaplanabilir. Bu amaçla alan küçük dikdörtgenlere bölünerek, bunların alanı hesap edilip toplanır. Dikdörtgen sayısı arttıkça toplam eğri altındaki alan, alanın değerine yaklaşır ve integralin tam değeri bulunmuş olur. Bu toplama Riemann toplamı denir. İntegralin Riemann anlamındaki tanımı Riemann toplamındaki bölüntü sayısı olan n nin bir limit içerisinde sonsuza götürülmesiyle elde edilir.

    S = lim Δ x → 0 ∑ i = 0 n − 1 f ( x i ) Δ x i = ∫ a b f ( x ) d x = F ( b ) − F ( a ) {\displaystyle S=\lim _{\Delta x\to 0}\sum _{i=0}^{n-1}f(x_{i})\Delta x_{i}=\int _{a}^{b}f(x)\,dx=F(b)-F(a)} {\displaystyle S=\lim _{\Delta x\to 0}\sum _{i=0}^{n-1}f(x_{i})\Delta x_{i}=\int _{a}^{b}f(x)\,dx=F(b)-F(a)}

Bu şekildeki integral belirli sınırlar arasında hesaplandığı için, belirli İntegral olarak isimlendirilir. Sınırlar göz önüne alınmadan hesaplanan integrale ise belirsiz integral denir. Bazı durumlarda f(x) göndermesinin integrali F(x) bulunamaz. Bu durumda belirli integral sayısal olarak hesaplanır.

Uzunluk, alan ve hacimlerin hesaplanmasında integral hesabın önemli yeri vardır. Birden fazla değişkene bağlı fonksiyonlarda integral kavramı genişletilebilir ve bu durumda katlı integraller ortaya çıkar.

Riemann’dan sonra soyut kümelerin de integrallenebilmesi amacıyla Lebesgue integrali geliştirilmiştir.

Kalkülüs

Başlangıçta sonsuz küçük hesap veya “sonsuz küçüklerin hesabı” olarak adlandırılan kalkülüs, geometrinin şekillerle çalışması ve cebirin aritmetik işlemlerin genellemelerinin incelenmesi gibi, kalkülüs sürekli değişimin matematiksel çalışmasıdır.

Kalkülüsün iki ana dalı vardır, diferansiyel hesap ve integral hesap; diferansiyel anlık değişim oranları ve eğrilerin eğimleriyle ilgiliyken, integral hesabı miktarların ve eğrilerin altındaki veya arasındaki alanların toplamıyla ilgilidir. Bu iki dal birbiriyle kalkülüsün temel teoremi ile ilişkilidir ve sonsuz dizilerin yakınsaması ve iyi tanımlanmış limite kadar sonsuz serilerin temel kavramlarını kullanır.[1]

Matematik eğitimi’nde “hesap”, temel olarak fonksiyonlar ve limitlerin incelenmesine ayrılmış temel matematiksel analiz derslerini ifade eder.

Kalkülüs, aslında “küçük çakıl taşı” anlamına gelen Latince bir kelimedir. Bu tür çakıl taşları, antik Roma’da kullanılan ulaşım araçlarının kat ettiği mesafeyi saymak (veya ölçmek) için kullanılırdı,[2] kelimenin anlamı gelişti ve bugün genellikle bir hesaplama yöntemi anlamındadır. Bu nedenle, önermeler hesabı, Ricci kalkülüsü, değişimlerin kalkülüsü, lambda kalkülüsü ve proses kalkülüsü gibi belirli hesaplama yöntemlerini ve ilgili teorileri adlandırmada kullanılır.

Özellikle mühendislik alanında, tüm modellemelerin temelini ve fiziksel olaylarını matematiksel yani somut bir ortama çevirmek için kullanılır. İçerisinde Fonksiyon, limit, türev, integral ve diziler gibi konuları içerir. Kalkülüsün temeli cebir, trigonometri ve analitik geometri konularının üzerine inşa edilmiştir.

SPS Yani Speicherprogrammierbare Steuerung Ne Demektir

Programlanabilir bir mantık denetleyicisi ( PLC ) , bir makineyi veya sistemi kontrol etmek veya düzenlemek için kullanılan ve dijital olarak programlanan bir cihazdır . Çoğu alanda “kablolu” bağlantı programlı kontrolün yerini alır .


Richard E. Morley (Modicon) ve Odo J. Struger ( Allen-Bradley ) SPS’nin babaları olarak kabul edilebilir. 1969’da Morley , bir katı hal sıralı mantık çözücü (yarı iletken tabanlı sıralı mantık sistemi) olarak bir Modicon 084’ü sundu.

Diğer şeylerin yanı sıra, Struger ABD’deki ilgili enstitü standartlarının formüle edilmesinde kilit bir rol oynadı .

Morley “bilgisayar” terimine itiraz etti. Bunun daha önce aktif olan kontrol uzmanlarının kabulünü tehlikeye attığını gördü. Bu nedenle devre şemasına benzeyen Merdiven Diyagramı geliştirilmiştir. Ardından yeni konsepte açıcılar, kapatıcılar, paralel ve seri bağlantıların bire bir uygulaması yapıldı.
işlev
Allen-Bradley SPS


En basit durumda, programlanabilir bir mantık denetleyicisi girişlere, çıkışlara, bir işletim sistemine ( firmware ) ve kullanıcı programının yüklenebileceği bir arayüze sahiptir. Kullanıcı programı, girişlere bağlı olarak çıkışların nasıl değiştirileceğini tanımlar.

İşletim sistemi, kodlayıcıların mevcut durumunun her zaman kullanıcı programı tarafından erişilebilir olmasını sağlar. Bu bilgilere dayanarak, kullanıcı programı, makinenin veya sistemin istendiği gibi çalışması için çıkışları değiştirebilir.

PLC, sensörler ve aktüatörler ile makineye veya sisteme bağlanır . Durum göstergeleri de vardır. Sensörler PLC’nin girişlerine bağlanır ve makinede veya sistemde olup bitenleri PLC’ye iletir. Sensör örnekleri örn. B. butonlar , ışık bariyerleri , artımlı enkoderler , limit anahtarları veya ayrıca sıcaklık sensörleri , seviye sensörleri vb. Aktüatörler PLC’nin çıkışlarına bağlanır ve makineyi veya sistemi kontrol etme imkanı sunar. Aktüatör örnekleri kontaktörlerdirelektrik motorlarını, hidrolik veya basınçlı hava için elektrikli valfleri ve ayrıca tahrik kontrol modüllerini (hareket kontrolü, kontrollü hızlanma veya yavaşlama ile hız kontrolü, step motor kontrolleri) açmak için.

Bir PLC çok farklı şekillerde uygulanabilir, örn. B. tek bir cihaz olarak (“ montaj ”), PC eklenti kartı olarak, yazılım emülasyonu olarak, vb. Modüler çözümler, PLC’nin ayrı eklenti modüllerinden (montajlar olarak da anılır) monte edildiği yaygın çözümlerdir. Sürücü kontrolü konusu (hareket kontrolü, kontrollü hızlanma veya yavaşlama ile hız kontrolü) PLC ile giderek daha fazla ilişkilendirilmektedir.

Bireysel cihazlar minyatürleştirme açısından avantajlar sunar ve daha küçük otomasyon görevleri için daha ucuzdur. Modüler bir yapı, modüler bir sistemin tipik avantajlarını sunar: Yüksek esneklik, genişletilebilirlik, çok sayıda üretilebilen aynı modüllerin birçoğunun kullanılması yoluyla daha büyük sistemlerde maliyet tasarrufu.

Pek çok alanda PLC, önceden kablo bağlantılı röle düzeninin ( bağlantı programlı kontrol ) yerini almıştır. Ucuz montajlar, kontrol görevinin standardizasyonu ve yüksek esneklik, SPS konseptinin karakteristiğidir ve SPS’nin zafer kazanmasına yardımcı olmuştur.

Temel göreve (kontrol ve regülasyon) ek olarak, mevcut PLC modülleri diğer görevleri de giderek daha fazla üstlenmektedir: görselleştirme ( insan-makine arayüzünün tasarımı ), tüm işletim mesajlarının alarm verme ve kaydı (veri kaydı).

Sensörler ve aktüatörler de giderek artan bir şekilde bir fieldbus üzerinden PLC’ye bağlanıyor ve artık ayrık değil. Bu, kablolama çabasını azaltır. Bir süredir, sadece sensörler ve aktüatörler değil, aynı zamanda giriş ve çıkış modülleri gibi PLC’nin parçaları da bir veri yolu ve (veri yolu) arayüz modülleri ( merkezi olmayan çevre birimi ) aracılığıyla merkezi bir istasyona bağlandı. Modern sistemlerde, bus sistemleri ağlar ( Profinet ) ile değiştirilir veya onlar tarafından tamamlanır. Bus sistemlerine kıyasla ağlar ( Ethernet ) daha esnek ve daha hızlıdır.

Son olarak, bir şirketin yönetim bilgisayarına da artan bir bağlantı vardır ( dikey entegrasyon ). Öyleyse dur z. Örneğin, üretim durumları, stok seviyeleri vb. ile ilgili güncel veriler her zaman mevcuttur (“ağa bağlı fabrika”).

Modern bir PLC ile proses kontrol sistemi arasındaki fark giderek küçülüyor. Daha fazla teknik gelişme, genel olarak bilgisayar teknolojisinde olduğu kadar çalkantılı.
Farklı kavramlar
Programlanabilir mantık denetleyicilerinin tasarımları
İşlem akışına göre farklılıklar

Döngü odaklı PLC
    Büyük bir PLC cihazı grubu döngü odaklı, yani kesinlikle EVA ilkesine göre çalışır . Üretici tarafından kalıcı olarak depolanan işletim sistemi bu döngüyü kontrol eder. Bağlı tüm modüllerin çalışmaya hazır olduğu belirlendikten sonra tüm girişlerin proses görüntüsü güncellenir. Bu genellikle tüm giriş kartlarının durumunu sorgulamak anlamına gelir. İşletim sistemi daha sonra kontrolü kullanıcı programına verir.uzak. Bunun sonucu, çıktıların süreç görüntüsüdür. Şimdi kontrol işletim sistemine geri dönüyor. Çıkışların proses görüntüsü çevreye aktarılır. Bu genellikle çıkış kartlarının kontrol edilmesi anlamına gelir. Ve sonra döngü yeniden başlar. Tipik çevrim süreleri bir ile on milisaniye arasındadır. Daha güçlü modeller veya küçük programlarla bu 100 µs aralığında da olabilir. Sabit çevrimli ve asenkron çevrimli versiyonları vardır. Kullanıcı programı , farklı çalışma zamanlarıyla sonuçlanan dallar ve koşullu çağrılar içerebilir .
Kesinti işlemeli döngüsel PLC
    Özel durumlar için, bağlı bir sensörün durumu değiştiğinde işletim sistemine bir alarm ( kesme ) bildiren özel giriş kartları vardır. Bu, çalışan programı kesintiye uğratır ve bu duruma özel olarak uyarlanmış bir uygulama program modülünü çağırır ( interrupt servis rutini ) ve sonra kesintiye uğrayan programı devam ettirir. Bu şekilde çevrim süresi ile çelişen kritik zamanlı görevler yönetilebilir.
Olay güdümlü PLC
    Başka bir grup olay odaklıdır. Bu sistemlerin çoğu aynı zamanda nesne yönelimlidir . İşletim sistemi tüm “olayları” – bir sensörün durum değişikliklerini – listeler ve ilgili kullanıcı programı parçalarını bu sırayla işler. Tüm sensörler dikkate alınır veya hiçbir sensör “uyuyakalmış” değildir. Döngü yönelimli sistemlerle karşılaştırıldığında, bu konsept genellikle eşzamanlı görselleştirme için kullanılabilen ek nesne yönelimi nedeniyle avantajlara sahiptir.

Modülerliğe göre farklılıklar

Modüler PLC


Kontrolör, her biri farklı bir görevi yerine getiren ayrı bileşenlerden oluşur. En basit örnek, bir merkezi işlem kartından (ana işlemcili) ve en az bir giriş ve bir çıkış kartından oluşan bir PLC olacaktır. Bu sistemler, örneğin daha fazla girdi veya çıktı gerekiyorsa modüller eklenerek genişletilebilir. Özel modüller ile, örn. B. seri arabirimli bir modül, bileşenler gibi. B. hava istasyonlarını entegre edin. Analog giriş sinyallerinin işlenmesi, karmaşık kontrol modülleri ve çok sayıda başka modül eklenebilir.

Küçük makine üreticileri için Nano ACE PLC & Chip PLC (basit veya karmaşık)
Kompakt PLC

Kompakt kontrolörler genişletilemez veya yalnızca sınırlı ölçüde genişletilebilir, ancak buna bağlı olarak daha ucuzdur ve yerden tasarruf sağlar. Aksi takdirde modüler PLC’lerle aynı temel işlevleri sunarlar.

Çip / Gömülü -PLC

Düşük veya orta hacimli küçük makineler için. Ladder Diagram, Flow Chart/Grafcet gibi PLC dillerini çalıştırabilen PLC’ler… Geleneksel PLC’lere benzer ancak küçük boyutları, geliştiricilerin bunları programlama bilgisi olmadan, kullanımı, değiştirilmesi ve bakımı kolay bir dille bir mikro denetleyici gibi özel PCB’lerde oluşturmalarına olanak tanır. Klasik PLC / mikro PLC ile mikrodenetleyiciler arasında yer alırlar.
özel şekiller

1980’den beri mobil makinelerde kullanım ve yüksek talepler için özel formlar piyasada bulunmaktadır. “Mobil Otomasyon”: Büyük çevresel etkiler nedeniyle, bu kompakt PLC’ler kapalı bir metal gövdeye sahiptir. Diğer bir özellik ise hidrolik valfleri doğrudan orantılı olarak kontrol edebilme yeteneğidir. Uygulama alanları: İş makineleri, vinçler, kaldırma platformları ve belediye araçları.

Bilgisayarin  sistemi nasildir?  Bir ve Sıfırlar true or false sistemi nedir

Bilgisayarlarda, yazılardan videolara hatta seslere kadar her şeyin 0 ve 1 sayılarıyla temsil edildiğini duymuşuzdur. Peki bunun arkasında yatan mantık ne? Neden ondalık sistem kullanmıyoruz? İkili sistemin tarihi, işlemcilerin ikili sistem (binary system) ile ilişkisi ve işlemcilerde mantık kapıları hakkında biraz konuşalım.

İKİLİ SAYI SİSTEMİ NEDİR?

Bizlere küçüklüğümüzden beri öğretilen onluk sayı sisteminde (decimal system) tüm işlemler rakamlar ile gerçekleştirilir. Sistem onluk basamakları temel alır. Örneğin;

Sağdan sola doğru sayılar onun katları şeklinde ilerleyen basamaklara sahiptir. 2-3-4 rakamlarını, basamak değerleri ile çarptıktan sonra toplayarak 234 sayısını oluşturmuş oluyoruz.

Yıllardır bu sistemi bilerek ya da bilmeyerek kullananlar için (iki yüz otuz dört) sayısını okumak otomatik hale gelmiştir. Ama yalnızca rakam bilginizin olduğunu ve 234 sayısını okumanızı istediklerini düşünün. Pek tabi; 2-3-4 olarak okuyacaktınız.

Onluk sistemin dışında kullanılan bir diğer sistem; ikili sistemdir. (binary system)


İkili sistemde, 2’lik taban kullanılır. Bu da yalnızca 1 ve 0 rakamlarını kullanabileceğimiz anlamına geliyor. Burada yapacağımız işlemler de onluk tabanda yapmış olduğumuz işlemlerle oldukça benzer. İkili sistemde her basamak ikinin katları şeklinde ilerler. Ve onluk sistemdeki her sayı 0 ve 1 ile temsil edilebilir. (Şekil A.1)

İKİLİ SİSTEMİN TARİHÇESİ:

Antik Mısırlılar kesir işlemleri için 2 farklı sistem kullanırdı. Bunlardan ikili sistem (binary system) ile ilişkili olanı Horusun Gözüdür (Horus-Eye). Bu konu matematikçiler arasında hala tartışmalı olsa da bu sembolün ikili sistemi temsil etmede Horus’un gözünü oluşturacak şekilde düzenlenebileceğini düşünmektedir.

Çinliler de dördüncül kehanet tekniğini yorumlamak için 9.yüzyıldan kalma I Ching denen yazıtlarda Yin ve yang’ın taoistik ikiliğini temel alan ikili sistemi kullanmışlardır. (ayr. bkz.) Ek olarak, Hindistan ve bazı diğer kültürlerde de kullanılmıştır.
İKİLİ SİSTEM VE BİLGİSAYARLAR:

İkili sistemler, bilgisayarların neredeyse tamamında temel alınmaktadır. Bilgisayarlar derken akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar ve bulaşık makinelerine kadar akıllı diyebileceğimiz her teknolojik aleti belirttiğimi de hatırlatmak isterim.

Bir bilgisayarda veriler kablolar yardımıyla iletilir. Kablolarda ise iki durum vardır. Açık ve kapalılık. Bunu birkaç şekilde tarif edebiliriz.

    True-false
    Doğru-yanlış
    Evet-Hayır


Sadece iki değer ile bu durumları açıklayabildiğimi fark ettiniz değil mi? Bu durumları 0 ve 1 ile açıklayarak bilgisayar için anlamlı bir hale getiriyoruz. Kabloladan geçen akım yoksa “sıfır” ve akım varsa “bir” göster. Bu işlemleri ise bilgisayarlarımızın içerisinde bulunan, beyin diye tarif ettiğimiz işlemciler yapıyorlar. Peki ama nasıl?
İŞLEMCİLER VE İKİLİ SİSTEM

İşlemiciler; akıllı sayabileceğimiz neredeyse tüm teknolojik aletlerde bulunmaktadır. İşlemcilerin içerisinde yarı iletken olan ve işlemlerin matematiksel değerlere dönüşmesini sağlayan transistör denen ufak aygıtlar vardır. Bu transistörler, kablolardan gelen elektrik akımını çeşitli şekillerde açarak veya kapatarak – 0 ve 1- işlemleri gerçekleştirmektedir. İşlemcilerin verileri çözümleyebilme hızları ise her sene daha da geliştirilmektedir.

Ek olarak; klavyede bir tuşa dokunma, bir butona tıklama, ekranı aşağı kaydırma, yazı yazabilme gibi bilgisayarlardaki her işlem, işlemcilerde gerçekleşir ve belleklere iletilir.
BITLER

Her kablo bir bit değerinde veri taşır ve bitler bilgisayarların depolayabileceği en küçük bilgidir. Kullanılan kablo sayısının artması, bit sayısının yani tutulan veri sayısının artması demektir. 8 bit ile en fazla 255 değer taşıyabilirken, 32 bit ile 0’dan 4 milyara kadar karmaşık veri taşıyabilmekteyiz.

Peki fotoğraflar, sesler, videolar, yazılar gibi farklı türlerdeki bilgileri nasıl depolayabliriz? Burada basitten karmaşığa doğru ilerlemekte fayda var.

Sayılar — > Harfler ve Semboller —> Fotoğraflar —> Videolar —> Sesler —>…

Öncelikle sayıların 0 ve 1 ile ikili sistemde nasıl tutulduğunu yukarıda öğrendik. Peki harfleri ve yazıları ikili sistemde nasıl depolayabilir ve kullanabiliriz? Her harfi ve sembolü bir sayı ile eşleştirerek. Böylelikle 0 ve 1 ‘ler sayıları, sayılarda harfleri, sembolleri tanımlamış oldu. Burada aklınıza ufak bir soru gelmiş olabilir. Hangi bitin hangi harfi veya sayıyı temsil edeceğine nasıl karar verildi? Bilgisayarların ilk yıllarında yazılımcıların ortak paydada buluşarak genel bir belirleme yaptığını söyleyebiliriz. Binary alphabet olarak adlandırlan bu alfabeye de internet üzerinden ulaşabilirsiniz. Tamam iyi güzel de ya fotoğraflar nasıl kullanılıyor?
FOTOĞRAFLAR VE BITLER

Fotoğraflar, görüntüleneceği ekranlarda bulunan, pixel diye tabir ettiğimiz karelerin birleşmesiyle oluşur. Eğer bir fotoğrafı olabildiğince yakınlaştırdıysanız o pixelleri görmüş olabilirsiniz. Her pixel 3 ayrı renk tonunun – kırmızı, yeşil, mavi – çeşitli oranlarda birleşmesiyle oluşur. Bu renk tonları RGB formatında gösterilir. Örneğin; beyaz renk için rgb(255,255,255) kullanılır.

En küçük yapı olan pixelin de sayılarla temsil edildiğini öğrendik. Sayılar zaten ikili sistemde temsil edilebildiği için fotoğrafların da temsil edilebileceğini artık biliyoruz. Videolar da fotoğrafların bir saniye içerisinde çeşitli sayılarda gösterilmesi ve bunun sürdürülmesi ile oluştuğu için bilgisayarlar için bir sorun teşkil etmiyor.
SESLER VE BITLER

Son olarak ses formatlarının ikili sistemde nasıl tutulduğuna bakalım. Sesler, canlıların duyabildikleri titreşimlerdir. Bu titreşimler dalgalarla ifade edilebilmektedir. Bir ses dalgasının grafiğini ise sayılarla oluşturabilmek mümkün.

İkili sistem (binary system), bugüne kadar bilgisayarların temelini oluşturmuştur. Önümüzdeki yıllarda bu sistem farklılaşabilir mi? Yerine ne gibi sistemler gelebilir? Zaman gösterecek. Değerli vakitinizi ayırdığınız için teşekkür ederim. O zaman;


01100111 – 01101111 – 01110010 – 01110101 – 01110011 – 01110010 – 01110101 – 01111010

Kur’an’ın Şifreleri

Ömer Çelakıl’ı tanırsınız ama tanımayanlarınız vardır diye biraz tanıtalım.2002 yılından beri televizyonlara çıkarak Kur’an’ın şifresini çözdüğünü söyleyen genç bir matematikçi, fizikçi ve aynı zamanda da ilahiyatçı.Kur’an’ın şifresini çözme aşamasını 30’a ayırdığını ve bunlardan 2 tanesini fiziksel-matematiksel yöntemlerle çözdüğünü idda eden biri.2007 nin sonlarına doğruysa, 3. ve 4. evreleride tamamladığını belirterek yeni kitabını piyasaya sundu ve hemen ardından canlı yayınlara, haberlere çıkmaya başladı, basında yankı uyandırdı.Çünkü Kur’an’ın gelecek hakkında bilgi verdiğini ve birçok bilimsel açıklamayı 1400 yıl önceden çok detaylı bir şekilde açıkladığını ileri sürüyordu.

FİZİK ALANI:

DEMİRDEKİ SIR

Demir, Kuran’da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran’ın “Hadid”, yani “Demir” adlı suresinde şöyle buyrulur:

… Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik… (Hadid Suresi, 25)

Kelimenin, yağmur ve güneş ışınları için kullanılan “gökten fiziksel olarak indirme” şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği görülmektedir. Çünkü modern astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.
Sadece Dünya’daki değil, tüm Güneş Sistemi’ndeki demir, dış uzaydan elde edilmiştir. Çünkü Güneş’in sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesi için yeterli değildir. Güneş’in 6000 0C’lık bir yüzey ısısı ve 20 milyon 0C’lik bir çekirdek ısısı vardır. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Demirin uzaya dağılması işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur.

KANDAKİ OKSİTLENME

Kuran-ı Kerim’in Mutaffifin suresi 13.ayetinde “Kalplerin üzeri Pas bağladı…” şeklinde bir cümle yer almaktadır. Dikkat ederseniz çamurlandı veya tozlandı gibi kelimeler değil de “Pas bağladı” ifadesi kullanılmaktadır. Paslanma “Demirin Oksitlenmesi” demektir. İlginçtir ki Kuran’da bahsedildiği gibi vücudumuzdaki kanda (dolayısıyla kan dolaşımının merkezi olan kalpteki) demir sürekli oksitlenmektedir.

Yani Kuran’da bahsedildiği gibi kalbimizde ve damarlarımızda her gün her saat paslanmaya benzer bir reaksiyon gerçekleşmektedir ve demir oksitlenmektedir. Havadan aldığımız oksijen kandaki hemoglobinde bulunan demir sayesinde vücutta taşınmaktadır. Yani aldığımız oksijen kandaki demir ile reaksiyona girmektedir ve bir anlamda paslanmaktadır. Fakat biz bu reaksiyonu gözle göremeyiz. Kısacası bu ayette bilimsel ve mucizevi bir benzetme yapıldığını düşünüyoruz fakat bu sadece bir yorumdur. Eski çalışmalarımızda da Kuran’ın hemoglobin ve demir atomuyla ilgili mucizevi kanıtlar sunduğunu dile getirmiştik bunlar da sitede mevcuttur.

TELEVİZYONUN İCADI
Televizyon yayınları ışık hızındaki elektromanyetik dalgaların evlerimize kadar ulaşmasıyla gerçekleştirilmektedir. Televizyon dalgaları öylesine hızlıdır ki kilometrelerce uzaklıktan aynı saniye içerisinde görüntü nakli yapılabilmektedir. Kuran’daki Neml suresinde Süleyman Peygamber’in farklı bir ülkede bulunan kraliçenin tahtını aynı saniye içerisinde mucizevi bir biçimde getirttiği anlatılır. Bu ayet ilk bakışta bize teleportasyon (ışınlama) veya görüntü naklini (televizyonu) anımsatmaktadır.

Bu olayın anlatıldığı Neml suresinde bazı harflerin gizli bir biçimde yan yana gelip TELEVİZYON kelimesini oluşturduğunu görüyoruz. Televizyon kelimesini oluşturan harfler tamda Hz.Süleyman’ın bu surede isminin geçmeye başladığı ayetlerde yan yana dizilmiş durumdadır. (17.ayet)

“Yanında kitaptan bir ilim olan kimse ise: “Gözünü açıp kapamadan ben onu (tahtı) sana getiririm” dedi. (O anda Süleyman) onu (tahtı) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce…” (Neml 40)

Televizyon kelimesi Türkçe, İngilizce, Arapça ve farklı dillerde hemen hemen aynı şekilde yazılıp okunmaktadır.(Fransızca ve İngilizce’de Television) Televizyon kelimesini oluşturan bu harfler normalden farklı olarak ayette soldan sağa yanyana geliyor.(Diğer şekilde bu harfler tüm Kuran’da sağdan sola hiç yan yana gelmiyor)

YARATILIŞTAKİ ÇİFTLER

Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36)

Erkeklik-dişilik, “çift” kavramının bir karşılığı olmakla birlikte, ayette bahsedilen “bilmedikleri nice şeylerden” ifadesi daha geniş bir anlam içermektedir. Nitekim günümüzde ayetin işaret ettiği anlamlardan biri ile karşılaşmaktayız. Maddenin çiftler halinde yaratıldığını ortaya koyan İngiliz bilim adamı Paul Dirac, 1933 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmıştır. “Parité” adı verilen bu buluş, maddenin anti-madde denilen bir çifti olduğunu ortaya koymuştur. Antimadde, maddenin tersi özellikler taşır. Örneğin maddenin tersine antimaddenin elektronları artı, protonları da eksi yüklüdür.
Yaratılıştaki çiftlere bir diğer örnek de bitkilerdir. Botanikçiler bitkilerde cinsiyet ayrımı olduğunu ancak 100 sene evvel keşfedebilmişlerdir. Halbuki bitkilerin çiftler halinde yaratıldığı Kuran’da 1400 sene önce aşağıdaki ayette açıkça bildirilmiştir:

“Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.” (Taha Suresi, 53)

BİYOLOJİ ALANI:

GİZLİ KELİME: RETİNA


Retina, görmemizi sağlayan hücrelerin bulunduğu göz tabakasıdır. Görme işlevini sağlayan göz bölümünün aslında Retina olduğu Kur’an’ın indirildiği yıllarda bilinmiyordu hatta kimse retina kelimesinden haberdar bile değildi. Buna rağmen Kuran’da “Retina” kelimesinin geçtiğine dair açık kanıtlara rastlıyoruz.


R-E-T-İ-N-A harfleri sadece 35:8 numaralı ayette geçmektedir. Üstelik bu ayette “görmekten” ve “göstermekten” bahsedilmektedir dolayısıyla retinaya işaret güçlenmektedir. Görmeyi sağlayan retina kelimesinin geçtiği bu ayette “…güzel gösterilip de güzel gören kimse…” cümlesi yer almaktadır. Sonraki ayetlerde aynı surenin 19.ayetinde “Kör ve gören aynı olmaz” cümlesi geçiyor. Bilindiği gibi retina hasarları kalıcı körlüğe neden olur. Sonraki 20.ayette ise “Karanlık ve aydınlık da aynı olmaz” ifadesi geçmektedir ki zaten retinada ışığa duyarlı hücreler bulunur. Bu saydığımız ayetlerdeki görmeyle ilgili cümleler tüm Kuran’da çok nadir geçmektedir o nedenle retina kelimesinin binlerce ayetin arasında sadece bu ayetlere denk gelmesi matematiksel açıdan tesadüfi değildir.

CANLILARIN KOPYALANACAÐINI YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN KURAN-I KERİM HABER VERİYOR MUYDU?


Kopyalama yüce dinimiz İslam’a aykırıdır ve etik dışı yanlış bir uygulamadır. Fakat genetik biliminin ve embryolojinin olmadığı bir çağda yani 1400 yıl önce indirilen Kuranı Kerim’de sanki bilim adamlarının kopyalama yapacakları haber verilirmişcesine işaretler bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bu ayetinde Şeytan’ın kötü faaliyetleri vurgulanmaktadır.

Kopyalanmış bir hayvandan çok sayıda kopya hayvan üretme (ikinci nesil kopyalama) deneylerinde Kulak Dokusundan hücreler alınarak kopyalama gerçekleştirilmiştir. Yani yakın tarihte yapılan ilk deneylerde hayvanların kulağı kesilip hücre alınarak kopyası üretilmiştir. Kuran-ı Kerimin bir ayeti şöyledir:

“…(Şeytan dedi ki) Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını kesecekler ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler…” (Nisa Suresi 119.ayet)

Az önce tarihteki ilk 2.nesil kopyalamaların hayvanların kulakları kesilerek alınan hücrelerle gerçekleştirildiğini vurgulamıştık. Ayrıca bu hücrelerin genetik yapısıyla oynayarak yaratılış kanunlarına müdahelede bulunmaya çalışan kimseler de vardır. Dolayısıyla genetik biliminin olmadığı bir çağda yani 1400 yıl önce indirilen ayetteki ifadelerle mucizevi benzerlikler vardır.

Yapılan bazı kopyalamalarda meme dokusundan da hücreler alınmıştır fakat Tarihteki ilk 2.nesil kopyalamalarda hücreler kulaktan alınmıştır.(Japonya’daki Kagoşima Enstitüsünde ve Brezilya’daki Vitoria ineği)

KADINLARDAKİ 23.KROMOZOM ve GENETİK

Daha önceki örneklerimizde “Arı” suresinin Kuran’da 16. sure olduğunu ve Arı’nın kromozom sayısının da 16 olduğunu belirtmiştik. Bildiğiniz gibi boy, göz rengi gibi tüm fiziksel özellikler hücre içindeki gözle göremediğimiz kromozomlarda yer alan genler tarafından belirlenir. Hücrelerimizin içindeki 23.kromozom çifti kişinin cinsiyetini belirler. Genetik olarak Erkek ve Kadındaki kromozomlar aynıdır sadece kadınlardaki 23.kromozom çifti erkeklerden farklıdır. Kadınların fiziksel özelliklerinin erkeklerden farklı olması da bu 23.kromozoma bağlıdır.

Kuran-ı Kerim’deki “Nisa” suresi de “Kadınlar” anlamına gelir. İlginçtir ki “Nisa(Kadınlar)” suresinin 23.ayetinde başka hiçbir yerde geçmediği kadar çok sayıda “kız,kadın,anne” gibi dişil kelimeler tekrarlanmaktadır. Yani “kız, kadın, anne” gibi dişil kelimeler KURAN’IN TÜMÜNDE en çok Nisa suresi 23.ayette geçmektedir. Dolayısıyla ayetin numarası olan 23 sayısıyla kadınlardaki 23.kromozom çiftine işaret edildiğini düşünüyoruz.

MODERN TIP VE MUCİZEVİ BİR İŞARET:HEMOGLOBİN İLE DEMİR YAN YANA

Kuran’ın indirildiği çağda henüz kimse oksijen ve karbondioksiti vücudumuzdaki kanda taşıyan Hemoglobin molekülünden haberdar değildi ve böyle bir tıp terimi de yoktu. Nitekim mikroskoplar da henüz icad edilmemişti. Ayrıca kana kırmızı rengi veren de yine Hemoglobin’dir ve demir eksikliğinde anemi hastalığı (kansızlık) ortaya çıkar.

Vücudumuzdaki Demir (Fe) elementi sayesinde oluşan Hemoglobin hayatın devamı için şarttır. Hemoglobinin ortasında bulunan Demir (Fe) elementi oksijeni kendisine bağlar ve kanda taşır. Kuran’daki Hadid yani Demir suresinde demirin insanlar için faydalar taşıdığı şöyle belirtiliyor:

“…Demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır…” (Hadid suresi 25)

Gördüğünüz gibi 48:25 numaralı ayette yan yana gelen harfler mucizevi bir biçimde FE (Demir) ve Hemoglobin kelimelerini oluşturmaktadır.(Hemoglobin kelimesini oluşturan harfler soldan sağa ters, Demir yani (Fe) sağdan sola.) Ayrıca Hemoglobini oluşturan harfler başka hiçbir ayette yan yana gelmiyor dolayısıyla rastlantı diyemeyiz

Hemoglobin kelimesi Türkçe, Arapça, İngilizce ve farklı dillerde hemen hemen aynı şekilde yazılıp okunmaktadır. Başka örneklerde olduğu gibi burda da aynı yöntemi kullandık o nedenle matematiksel açıdan tüm bunlara tesadüf gözüyle bakamayız. Hemoglobin terimi modern tıp tarihinde 1869 yılında ortaya çıkmıştır KuranıKerim ise 610 yılında indirilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla yüzyıllar öncesinden bu hayati moleküle ismen işaret edildiğini düşünüyoruz.

SİVRİSİNEKTEKİ MİKROSKOBİK SIR
Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan Sıtma (Malaria) hastalığının nedeni dişi sivrisineklerdir (Anofel). Kan emici sivrisinekler de yine aynı şekilde dişi olanlardır. Sivrisinekler hakkındaki bu bilimsel gerçek 1800 yılından sonra keşfedilmiştir (Ronald Ross). Fakat 600’lü yıllarda yani mikroskobun olmadığı bir çağda vahyedilen Kur’an-ı Kerim dişi sivrisineklere yüzyıllar önce dikkat çekiyordu:

“Şüphesiz ki Allah, (Dişi) sivrisineği hatta onun da ötesinde (küçük bir varlığı) misal getirmekten çekinmez…..” (Bakara 26)

“Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de! ” (Hac 73)

Ayette dişi sivrisineğin insanlardan birşeyler kaptığı belirtiliyor dolayısıyla ilk okuyuşta sivrisineğin aldığı küçük bir miktar kan aklımıza geliyor. Gerçekten de insanlardan kan emen veya sıtma hastalığını yayan sivrisinekler dişi olanlardır. Ayetteki “Bedu’at” ve “Fevka’ha” kelimeleri de dişil anlam içermektedir. O çağda yaşayan insanlar sivrisinek gibi önemsiz görünen bir canlının neden misal olarak verildiğini anlayamamışlardı. Çünkü milyonlarca insanın ölümüne neden olan sıtmanın bu yolla yayıldığını bilmiyorlardı. Kan emen veya sıtmayı yayan sivrisineklerin dişi veya erkek olup olmadığı da o çağda bilinmiyordu.

İNSANIN SUDAN YARATILIŞI

Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)

Canlıların ve insanın yaratılışı konusundaki ayetlere baktığımızda, bu yaratılışların mucizevi şekilde olduğunu açıkça görürüz. Bu mucizevi yaratılış şekillerinden biri, canlıların sudan yaratılmasıdır. Pek çok ayette açıkça ifade edilen bu bilgiye insanların ulaşmaları ise, yüzyıllar sonra mikroskobun icadı ile mümkün olmuştur.
Bugün en temel ansiklopedilerde “Su, canlı maddenin en büyük öğesidir. Canlı organizmaların ağırlığının %50-90’ı sudur” ifadeleri yer almaktadır. Ayrıca bütün biyoloji kitaplarında bahsi geçen standart bir hayvan hücresinin sitoplazması (hücrenin temel maddesi) da %80 sudan oluşur. Sitoplazmanın analiz edilip bilimsel kayıtlara geçirilmesi, Kuran’ın indirilmesinden yüzyıllar sonra gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bugün bilim dünyasının kabul ettiği bu gerçeğin Kuran’ın indirildiği dönemde bilinmesi kuşkusuz ki mümkün değildi. Ancak buna rağmen insanların keşfinden 14 yüzyıl önce Kuran’da bu bilgiye dikkat çekilmiştir.

İNSANDAKİ ORGANLARIN GELİŞİM SIRASI

O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Mü’minun Suresi, 78)

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)

Yukarıdaki ayetlerde Allah’ın insana bahşettiği birtakım duyulardan bahsedilmektedir. Dikkat edilirse, Kuran’da bu duyulardan hep belli bir sıra ile bahsedilmektedir: Duyma, görme, hissetme ve anlama.
Embriyolog Dr. Keith Moore, Journal of Islamic Medical Association’da yayınlanan bir makalesinde, embriyonun gelişim sürecinde iç kulakların ilk halinin belirmesinden sonra gözün oluşmaya başladığını ifade etmektedir. Hissetme ve anlama merkezi olan beynin ise, kulak ve gözün ardından gelişimine başladığını söylemektedir.
Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin yirmi ikinci günü gibi erken bir dönemde kulaklar gelişir ve hamileliğin dördüncü ayında kulak tam olarak fonksiyonel hale gelir. Fetus bundan sonra annenin karnındaki sesleri duyabilir. Dolayısıyla yeni doğan bir bebek için işitme duyusu, diğer yaşamsal fonksiyonlardan önce oluşur. Kuran ayetlerindeki öncelik sırası bu bakımdan dikkat çekicidir.

ÜÇ KARANLIK EVRE

Kuran’da insanın anne karnında üç aşamalı bir yaratılışla yaratıldığı bildirilmektedir:

… Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır (Zümer Suresi, 6)

Yukarıdaki ayette Türkçeye “üç karanlık içinde”, “üç katlı karanlık içinde” olarak çevrilen Arapça “fi zulumatin selasin” ifadesi embriyonun gelişimi sırasında bulunduğu üç karanlık bölgeye işaret etmektedir. Bu bölgeler sırasıyla:
a) Batın duvarı karanlığı
b) Rahim duvarı karanlığı
c) Amniyon zarı karanlığıdır.

Görüldüğü gibi bugün modern biyoloji, bebeğin embriyolojik gelişiminin yukarıdaki ayette bildirildiği şekilde, üç farklı karanlık bölgede gerçekleştiğini ortaya koymuştur.

ÇAMURDAN YARATILIŞ

Allah Kuran’da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde olduğunu haber verir. İlk insan, Allah’ın çamuru şekillendirip insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene ruh üflemesiyle yaratılmıştır:

Hani Rabbin meleklere: “Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım” demişti. “Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.” (Sad Suresi, 71-72)

Bugün insan dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95’i karbon ©, hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor (P) ve sülfür (S)’den oluşur ve canlı dokularda toplam 26 element bulunur. Görüldüğü gibi Kuran’da 14 asır evvel bildirilenler, modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir.

YERYÜZÜ:

OZON TABAKASI KURAN’DA YAZIYOR MUYDU?


Ozon kelimesi Arapça’da, Türkçe’de ve diğer tüm yabancı dillerde hemen hemen aynı şekilde okunup yazılır. Ozon kelimesini oluşturan O-Z-O-N harfleri 72:6 numaralı ayette geçmektedir. Üstelik bu ayetten sonraki ayetlerde “Gökyüzünün koruyucusu (bekçisi)” ifadesi kullanılıyor. Aslında bu ifade ozon tabakası için de çok yerinde ve doğru bir tanımlamadır. Çünkü ozon gökyüzündeki koruyucu tabakadır ve dünyayı tehlikeli güneş ışınlarından korur.

Halbuki Kuran’ın indirildiği 7.yüzyılda kimse ozon tabakasından haberdar değildi. Bu ayetin dışında 18:90 numaralı ayetin de ayrıca ozona işaret ettiğini düşünüyoruz çünkü bu ayette de “Güneşe karşı bir siper (koruyucu)” ifadesi yer almaktadır. Tüm bunlar için rastlantı diyemeyiz çünkü O-Z-O-N (Arapça’da Vav-Ze-Vav-Nun) harfleri çok nadir olarak binlerce ayette bir yan yana gelmektedir ve “Gökyüzünün koruyucusu (bekçisi)” ifadesiyle aynı bölümde geçmektedir.

YENİ BİR KUR’AN MUCİZESİ DAHA: YERALTINDAKİ ENERJİ VE PETROL KELİMESİ

İçinde bulunduğumuz çağda maalesef enerji kaynakları uğruna savaşlar çıkmaktadır. Enerji kaynaklarının başında gelen petrolün oluşumuna ve ismine Kuran-ı Kerim yüzyıllar öncesinden işaret etmektedir. Petrol ismine işaret edilmesi mucizevi niteliktedir çünkü petrol kelimesi ilk olarak bir Alman minerologun 1556 tarihli “De Re Metallica” isimli eserinde geçmektedir yani Kuran’dan yüzyıllar sonra… Kısacası Kuran’dan asırlar sonra dünya dillerinde petrol kelimesi kullanılmaya başlanmıştır dolayısıyla Kuran petrol kelimesinin tüm dünyada kullanılacağına önceden işaret etmiştir.(Petrolün farklı dillerdeki yazılışı veya okunuşu hemen hemen aynıdır Türkçe,İngilizce,Arapça’da olduğu gibi)

Petrol kelimesini oluşturan harfler tüm Kuran’da baştan sona sadece iki yerde geçmektedir (harfler soldan sağa doğru ters diziliyor). Bunlardan ilki 6:59 nolu ayettir ve bu ayette petrole işaret edercesine “yeraltının karanlıklarındaki” ifadesi kullanılmaktadır. Yani petrolün yer altında olduğuna işaret edilmektedir.

Ayrıca bilimadamları petrolün oluşum kökenini hem hayvansal hem de bitkisel olarak açıklamaktadırlar. Yani eski çağlardaki yeşil bitkilerin uzun bir zaman aralığından sonra petrole dönüştüğünü ifade etmektedirler. Kuran’daki bir ayet de bununla örtüşmektedir: ” (Rabbin) yeşil otu çıkardı, sonra da onu kapkara(simsiyah) bir sel artığına(sıvıya) çevirdi…” (Ala suresi 4,5)

MODERN BİLİMDEN YÜZYILLAR ÖNCE KURAN’DA ATMOSFER KELİMESİNE İŞARET EDİLİYORDU

Modern bilimde Atmosfer kelimesi 17. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır halbuki Kur’an zamanın ötesine geçerek bu kelimeye nerdeyse bin yıl öncesinden işaret ediyordu. Yani henüz dünyada kullanılmayan bilimsel bir terim yüzyıllar öncesinden Kuran’da yazıyordu o nedenle Kur’an büyük bir mucize daha sergilemiştir.(Atmosferin farklı dillerdeki yazılışı veya okunuşu hemen hemen aynıdır Türkçe,İngilizce,Arapça’da olduğu gibi)

Atmosfer kelimesi dünyayı çevreleyen Hava Küre anlamına gelir. Dünya’nın küresel(sphere) yapısı anlaşıldıktan sonra bu kelime kullanılmaya başlanmıştır. Halbuki Kuran’ın indirildiği dönemde Dünya’nın yuvarlak olduğu da bilinmiyordu ve bu da Kuran’ın ayrı bir mucizesidir.

Kuran’ın başından sonuna kadar sadece iki yerde atmosfer kelimesini oluşturan harfler yanyana gelmektedir. Bunlardan ilki 26:173 nolu ayettir. (Atmosfer kelimesini oluşturan harfler soldan sağa yanyana geliyor, sağdan sola hiç yok) Üstelik bu ayette YAÐMUR dan bahsediliyor. Dolayısıyla Kuran’da yağmurun atmosferden yağdığına da işaret ediliyor. Yani hem atmosfer hem de yağmur kelimelerinin yanyana gelmesini matematiksel açıdan rastlantı olarak değerlendiremeyiz tüm bunlar tesadüf olamaz.

DAĞLARIN HAREKET ETMESİ

Bir ayette dağların göründükleri gibi sabit olmadıkları, sürekli hareket halinde bulundukları şöyle bildirilmektedir:

Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler… (Neml Suresi, 88)

Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yer kabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların Dünya’nın ilk dönemlerinde birarada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını öne sürmüştü.
Ancak jeologlar, Wegener’in haklı olduğunu onun ölümünden 50 yıl sonra yani 1980’li yıllarda anlayabildiler. Wegener’in, 1915 yılında yayınlanan bir makalesinde belirtmiş olduğu gibi; yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık 500 milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu’nda bulunuyordu. Yaklaşık 180 milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtadan birincisi Afrika, Avustralya, Antartika ve Hindistan’ı kapsayan Gondwana idi. İkincisi ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Hindistansız Asya’dan oluşan Laurasia idi. Bu bölünmeyi izleyen yaklaşık 150 milyon yıl içindeki çeşitli zamanlarda Gondwana ve Laurasia daha küçük parçalara ayrıldılar.
İşte Pangaea’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan bu kıtalar sürekli olarak kara ve deniz arasındaki dağılımı değiştirerek, yılda birkaç santimetrelik hızlarla Dünya yüzeyinde sürüklenmektedirler.
Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Allah dağların hareketini ayette “sürüklenme” olarak bildirmiştir. Nitekim bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de “continental drift” yani “kıtasal sürüklenme”dir.
Kıtaların kayması Kuran’ın indirildiği dönemde gözlemlenemeyecek bir bilgidir ve Allah ayette geçen “dağları görürsün de, donmuş sanırsın” ifadesiyle insanların bu konuyu ne şekilde değerlendireceklerini önceden bildirmiştir. Ancak bunun ardından bir gerçeği açıklamış ve dağların bulutların sürüklendikleri gibi sürüklendiklerini haber vermiştir. Görüldüğü gibi ayette dağların bulunduğu tabakanın hareketliliğine açıkça dikkat çekilmiştir.

DAĞLARIN GÖREVİ


Kuran’da dağların önemli bir jeolojik işlevine dikkat çekilmektedir:

Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, bir takım dağlar diktik… (Enbiya Suresi, 31)

Dikkat edilirse ayette, dağların yeryüzündeki sarsıntıları önleyici özelliğinin olduğu haber verilmektedir. Kuran’ın indirildiği dönemde hiçbir insan tarafından bilinmeyen bu gerçek, günümüzde modern jeolojinin bulguları sonucunda ortaya çıkarılmıştır.
Eskiden dağların sadece yeryüzünün yüzeyinde kalan yükseltiler olduğu düşünülmekteydi. Ancak bilim adamları dağların sadece yüzey yükseltileri olmadıklarını, dağ kökü adı verilen kısımları ile kimi zaman kendi boylarının 10-15 katı kadar yerin altına doğru uzandıklarını fark ettiler. Bu özellikleriyle dağlar, tıpkı bir çivinin ya da kazığın çadırı sıkıca yere bağlamasına benzer bir role sahiptir. Örneğin zirvesi yeryüzünden yaklaşık 9 km yukarıda olan Everest Dağı’nın 125 km’den fazla kökü vardır.

Amerikan Bilim Akademisi Başkanı olan Frank Press’in, dünya çapında pek çok üniversitede ders kitabı olarak okutulan Earth (Dünya) adlı kitabında, dağların kazık şeklinde oldukları ve yeryüzüne derinlemesine gömülü oldukları ifade edilmektedir. Kuran ayetlerinde ise, dağların bu işlevine, “kazık” benzetmesi yapılarak şöyle işaret edilir:

Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık? (Nebe Suresi, 6-7)

Görüldüğü gibi, modern jeolojik ve sismik araştırmalar sonucunda keşfedilen dağların çok hayati bir işlevi, yüzyıllar önce indirilmiş olan Kuran-ı Kerim’de Allah’ın yaratmasındaki üstün hikmete bir örnek olarak verilmiştir. Bir ayette şöyle buyrulur:

… Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı… (Lokman Suresi, 10)

DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI

Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran’ın Rahman Suresi’nde şöyle bildirilir:

Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)

Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller.
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran’da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.

GERİ DÖNDÜREN GÖK

Kuran-ı Kerim’de, Tarık Suresi’nin 11. ayetinde gökyüzünün “geri döndürücü” özelliğinden şöyle bahsedilir:

Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık Suresi, 11)

Kuran meallerinde “dönüşlü” olarak tercüme edilen “rec’i” kelimesi, “geri çeviren” ya da “geri döndüren” anlamlarına gelmektedir.
Bilindiği gibi Dünya’yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır. İncelendiği zaman her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim.
Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini sağlar. 25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar. İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar.

ATOMLAR:

KURAN’DA ATOMLAR


Kuran-ı Kerim’de yer alan element isimli “Hadid (Demir)” suresinde, Radon, Potasyum, Zirkonyum ve Titanyum gibi diğer elementlere de atom numaralarıyla ve ağırlıklarıyla birlikte işaret edilmektedir. Halbuki o yıllarda elementler ve atom numaraları henüz keşfedilmemişti. İşte bu yüzden Kuran çok büyük bir mucize daha sergilemektedir.

bknz. resim: http://kuranca.com/arabic.gif (Altı çizili olan yerde rene yazıyor tecvitle okuyunca Rn oluyor.)

Rn (Radon)
Element isimli surede(Hadid:Demir) “R” ve “N” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başlangıcından buraya kadar 86 harf geçmektedir. Aynı şekilde “Rn” elementinin atom numarası da 86’dır.

Zr (Zirconium)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “Z” ve “R” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başından buraya kadar 40 harf geçmektedir.Aynı şekilde “Zr” elementinin atom numarası da 40’dır.

Ta (Tantalum)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “T” ve “A” harfleri bitişik olarak ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başından buraya kadar 73 harf geçmektedir. Aynı şekilde “Ta” elementinin atom numarası da 73’tür.

Yb (Ytterbium)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “Y” ve “B” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başlangıcından buraya kadar 70 harf geçmektedir. Aynı şekilde “Yb” elementinin atom numarası da 70’tir.Ayrıca Yb harflerinin tersi olan By isminde herhangi bir element yoktur.

F (Fluorine)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “F” harfi ilk defa burada geçiyor. Ayetin başından buraya kadar 9 harf geçmektedir. Aynı şekilde “F” elementinin atom numarası da 9’dur.

Ayrıca F harfinden hemen önceki harf yani 8.harf Elif harfidir. Atom numarası 8 olan 8.sıradaki element “O” Arapça’da Elif harfiyle gösterilmektedir. Kısacası burada F elementiyle birlikte O(Okijen) elementine de işaret edildiğini düşünüyoruz.

Sm (Samarium)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “S” ve “M” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başından buraya kadar 62 harf geçmektedir. Aynı şekilde “Sm” elementinin atom numarası da 62’dir. Ayrıca Sm harflerinin dizilim olarak tersi olan Ms isminde herhangi bir element yoktur.

As (Arsenic)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “A” ve “S” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başından buraya kadar 33 harf geçmektedir. Aynı şekilde “As” elementinin atom numarası da 33’dür.

Te (Tellurium)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “T” ve “E” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başlangıcından buraya kadar 127 harf geçmektedir. Aynı şekilde “Te” elementinin atom ağırlığı da 127’dir.

K (Potassium)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “K” harfi ilk defa burada geçiyor. Ayetin başından “K” harfinin olduğu yere kadar 39 harf geçmektedir. Aynı şekilde “K” elementinin atom ağırlığı da 39’dur.

Ti (Titanium)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “T” ve “İ” harfleri ilk defa burada yan yana geliyor. Ayetin başından buraya kadar 47 harf geçmektedir. Aynı şekilde “Ti” elementinin atom ağırlığı da 47’dir.

S (Sulfur)
»» Element isimli surede(Hadid:Demir) “S” harfi ilk defa burada geçiyor. Ayetin başlangıcından buraya kadar 32 harf yer almaktadır. Aynı şekilde “S” elementinin atom ağırlığı da 32’dir.

ASTRONOMİ:

KURAN’DA 365 GÜN


Kur’an-ı Kerim’de “Bir Gün (yevm)” kelimesi 365 defa geçmektedir. Bildiğiniz gibi Dünya’nın Güneş etrafında tam bir kez dönüşü 365 gün sürer.

Kur’an’da 365 defa “bir gün (yevm)” kelimesinin geçiyor olması çok önemli bir bulgudur. Çünkü Dünya yörüngesi hakkında bize yüzyıllar öncesinden bilgi vermektedir. Kısacası Dünya ile Güneş arasındaki 365 günlük astronomik döngü Kuran’da açık bir şekilde belirtilmektedir.

19:57 NUMARALI AYET VE 1957 YILI

Tarihteki ilk uzay aracı 1957 yılında uzay yolculuğuna çıkmıştır (Sputnik). Şaşırtıcı bir biçimde Kuran’daki 19:57 numaralı ayet de gökyüzüne çıkmaktan ve yükselmekten bahsetmektedir: “Onu yüksek bir yere (gökyüzüne) yükselttik” (19.sure 57.ayet). Farkettiyseniz ayetin numarası olan 19:57 ile 1957 yılı aynı sayılardır. Dolayısıyla gelecekte bu olayın gerçekleşeceğine mucizevi bir biçimde işaret edilmektedir.

Aynı yöntemi kullanarak daha önce de farklı örnekler sunmuştuk o nedenle tüm bu örnekler için tesadüf diyemeyiz. (Dna örneği, Nötron-Proton örneği gibi). Bununla birlikte 1957 yılında ilk uzay aracının gönderilmesi ile Ay’a çıkış farklı olaylardır karıştırılmamalıdır. Bu ayetten önceki ayetlerde peygamberlerden bahsedildiği için ayet farklı şekilde de yorumlanabilir. Fakat ayeti tek başına bağımsız olarak düşünürsek bizim yorumladığımız anlama da işaret etmektedir.

AY İLE DÜNYA ARASINDAKİ MESAFE

Kamer(AY) suresinde yine bir mucize ile karşılaşıyoruz. Bu surede Ay ile Dünya arasındaki harflerin uzunluk oranı Uzay’daki Ay-Dünya mesafesine işaret etmektedir. Kamer(AY) suresinin içerisinde sadece bir yerde Dünya(Ard) kelimesi geçmektedir.

Surenin başlığı olan “Ay” kelimesi ile “Dünya” kelimesi arasındaki harfler toplam 333 adettir ve araya tam olarak 111 adet Ay kelimesi sığmaktadır. Çünkü Arapça’da Kamer(Ay) kelimesi 3 harften oluşur.

Aynı şekilde gezegenimiz Dünya ile Ay arasına da ortalama 111 adet Ay sığmaktadır yani aradaki mesafe Ay çapının toplam 111 katıdır. Bir uzay haritasını incelediğiniz zaman da bunu görebilirsiniz. Ya da en temel astronomi kitaplarında da bu bilgiye rastlayabilirsiniz. Bu hesaplama da kullanılan uzaklık mesafesi ortalama mesafedir çünkü Ay’ın eliptik bir yörüngesi vardır.

Fakat Kuran’ın indirildiği dönemde ne aradaki yüzbinlerce kilometrelik mesafe ne de Ay’ın çapı bilinmiyordu.İşte bu açıdan bu bilgi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Kuran’da Ay isminde sadece bir sure vardır ve bu surede sadece bir yerde Dünya kelimesi geçmektedir. O nedenle bu önemli bulgu matematiksel açıdan tesadüfi değildir.

KUM TEPELERİ MARS GEZEGENİNE Mİ İŞARET EDİYOR?

M-a-r-s kelimesine işaret eden Kuran’daki “Ahkaf” suresinin anlamı “KUM TEPELERİ”dir. Astronomide Mars denildiğinde akla ilk gelenlerden birisi Mars’taki dev “KUM TEPELERİ” yani yüksek kum yığınlarıdır. Mars bu yönüyle diğer gezegenlerden farklıdır. Örneğin daha önce gönderilen Opportunity uzay aracı bir kum tepesine saplanmıştı ve haftalarca süren güçlü kum fırtınalarından dolayı büyük tehlike atlatmıştı.

İlginçtir ki Ahkaf (Kum Tepeleri) suresi 23.ayetteki harf dizilimlerine baktığımızda M-A-R-S harfleri açıkça görünüyor (Arapça’da Mim-Elif-Ra-Sin harfleri). Yani bu harfler normal bir kelimeyi oluşturur gibi yanyana duruyorlar ve Mars kelimesi net bir biçimde görünüyor. Sadece Mars değil aynı zamanda Mars’ın uydusu olan gökcismi “Deimos” kelimesi de bu şekilde geçiyor. ( Deimos Mars’ın çevresinde döner, Ay’ın Dünya çevresinde döndüğü gibi) Üstelik D-E-İ-M-O-S ‘ a işaret eden ayetin numarası 30’dur ve 30 sayısı bu uyduyu temsil eden bir sayıdır çünkü Mars çevresindeki dolanım süresi 30 saattir. Dolayısıyla ayet numarasının bu gökcisimlerinin dolanım süresiyle aynı olması da şaşırtıcıdır. Mars kelimesini oluşturan harfler Deimos’tan birkaç ayet önce geçiyor yani tüm bu anlattıklarımız Kuran’da ard arda ve aynı surede geçiyor o nedenle tesadüf olarak değerlendiremeyiz. Kısacası surenin ismi olan Ahkaf (Kum Tepeleri) de Mars’taki dev kum tepelerine işaret ediyor olabilir. Fakat Kuran’ın indirildiği çağda teleskop henüz keşfedilmemişti ve kimse Mars’ta kum tepeleri olduğunu bilmiyordu ayrıca Deimos astronomide henüz keşfedilmemişti.

EVRENİN GENİŞLEMESİ

Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim’de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:

Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

Yukarıdaki ayette geçen “sema (gök)” kelimesi Kuran’ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir.
20. yüzyılın başlarına dek bilim dünyasında hakim olan tek görüş, “evrenin durağan bir yapıya sahip olduğu ve sonsuzdan beri süregeldiği” şeklindeydi. Ancak, günümüz teknolojisi sayesinde gerçekleştirilen araştırma, gözlem ve hesaplamalar evrenin bir başlangıcı olduğunu ve sürekli olarak “genişlediğini” ortaya koydu.

Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar. Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble’ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli “genişleyen” bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.

SICAK DUMANDAN YARATILIŞ

Bugün bilim adamları yıldızların dumandan -sıcak bir gaz bulutundan- oluşumunu gözlemleyebilmektedirler. Sıcak gaz kütlesinden oluşum, aynı zamanda evrenin yaratılışı için de geçerlidir. Kuran’da da evrenin yaratılışı, bu bilimsel bulguları tasdik edecek şekilde tarif edilmiştir:

…Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler. (Fussilet Suresi, 10-11)

Yukarıdaki ayette geçen “duman” ifadesi, Arapçada “duhanun” kelimesidir. Ve bu kelime söz konusu kozmik ve sıcak bir dumanı tarif etmektedir. Katı maddelere bağlı uçan parçacıklar içeren, sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman şekli, ayette geçen kelimeyle tam olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü gibi Kuran’da evrenin bu aşamadaki görünümünü tarif eden en uygun kelime kullanılmıştır. Bilim adamları ise evrenin, duman halindeki sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu 20. yüzyılda keşfetmişlerdir.

EVRENİN VAROLUŞU

20. yüzyılın ortalarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. “Statik (durağan) evren modeli” adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır.

21. yüzyılın başlarında olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda büyük bir patlamayla var olduğu modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır. Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği de saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.
Kuran-ı Kerim’de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:

O gökleri ve yeri yoktan var edendir… (Enam Suresi, 101)

Kuran’da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Başta da belirttiğimiz gibi astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. “Büyük Patlama”, orijinal adıyla “Big Bang” teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır.

Big Bang’den önce madde diye bir şey yoktur. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, tamamen metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında, madde, enerji ve zaman bir anda yaratılmıştır. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek, Kuran’da bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.

EVRENİN SONU VE BIG CRUNCH

Evrenin yaratılışı, önceki konuda da belirttiğimiz gibi Big Bang denilen büyük bir patlama ile başlamıştır ve o zamandan beri evren genişlemektedir. Bilim adamları evrenin kütlesi yeterli miktara ulaştığında, çekim kuvvetleri nedeni ile bu genişlemenin duracağını ve bunun evrenin kendi içine çökmeye, büzülmeye başlamasına sebep olacağını bildirmektedirler.
Büzülen evrenin de, sonunda “Big Crunch” (Büyük Çöküş) denilen çok yüksek bir ısı ve sıkışma ile sonuçlanacağını ifade etmektedirler. Bu ise, bildiğimiz tüm yaşam şekillerinin yok olması anlamına gelmektedir. Stanford Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Renata Kallosh ve Andrei Linde’nin bu konu ile ilgili yaptığı açıklamalar ise şöyledir:
Evrenin akıbeti küçülmeye ve yok olmaya doğru gidiyor. Gördüğümüz ve daha uzaklardaki göremediğimiz herşey bir protondan bile küçük bir nokta şeklinde küçülecek. Sanki kara delik içindeymişsiniz gibi…. Kara enerjinin en iyi tarifinin şu açıklama olduğunu bulduk: Aşama aşama negatif hale gelen bu kara enerji, evrenin dengesinin değişmesine sebep olacak ve büzülüp çökecek… Fizikçiler kara enerjinin, negatif enerjiye dönüşeceğini ve evrenin yakın bir gelecekte büzüleceğini biliyorlar… Fakat bugün görüyoruz ki, biz bu olayın başlangıcında değiliz, ama evrenimizin hayat sirkülasyonunun ortasında olabiliriz.
Big Crunch olarak ifade edilen bu bilimsel varsayıma, Kuran’da şöyle işaret edilmektedir:

Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)

Bir başka ayette ise göklerin bu durumu şöyle tarif edilmektedir:

Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)

Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel teori, Kuran ayetleri ile paralellik içindedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

GÜNEŞ’İN GİDİŞ İSTİKAMETİ

Kuran’da Güneş ve Ay’dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu vurgulanır:

Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)

Yukarıdaki ayette geçen “yüzme” kelimesi Arapçada “sabaha” olarak ifade edilir ve Güneş’in uzaydaki hareketini anlatmak üzere kullanılmaktadır. Bu kelime Güneş’in uzayda hareket ederken kontrolsüz olmadığı, ekseni üzerinde döndüğü ve dönerken bir rota izlediği manasındadır. Güneş’in sabit olmadığı belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:

Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin takdiridir. (Yasin Suresi, 38)

Kuran’da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720.000 km’lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş’in günde 17 milyon 280 bin km yol katettiğini gösterir. Güneş’le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler.

AY’A ÇIKIŞ TARİHİ KUR’AN’DA YAZIYOR MUYDU?

Kur’an-ı Kerim’de yer alan Kamer(Ay) suresinde gelecekte Ay’a gidileceğine dair işaretler yer almaktadır. Kamer kelimesinin Türkçe’deki karşılığı Ay’dır.

“Ay” isimli bu sureden Kur’an’ın sonuna kadar tam 1389 ayet geçer. Hicri takvimde 1389 yılı, Miladi takvime göre 1969 yılına denk gelmektedir, bu da Ay’a çıkış tarihidir. (Hicri 1389=Miladi 1969)

Kısacası Ay (Kamer) suresi, insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden birisi olan bu olaya önceden işaret etmektedir. Bununla birlikte Ay kelimesinin yanında kullanılan “Şakka (yarıldı)” kelimesi aynı zamanda “toprağın yarılması, kazılması…” anlamlarında da kullanılmaktadır. Benzer şekilde Ay’a giden Apollo 11 uzay aracı da Ay toprağından birçok parça alarak Dünya’ya dönmüştür. Bu açıdan da ayrı bir paralellik bulunuyor. Bunların dışında bu ayetteki bazı kelimelerin Arapça’daki matematiksel değerleri de yine Ay’a çıkış tarihini vermektedir.

19:57 NUMARALI AYET VE 1957 YILI

Tarihteki ilk uzay aracı 1957 yılında uzay yolculuğuna çıkmıştır (Sputnik). Şaşırtıcı bir biçimde Kuran’daki 19:57 numaralı ayet de gökyüzüne çıkmaktan ve yükselmekten bahsetmektedir: “Onu yüksek bir yere (gökyüzüne) yükselttik” (19.sure 57.ayet). Farkettiyseniz ayetin numarası olan 19:57 ile 1957 yılı aynı sayılardır. Dolayısıyla gelecekte bu olayın gerçekleşeceğine mucizevi bir biçimde işaret edilmektedir.

Aynı yöntemi kullanarak daha önce de farklı örnekler sunmuştuk o nedenle tüm bu örnekler için tesadüf diyemeyiz. (Dna örneği, Nötron-Proton örneği gibi). Bununla birlikte 1957 yılında ilk uzay aracının gönderilmesi ile Ay’a çıkış farklı olaylardır karıştırılmamalıdır. Bu ayetten önceki ayetlerde peygamberlerden bahsedildiği için ayet farklı şekilde de yorumlanabilir. Fakat ayeti tek başına bağımsız olarak düşünürsek bizim yorumladığımız anlama da işaret etmektedir.

GÜNEŞ’İN HİDROJEN VE HELYUMDAN OLUŞU

Atomlar bölümünde elementlerin yani atom isimlerinin Kuran’da yer aldığını gösteren önemli kanıtlar sunmuştuk. Bunu destekleyen kanıtlardan birisine de Şems(Güneş) Suresinde rastlıyoruz. Bildiğiniz gibi Güneş ağırlıklı olarak Hidrojen(H) ve Helyum(He) atomlarından oluşmaktadır. Güneş’in yüzde 90’dan fazlası H ve He simgeli atomlardan oluşur ve yaydığı ısı ile ışık da bu elementlerin termonükleer reaksiyonları sonucunda açığa çıkar…

Kısacası Güneş denildiğinde aklımıza ilk olarak H-HE atomları gelir. Ve çok ilginçtir ki Kuran’daki Şems(Güneş) suresindeki onbeş ayetin hepsi istisnasız olarak H-E harfleriyle bitmektedir. Özet olarak Güneş(Şems) suresindeki tüm ayetler hidrojen(H) ve helyum’un(HE) simgesiyle bitmektedir ve dolayısıyla Kur’an Güneş’in hidrojen ve helyum’dan oluştuğuna 14 asır öncesinden işaret etmektedir. Örneğin Helyum 19.yüzyılda keşfedilmiştir yani Kuran’dan asırlar sonra…

Bunu bir rastlantı olarak değerlendiremeyiz çünkü Kuran’da Güneş(Şems) suresinden başka hiçbir sure baştan sona H-HE harfleriyle bitmiyor. Aslında Güneş suresi’nin numarası yani 91 rakamı da dikkat çekicidir. Güneşde yer alan H (hidrojen) elementi doğada geri kalan diğer 91 elementi de oluşturur. İlginçtir ki H (hidrojene) dikkat çeken Şems(Güneş) sureside tam 91. suredir. Laboratuarlarda atom numaraları arttırılabilmektedir fakat doğada hidrojenden sonra uranyum’a kadar 91 element vardır ve bunlar yine hidrojen çekirdeklerinin birleşmesiyle meydana gelir.

KUM TEPELERİ MARS GEZEGENİNE Mİ İŞARET EDİYOR?

M-a-r-s kelimesine işaret eden Kuran’daki “Ahkaf” suresinin anlamı “KUM TEPELERİ”dir. Astronomide Mars denildiğinde akla ilk gelenlerden birisi Mars’taki dev “KUM TEPELERİ” yani yüksek kum yığınlarıdır. Mars bu yönüyle diğer gezegenlerden farklıdır. Örneğin daha önce gönderilen Opportunity uzay aracı bir kum tepesine saplanmıştı ve haftalarca süren güçlü kum fırtınalarından dolayı büyük tehlike atlatmıştı.

İlginçtir ki Ahkaf (Kum Tepeleri) suresi 23.ayetteki harf dizilimlerine baktığımızda M-A-R-S harfleri açıkça görünüyor (Arapça’da Mim-Elif-Ra-Sin harfleri). Yani bu harfler normal bir kelimeyi oluşturur gibi yanyana duruyorlar ve Mars kelimesi net bir biçimde görünüyor. Sadece Mars değil aynı zamanda Mars’ın uydusu olan gökcismi “Deimos” kelimesi de bu şekilde geçiyor. ( Deimos Mars’ın çevresinde döner, Ay’ın Dünya çevresinde döndüğü gibi) Üstelik D-E-İ-M-O-S ‘ a işaret eden ayetin numarası 30’dur ve 30 sayısı bu uyduyu temsil eden bir sayıdır çünkü Mars çevresindeki dolanım süresi 30 saattir. Dolayısıyla ayet numarasının bu gökcisimlerinin dolanım süresiyle aynı olması da şaşırtıcıdır. Mars kelimesini oluşturan harfler Deimos’tan birkaç ayet önce geçiyor yani tüm bu anlattıklarımız Kuran’da ard arda ve aynı surede geçiyor o nedenle tesadüf olarak değerlendiremeyiz. Kısacası surenin ismi olan Ahkaf (Kum Tepeleri) de Mars’taki dev kum tepelerine işaret ediyor olabilir. Fakat Kuran’ın indirildiği çağda teleskop henüz keşfedilmemişti ve kimse Mars’ta kum tepeleri olduğunu bilmiyordu ayrıca Deimos astronomide henüz keşfedilmemişti.

ÖNEMLİ BİR MUCİZE: HALLEY YILDIZI VE 76 YIL

Modern astronomi alanındaki önemli gelişmelerden birisi de Halley kuyrukluyıldızı’nın 17.yüzyılda Edmund Halley isimli astronom tarafından keşfedilmesidir. Dolayısıyla bu kuyrukluyıldıza verilen Halley ismi 17.yüzyılda yaşamış ünlü bir bilimadamının soyismidir çünkü yıldızı ve 76 yıllık dolanım süresini bu bilimadamı keşfetmiştir. İşte bu noktada çok dikkat çekici bir mucizeyle karşılaşıyoruz. Çünkü Kur’an indirildikten yüzyıllar sonra 17.yüzyılda keşfedilen ve ismi koyulan Halley Yıldızı ile 76 yıllık dolanım süresi asırlar öncesinden Kur’an-ı Kerim’de yazıyordu. Yani yıldıza ismi verilen Halley isimli bilimadamı Kur’an indirildiği çağda henüz doğmamıştı ve Halley ismi bilinmiyordu. Buna rağmen Kur’an-ı Kerim gelecek zamanı anlatırcasına Halley ismini ve 76 yıllık dolanım süresini bizlere yüzyıllar öncesinden haber vermiştir.

H-A-L-L-E-Y harflerinin Kur’an’da ilk geçtiği yer Enam suresinin 76.ayetidir. Bu ayette HALLEY kelimesinin hemen yanında YILDIZ kelimesi geçiyor (Arapça karşılığı: Kevkeba) Bu ayetin numarası olan 76 sayısı da yıldızın dönüş süresi olan 76 yıla işaret etmektedir. Ayetin numarası olan 76 sayısı Halley yıldızını temsil eder çünkü her 76 yılda bir Dünya’dan görülür yani yörüngesini 76 yılda bir tamamlar.

Nitekim Halley yıldızının keşfi de 76 yıllık dönüş süresinin bulunmasına dayanır. Edmund Halley bu yıldızın 76 yıl sonra tekrar görüleceğini açıklayarak kuyrukluyıldızların astronomik yörüngelerini de açıklığa kavuşturmuştur. Bu nedenle Halley yıldızının Kuran’da ilk olarak 76.ayette geçmesine mucize diyebiliriz çünkü Kur’an bu bilgiye yüzyıllar öncesinden işaret etmektedir.

Bu örneğe benzer şekilde diğer bölümlerde yer verdiğimiz Sirius yıldızı da Kuran’da sadece 49.ayette geçmektedir ve Sirius B’nin Sirius A çevresindeki dolanım süresi de 49 yıldır (Necm suresi 49). Üstelik Sirius B yıldızı teleskop olmadan gözlenemez ve teleskop Kuran’dan yüzyıllar sonra keşfedilebilmiştir. Dolayısıyla hem Halley hem de Sirius yıldızlarının ayet numaralarının dönüş yıllarıyla aynı olması rastlantı değildir.

DNA VE GENETİK TARİHİNİN BAŞLANGICI

DNA teriminin Kuran’da geçtiğine dair çok açık işaretlere rastlıyoruz. Mesela genetik biliminin başlangıç tarihi 1865 yılına ve DNA’ya Kuran’daki (18:65) numaralı ayet ile herkesin görebileceği bir netlikte dikkat çekiliyor.

Bilindiği gibi bugünkü çağdaş genetiğin temellerini atan Mendel isimli bilimadamının 1865 yılında hazırladığı genetik yasalar, hem hayvanlar hem bitkiler hem de insanlar için geçerlidir. O nedenle 1865 yılı bilim dünyası için tarihi bir dönüm noktasıdır. Ve bu dönüm noktasına da Kuran’da çok açık bir biçimde işaret ediliyor.

D-N-A harflerinin Kuran’da nerelerde yan yana geldiğini incelediğimiz zaman en fazla 18.surenin 65.ayetinde geçtiğini görüyoruz (Arapça’da Dal-Nun-Elif). Evet 18:65 numaralı ayette çok ilginç ve benzersiz bir biçimde ardarda tam üç defa D-N-A harfleri geçiyor. Ve Kuran’nın başka hiçbir ayetinde “Dna” harfleri bu şekilde ardarda ve çok sayıda geçmiyor. Yani Kuran 18:65 ayetiyle dikkatimizi “Dna” terimine çekmek istiyor.

Özet olarak DNA teriminin ardarda çok sayıda geçtiği bu istisna ayetin numarası (18:65) genetik bilimin ve DNA tarihinin başlangıç yılı olan 1865 yılına işaret ediyor. Bunu rastlantı olarak değerlendiremeyiz çünkü Kuran’da sadece 18:65 ayetinde “Dna” ardarda üç defa geçiyor ve başka yerde böyle bir durum yok.

Bu işaret mucizevi niteliktedir çünkü DNA (DeoksiriboNükleik Asit) ismini bilim dünyası henüz yeni koymuştur halbuki Kuran’da 1400 yıl önce işaret ediliyor. Dolayısıyla insanlığın bu moleküle “Dna” ismini koyacağına yüzyıllar önce Kuran işaret ediyordu.

Mendel 1865 yılında keşfettiği bu genetik kanunları bir yıl sonra makale haline getirmiştir. “Dna” üzerindeki genler, gözlerimizin renginden boyumuzun uzunluğuna kadar birçok bilgiyi taşırlar. Kromozomlarda yer alan “Dna” molekülü anne ve babadaki bu bilgileri çocuğa aktarır.

DNA VE RNA SUREDE EŞİT SAYIDA TEKRARLANIYOR

Kuran’da birbiriyle ilintili olan bazı kelimelerin eşit sayıda tekrarlandığına daha önceki bölümlerde şahit olmuştuk. Örneğin Kur’an’da “Melek” kelimesi 88 defa geçerken Şeytan kelimesi de 88 defa geçer. Yahut “Cennet” kelimesi 77 yerde kullanılırken “Cehennem” kelimesi de 77 yerde kullanılıyor.

İşte bu kelime tekrarlarına az önce değindimiz ve genetik biliminin başlangıcına işaret eden bu surede de rastlıyoruz. DNA ve genetik tarihinin başlangıcı olan 1865 yılına işaret eden bu surede DNA toplam 7 defa tekrarlanırken RNA da 7 defa tekrarlanıyor. Bildiğiniz gibi RNA molekülü de DNA gibi genetik yapıyı oluşturan diğer moleküldür o nedenle Dna-Rna’nın eşit sayıda geçmesi gerçekten bu moleküllere yüzyıllar önce Kuran’da işaret edildiğinin ayrı bir kanıtıdır.(Arapça’da D-N-A harfleri “Dal-Nun-Elif” ile gösterilirken RNA “Ra-Nun-Elif” harfleri ile gösterilir)

MODERN BİLİMDEN YÜZYILLAR ÖNCE KURAN’DA ATMOSFER KELİMESİNE İŞARET EDİLİYORDU

Modern bilimde Atmosfer kelimesi 17. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır halbuki Kur’an zamanın ötesine geçerek bu kelimeye nerdeyse bin yıl öncesinden işaret ediyordu. Yani henüz dünyada kullanılmayan bilimsel bir terim yüzyıllar öncesinden Kuran’da yazıyordu o nedenle Kur’an büyük bir mucize daha sergilemiştir.(Atmosferin farklı dillerdeki yazılışı veya okunuşu hemen hemen aynıdır Türkçe,İngilizce,Arapça’da olduğu gibi)

Atmosfer kelimesi dünyayı çevreleyen Hava Küre anlamına gelir. Dünya’nın küresel(sphere) yapısı anlaşıldıktan sonra bu kelime kullanılmaya başlanmıştır. Halbuki Kuran’ın indirildiği dönemde Dünya’nın yuvarlak olduğu da bilinmiyordu ve bu da Kuran’ın ayrı bir mucizesidir.

Kuran’ın başından sonuna kadar sadece iki yerde atmosfer kelimesini oluşturan harfler yanyana gelmektedir. Bunlardan ilki 26:173 nolu ayettir. (Atmosfer kelimesini oluşturan harfler soldan sağa yanyana geliyor, sağdan sola hiç yok) Üstelik bu ayette YAÐMUR dan bahsediliyor. Dolayısıyla Kuran’da yağmurun atmosferden yağdığına da işaret ediliyor. Yani hem atmosfer hem de yağmur kelimelerinin yanyana gelmesini matematiksel açıdan rastlantı olarak değerlendiremeyiz tüm bunlar tesadüf olamaz.

KUR’AN MUCİZESİ VE QUANTUM FİZİĞİ

Yüzyıllar önce Kuran-ı Kerim’in geldiği çağda Quantum fiziği ve atomaltı parçacıklar bilinmiyordu. Fakat Kuranı Kerim evrenimizi oluşturan bu temel parçacıkların isimlerine ve ağırlıklarına işaret ederek inanılmaz bir mucize daha sergilemiştir. (Nötron ve Proton kelimeleri Türkçe, İngilizce, Arapça ve farklı dillerde hemen hemen aynı şekilde yazılıp okunmaktadır)

Nötron kelimesini oluşturan harfler tüm Kur’an-ı Kerim’de baştan sona sadece iki ayette geçiyor. Bunlardan birisi 18:39 nolu ayettir (Nötron Kütlesi=1839 me) Gördüğünüz gibi hem Nötron ismine hemde ayet numarasıyla nötronun ağırlığına açıkça işaret edilmektedir. Diğer binlerce ayette bu harfler yanyana gelmiyor fakat tam 18:39 ayetinde Nötron kelimesi ortaya çıkıyor o nedenle rastlantı olduğunu söyleyemeyiz.

Aynı durum Proton için de geçerlidir. Proton kelimesini oluşturan harfler Kuran’ı Kerimde daha fazla sayıda geçiyor (Nötrona oranla). 18:37 nolu ayette Proton kelimesini oluşturan harfler soldan sağa ters biçimde yanyana geliyor. Proton kütlesi ise 1836-1837 me arasındadır yani 1837 me diyebiliriz. Dolayısıyla ayetin numarası 18:37 protonun ağırlığı olan 1837’ye işaret ediyor. Yani nötronda olduğu gibi protonda da ayet numarasıyla ağırlık aynıdır.(1837 me: 1837 adet elektron ağırlığında demektir)

Atomları, zerreleri oluşturan bu parçacıkların yazılı olduğuna zaten aşağıdaki ayet de işaret etmektedir:
“…Rabbinden ne yerde, ne gökte zerre kadar; ondan ne küçük, ne büyük hiçbir şey kaçmaz. Bunların hepsi apaçık bir Kitaptadır.”(Yunus 61.ayet)

AY İLE DÜNYA ARASINDAKİ MESAFE

Kamer(AY) suresinde yine bir mucize ile karşılaşıyoruz. Bu surede Ay ile Dünya arasındaki harflerin uzunluk oranı Uzay’daki Ay-Dünya mesafesine işaret etmektedir. Kamer(AY) suresinin içerisinde sadece bir yerde Dünya(Ard) kelimesi geçmektedir.

Surenin başlığı olan “Ay” kelimesi ile “Dünya” kelimesi arasındaki harfler toplam 333 adettir ve araya tam olarak 111 adet Ay kelimesi sığmaktadır. Çünkü Arapça’da Kamer(Ay) kelimesi 3 harften oluşur.

Aynı şekilde gezegenimiz Dünya ile Ay arasına da ortalama 111 adet Ay sığmaktadır yani aradaki mesafe Ay çapının toplam 111 katıdır. Bir uzay haritasını incelediğiniz zaman da bunu görebilirsiniz. Ya da en temel astronomi kitaplarında da bu bilgiye rastlayabilirsiniz. Bu hesaplama da kullanılan uzaklık mesafesi ortalama mesafedir çünkü Ay’ın eliptik bir yörüngesi vardır.

Fakat Kuran’ın indirildiği dönemde ne aradaki yüzbinlerce kilometrelik mesafe ne de Ay’ın çapı bilinmiyordu.İşte bu açıdan bu bilgi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Kuran’da Ay isminde sadece bir sure vardır ve bu surede sadece bir yerde Dünya kelimesi geçmektedir. O nedenle bu önemli bulgu matematiksel açıdan tesadüfi değildir.

ARI VE GENETİK YAPISI

1400 yıl önce genlerin ve kromozomların bilinmediği bir çağda Kur’an önemli bir mesaj daha veriyordu. Kur’an-ı Kerim’de “Nahl” (Arı) isimli bir sure yer almaktadır ve bu sure tam 16. suredir. Aynı şekilde arı da 16 kromozomlu bir canlıdır.

Hayvanların dişisinde ve erkeğinde eşit sayıda kromozom bulunmaktadır. Fakat arının durumu, diğerlerinden farklıdır. Çünkü erkek arı 16 tek kromozoma, dişi arı ise 16 çift kromozoma sahiptir.
İşte arı, bu açıdan farklıdır. Ve bu farklılığa Kur’an-ı Kerim de işaret etmektedir.

Canlıların genetik şifresi olan DNA, kromozomlar üzerinde yer almaktadır. Örneğin Dünya’nın dört bir yanındaki bal arılarının kromozom sayısı aynıdır ve değişmez.

Başka bir örnek daha; EQUUS ASINUS:Eşek…

Kur’an-ı Kerim’in birkaç bölümünde ‘eşek’ kelimesi geçmektedir, fakat Lokman (31.sure) ve Cuma (62. sure) surelerinde bahsedilen tek hayvan ‘eşek’tir. Aynı şekilde ‘eşek’ türünde toplam 31 çift, yani açılım olarak 62 adet kromozom bulunmaktadır. Bu surelerin numaraları da 31 ve 62’dir.

‘Eşek’ kelimesi başka birkaç surede daha geçmektedir ancak bu surelerde Aslan, At gibi diğer hayvanlardan da bahsediliyor, fakat 31. ve 62. surelerde ‘eşek’ten başka hiçbir hayvandan bahsedilmiyor…

VENÜS VE MARS’IN DÖNÜŞ SÜRELERİ

Sıralama bakımından Dünya’ya en yakın olan bu iki gezegenin isimlerine ve kendi çevrelerindeki dönüş sürelerine modern astronomiden yüzyıllar önce Kur’an

(2349)

Matematiksel Mucizeler

7 Gök

O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor. (Mülk Suresi, 3)  “7 gök” anlamına gelen “seb’a semavat” ifadesinde kullanılan harf çeşidi 7.24 Ayette “seb’a semavat” (7 sema) ifadesine gelinceye kadar olan harf adedi 7. “Seb’a” (7) kelimesinden itibaren ayet sonuna kadar, “seb’a” kelimesindeki harfler 7 defa geçmektedir.25 Surede “seb’a”

O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor. (Mülk Suresi, 3)



    “7 gök” anlamına gelen “seb’a semavat” ifadesinde kullanılan harf çeşidi 7.24
    Ayette “seb’a semavat” (7 sema) ifadesine gelinceye kadar olan harf adedi 7.
    “Seb’a” (7) kelimesinden itibaren ayet sonuna kadar, “seb’a” kelimesindeki harfler 7 defa geçmektedir.25
    Surede “seb’a” (7) kelimesine gelinceye kadar, “seb’a” kelimesinin harfleri 7 defa geçmektedir.26
    “Seb’a” (7) kelimesinden sonra ibare*  sonuna kadar olan hece adedi tam 7.

Kehf Ehli

Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? (Kehf Suresi, 9)

    “Kehf Ehli” anlamına gelen “Ashabe’l Kehf” ifadesinin ebced değeri 238. (Küçük ebced hesabıyla)
    Surede “Ashabe’l Kehfi” (Kehf Ehli) ifadesine kadar olan hece adedi de 238’dir. 12
    Ayette “Ashabe’l Kehfi”ye (Kehf Ehli) gelinceye kadar kullanılan harf çeşidi 7.13
    “Ashabe’l Kehfi” (Kehf Ehli) ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan kelime adedi 7.
    Surede Ashab-ı Kehf kıssasındaki, Rabbimiz’in “Allah” olarak zikredilen ismi 7 kez geçmektedir.
    “Ashabe’l Kehfi” (Mağara Ehli) sayfadaki 7. ibarede bulunmaktadır.
    Bu ayet, sayfada sondan başa doğru 7. ayettir.

en, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? (Kehf Suresi, 9)

    “Kehf Ehli” anlamına gelen “Ashabe’l Kehf” ifadesinin ebced değeri 238. (Küçük ebced hesabıyla)
    Surede “Ashabe’l Kehfi” (Kehf Ehli) ifadesine kadar olan hece adedi de 238’dir. 12
    Ayette “Ashabe’l Kehfi”ye (Kehf Ehli) gelinceye kadar kullanılan harf çeşidi 7.13
    “Ashabe’l Kehfi” (Kehf Ehli) ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan kelime adedi 7.
    Surede Ashab-ı Kehf kıssasındaki, Rabbimiz’in “Allah” olarak zikredilen ismi 7 kez geçmektedir.
    “Ashabe’l Kehfi” (Mağara Ehli) sayfadaki 7. ibarede bulunmaktadır.
    Bu ayet, sayfada sondan başa doğru 7. ayettir.

Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik). (Kehf Suresi, 11)

Kuran’da Ashab-ı Kehf’in mağarada ne kadar kaldıkları bildirilirken “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.” (Kehf Suresi, 25) denilmektedir. Müfessirler (tefsir edenler) bu ayeti açıklarken, Kehf Ehli’nin Güneş yılına göre 300 yıl, Kameri takvime göre ise 309 sene uyuduklarına işaret edildiğini ifade etmektedirler.

    “Nice seneler” anlamına gelen “sinine adeda” ifadesine kadar olan hece adedi tam 309’dur.14
    Surede “sinine adeda” ifadesine gelinceye kadar olan noktasız harf adedi 309.

Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık. (Kehf Suresi, 12)

    Bu ayette Ashab-ı Kehf’in uyandırılma sebebi olarak, hangi grubun uyuma müddetlerini daha iyi hesap edeceğini ortaya çıkarmak için olduğu bildirilmektedir. Bu ayete gelinceye kadar olan hece adedi tam 309.15

Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. (Kehf Suresi, 25)

Kuran’da Ashab-ı Kehf’in mağarada kaldıkları sürenin doğrudan 309 sene olarak belirtilmeyip, 9 yıllık bir sürenin ilave edilmesi son derece hikmetlidir. Çünkü ifade şekli ile Güneş ve Ay yılları (Şemsi ve Kameri yıllar) arasındaki farka dikkat çekilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Bilindiği gibi Güneş yılı, Dünya’nın Güneş etrafında dönmesinden meydana gelir ve Dünya’nın belirli bir noktadan ardı ardına 2 kere geçmesi arasında kalan 365,242217 Güneş günü, bir Güneş yılını oluşturur. Ay yılı ise 354,36768 günden ibarettir ki, bu Ay’ın Dünya etrafında 12 defa döndüğü süredir. Hesaplayacak olursak, Güneş ve Ay yılı arasında 10,874537 günlük bir fark vardır. Buna göre 100 Güneş senesi 103 Ay senesine denk gelir.

300 Güneş senesinin Ay senesi olarak karşılığını bulmak içinse -tam ayetteki gibi- 9 sene daha ilave etmek gerekmektedir.

    Surede bu ayete gelinceye kadar olan ayet numaralarının toplamı 300. (Miladi 300 sene, Hicri 309 sene demektir.)
    Ashab-ı Kehf’ten ve uyku sürelerinden bahseden son sayfa olan bu sayfadan sonra, Kuran’ın sonuna kadar olan sayfa adedi 309.

Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.” (Kehf Suresi, 19)

İnsandaki Kromozom Sayısı

İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır. (Nahl Suresi, 4)

Erişkin bir insan bedeninde yaklaşık 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Hücrelerin hepsi aynı genetik yapıya sahiptir. Bu genetik yapı, hücrenin çekirdeği içerisinde yer alan kromozomlarda bulunur. Bir insan hücresinde 23 çift, yani 46 adet kromozom vardır. Bunların 23’ü anneden 23’ü babadan gelmektedir. Bu kromozomlarda da, o insana ait özelliklerin kayıtlı olduğu DNA molekülleri vardır. Bilim dünyası, insan hücresindeki kromozom sayısının 46 olduğunu ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında öğrenebilmiştir.

Kuran’da “meni” ve “nutfe” kelimeleri, farklı şeyler olarak bahsedilmektedir. “Meni” bütünü, “nutfe” ise onun bir parçasını ifade etmek için kullanılmaktadır.

* “Nutfe” kelimesi cümlede kullanılış yeri itibariyle, dilbilgisi kuralından ötürü, aşağıda nutfetin, nutfete, nutfeten gibi farklı şekillerde okunmaktadır. Ancak burada anlam değişikliği söz konusu değildir.

İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır. (Nahl Suresi, 4)

Erişkin bir insan bedeninde yaklaşık 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Hücrelerin hepsi aynı genetik yapıya sahiptir. Bu genetik yapı, hücrenin çekirdeği içerisinde yer alan kromozomlarda bulunur. Bir insan hücresinde 23 çift, yani 46 adet kromozom vardır. Bunların 23’ü anneden 23’ü babadan gelmektedir. Bu kromozomlarda da, o insana ait özelliklerin kayıtlı olduğu DNA molekülleri vardır. Bilim dünyası, insan hücresindeki kromozom sayısının 46 olduğunu ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında öğrenebilmiştir.

Kuran’da “meni” ve “nutfe” kelimeleri, farklı şeyler olarak bahsedilmektedir. “Meni” bütünü, “nutfe” ise onun bir parçasını ifade etmek için kullanılmaktadır.

* “Nutfe” kelimesi cümlede kullanılış yeri itibariyle, dilbilgisi kuralından ötürü, aşağıda nutfetin, nutfete, nutfeten gibi farklı şekillerde okunmaktadır. Ancak burada anlam değişikliği söz konusu değildir.



    “Nutfetin” (nutfe) kelimesinin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)
    Surede “nutfetin” kelimesine gelinceye kadar kullanılan harf çeşidi 23.2
    Ayette “nutfetin” kelimesine gelinceye kaddar kullanılan harf çeşitlerinin ebced değeri 23.3 (En küçük ebced hesabıyla)
    Surede “nutfetin” kelimesine gelinceye kadar olan noktalı harf adedi 46.

Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir. (Mü’minun Suresi, 14)

    “Nutfete” kelimesinin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)
    Müminun Suresi’nin 13. ayetindeki “nutfeten” ifadesinden itibaren 14. ayetteki “nutfete” ifadesine gelinceye kadar olan harf adedi 23.
    Ayette “nutfete” ifadesine kadar olan kullanılan harf çeşitlerinin ebced değeri 46.4 (En küçük ebced hesabıyla)
    “Nutfete” ifadesinden sonra ibare*  sonuna kadar, “nutfete” ifadesine ait harflerin ebced değeri 46.5 (En küçük ebced hesabıyla)
    Suredeki “nutfete” ifadesine gelinceye kadar, “nutfete”ye ait harflerin bulunduğu kelime adedi 46.

Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O’nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah’a göre kolaydır. (Fatır Suresi, 11)

    “Nutfetin” ifadesinin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)
    “Nutfetin” ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar kullanılan harf çeşidi 23.6

O’dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (Mümin Suresi, 67)

    “Nutfetin” kelimesinin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)
    “Nutfetin” kelimesinden itibaren ibare*  sonuna kadar olan noktalı harf adedi 23.
    “Nutfetin” kelimesi ayette sondan başa doğru 23. kelimedir.
    Bu ayette kullanılan harf çeşidi 23’tür.8
    Ayette “nutfetin” kelimesine kadar olan noktalı harflerin ebced değeri 46. (En küçük ebced hesabıyla)
    Bu ayetteki noktalı harf adedi 46.

Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. (Necm Suresi, 46)

    “Nutfetin” ifadesinin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)
    “Nutfetin” ifadesinden sonra sure sonuna kadar, “nutfetin” ifadesinin harfleri 46 defa geçmektedir.9
    “Nutfetin” ifadesinin bulunduğu ayetin numarası 46.



Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)

    “Nutfetin” kelimesinin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)
    “Nutfetin” kelimesinden itibaren ibare*  sonuna kadar olan noktalı harflerin ebced değeri 23. (En küçük ebced hesabıyla)

Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (Kıyamet Suresi, 37)

    Kıyamet Suresi 37. ayetteki “nutfe” ile İnsan Suresi 2. ayetteki “nutfe” arasında kullanılan harf çeşidi 23.10
    Kıyamet Suresi’nde 37. ayetteki “nutfe”den itibaren İnsan Suresi 2. ayetteki “nutfe”ye kadar , “nutfe”ye ait harf bulunan kelime adedi 23.11


DEVAMINA BURDAN BAK

https://www.kuranbilgisi.net/category/s2…mucizeler/


Bildiğiniz gibi Ömer Çelakıl adlı kişi birkaç sene önce çıkıp Kuran’daki şifreleri çözdüğünü iddia etmişti ve ben de saçmalık demiştim ve dinlememiştim bile ama geçen gün sitesine rastladım ve okuduğumda ne kadar da yanlış davranmışım dedim.Zaten sembolizm konularını bilen ya da ilgi duyan kişiler buna yabancı değiller.Şimdi size bir bir açıklamak istiyorum kararı siz verin:

CANLILARIN KOPYALANACAĞINI YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN KURAN-I KERİM HABER VERİYOR MUYDU?

Kopyalama yüce dinimiz İslam’a aykırıdır ve etik dışı yanlış bir uygulamadır. Fakat genetik biliminin ve embryolojinin olmadığı bir çağda yani 1400 yıl önce indirilen Kuranı Kerim’de sanki bilim adamlarının kopyalama yapacakları haber verilirmişcesine işaretler bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bu ayetinde Şeytan’ın kötü faaliyetleri vurgulanmaktadır.

Kopyalanmış bir hayvandan çok sayıda kopya hayvan üretme (ikinci nesil kopyalama) deneylerinde Kulak Dokusundan hücreler alınarak kopyalama gerçekleştirilmiştir. Yani yakın tarihte yapılan ilk deneylerde hayvanların kulağı kesilip hücre alınarak kopyası üretilmiştir. Kuran-ı Kerimin bir ayeti şöyledir:

“…(Şeytan dedi ki) Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını kesecekler ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler…” (Nisa Suresi 119.ayet)

Az önce tarihteki ilk 2.nesil kopyalamaların hayvanların kulakları kesilerek alınan hücrelerle gerçekleştirildiğini vurgulamıştık. Ayrıca bu hücrelerin genetik yapısıyla oynayarak yaratılış kanunlarına müdahelede bulunmaya çalışan kimseler de vardır. Dolayısıyla genetik biliminin olmadığı bir çağda yani 1400 yıl önce indirilen ayetteki ifadelerle mucizevi benzerlikler vardır.

Yapılan bazı kopyalamalarda meme dokusundan da hücreler alınmıştır fakat Tarihteki ilk 2.nesil kopyalamalarda hücreler kulaktan alınmıştır.(Japonya’daki Kagoşima Enstitüsünde ve Brezilya’daki Vitoria ineği)

AY’A ÇIKIŞ TARİHİ KUR’AN’DA YAZIYOR MUYDU?

Kur’an-ı Kerim’de yer alan Kamer(Ay) suresinde gelecekte Ay’a gidileceğine dair işaretler yer almaktadır. Kamer kelimesinin Türkçe’deki karşılığı Ay’dır.

“Ay” isimli bu sureden Kur’an’ın sonuna kadar tam 1389 ayet geçer. Hicri takvimde 1389 yılı, Miladi takvime göre 1969 yılına denk gelmektedir, bu da Ay’a çıkış tarihidir. (Hicri 1389=Miladi 1969)
    Kısacası Ay (Kamer) suresi, insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden birisi olan bu olaya önceden işaret etmektedir. Bununla birlikte Ay kelimesinin yanında kullanılan “Şakka (yarıldı)” kelimesi aynı zamanda “toprağın yarılması, kazılması…” anlamlarında da kullanılmaktadır. Benzer şekilde Ay’a giden Apollo 11 uzay aracı da Ay toprağından birçok parça alarak Dünya’ya dönmüştür. Bu açıdan da ayrı bir paralellik bulunuyor. Bunların dışında bu ayetteki bazı kelimelerin Arapça’daki matematiksel değerleri de yine Ay’a çıkış tarihini vermektedir.

19:57 NUMARALI AYET VE 1957 YILI
Tarihteki ilk uzay aracı 1957 yılında uzay yolculuğuna çıkmıştır (Sputnik). Şaşırtıcı bir biçimde Kuran’daki 19:57 numaralı ayet de gökyüzüne çıkmaktan ve yükselmekten bahsetmektedir: “Onu yüksek bir yere (gökyüzüne) yükselttik” (19.sure 57.ayet). Farkettiyseniz ayetin numarası olan 19:57 ile 1957 yılı aynı sayılardır. Dolayısıyla gelecekte bu olayın gerçekleşeceğine mucizevi bir biçimde işaret edilmektedir.

Aynı yöntemi kullanarak daha önce de farklı örnekler sunmuştuk o nedenle tüm bu örnekler için tesadüf diyemeyiz. (Dna örneği, Nötron-Proton örneği gibi). Bununla birlikte 1957 yılında ilk uzay aracının gönderilmesi ile Ay’a çıkış farklı olaylardır karıştırılmamalıdır. Bu ayetten önceki ayetlerde peygamberlerden bahsedildiği için ayet farklı şekilde de yorumlanabilir. Fakat ayeti tek başına bağımsız olarak düşünürsek bizim yorumladığımız anlama da işaret etmektedir.

KADINLARDAKİ 23.KROMOZOM ve GENETİK

Daha önceki örneklerimizde “Arı” suresinin Kuran’da 16. sure olduğunu ve Arı’nın kromozom sayısının da 16 olduğunu belirtmiştik. Bildiğiniz gibi boy, göz rengi gibi tüm fiziksel özellikler hücre içindeki gözle göremediğimiz kromozomlarda yer alan genler tarafından belirlenir. Hücrelerimizin içindeki 23.kromozom çifti kişinin cinsiyetini belirler. Genetik olarak Erkek ve Kadındaki kromozomlar aynıdır sadece kadınlardaki 23.kromozom çifti erkeklerden farklıdır. Kadınların fiziksel özelliklerinin erkeklerden farklı olması da bu 23.kromozoma bağlıdır.

Kuran-ı Kerim’deki “Nisa” suresi de “Kadınlar” anlamına gelir. İlginçtir ki “Nisa(Kadınlar)” suresinin 23.ayetinde başka hiçbir yerde geçmediği kadar çok sayıda “kız,kadın,anne” gibi dişil kelimeler tekrarlanmaktadır. Yani “kız, kadın, anne” gibi dişil kelimeler KURAN’IN TÜMÜNDE en çok Nisa suresi 23.ayette geçmektedir. Dolayısıyla ayetin numarası olan 23 sayısıyla kadınlardaki 23.kromozom çiftine işaret edildiğini düşünüyoruz.

OZON TABAKASI KURAN’DA YAZIYOR MUYDU?
Ozon kelimesi Arapça’da, Türkçe’de ve diğer tüm yabancı dillerde hemen hemen aynı şekilde okunup yazılır. Ozon kelimesini oluşturan O-Z-O-N harfleri 72:6 numaralı ayette geçmektedir. Üstelik bu ayetten sonraki ayetlerde “Gökyüzünün koruyucusu (bekçisi)” ifadesi kullanılıyor. Aslında bu ifade ozon tabakası için de çok yerinde ve doğru bir tanımlamadır. Çünkü ozon gökyüzündeki koruyucu tabakadır ve dünyayı tehlikeli güneş ışınlarından korur.

Halbuki Kuran’ın indirildiği 7.yüzyılda kimse ozon tabakasından haberdar değildi. Bu ayetin dışında 18:90 numaralı ayetin de ayrıca ozona işaret ettiğini düşünüyoruz çünkü bu ayette de “Güneşe karşı bir siper (koruyucu)” ifadesi yer almaktadır. Tüm bunlar için rastlantı diyemeyiz çünkü O-Z-O-N (Arapça’da Vav-Ze-Vav-Nun) harfleri çok nadir olarak binlerce ayette bir yan yana gelmektedir ve “Gökyüzünün koruyucusu (bekçisi)” ifadesiyle aynı bölümde geçmektedir.

KUR’AN MUCİZESİ VE QUANTUM FİZİĞİ
Yüzyıllar önce Kuran-ı Kerim’in geldiği çağda Quantum fiziği ve atomaltı parçacıklar bilinmiyordu. Fakat Kuranı Kerim evrenimizi oluşturan bu temel parçacıkların isimlerine ve ağırlıklarına işaret ederek inanılmaz bir mucize daha sergilemiştir. (Nötron ve Proton kelimeleri Türkçe, İngilizce, Arapça ve farklı dillerde hemen hemen aynı şekilde yazılıp okunmaktadır)

Nötron kelimesini oluşturan harfler tüm Kur’an-ı Kerim’de baştan sona sadece iki ayette geçiyor. Bunlardan birisi 18:39 nolu ayettir (Nötron Kütlesi=1839 me) Gördüğünüz gibi hem Nötron ismine hemde ayet numarasıyla nötronun ağırlığına açıkça işaret edilmektedir. Diğer binlerce ayette bu harfler yanyana gelmiyor fakat tam 18:39 ayetinde Nötron kelimesi ortaya çıkıyor o nedenle rastlantı olduğunu söyleyemeyiz.

Aynı durum Proton için de geçerlidir. Proton kelimesini oluşturan harfler Kuran’ı Kerimde daha fazla sayıda geçiyor (Nötrona oranla). 18:37 nolu ayette Proton kelimesini oluşturan harfler soldan sağa ters biçimde yanyana geliyor. Proton kütlesi ise 1836-1837 me arasındadır yani 1837 me diyebiliriz. Dolayısıyla ayetin numarası 18:37 protonun ağırlığı olan 1837’ye işaret ediyor. Yani nötronda olduğu gibi protonda da ayet numarasıyla ağırlık aynıdır.(1837 me: 1837 adet elektron ağırlığında demektir)

Atomları, zerreleri oluşturan bu parçacıkların yazılı olduğuna zaten aşağıdaki ayet de işaret etmektedir:
“…Rabbinden ne yerde, ne gökte zerre kadar; ondan ne küçük, ne büyük hiçbir şey kaçmaz. Bunların hepsi apaçık bir Kitaptadır.”(Yunus 61.ayet)

AY İLE DÜNYA ARASINDAKİ MESAFE
Kamer(AY) suresinde yine bir mucize ile karşılaşıyoruz. Bu surede Ay ile Dünya arasındaki harflerin uzunluk oranı Uzay’daki Ay-Dünya mesafesine işaret etmektedir. Kamer(AY) suresinin içerisinde sadece bir yerde Dünya(Ard) kelimesi geçmektedir.

Surenin başlığı olan “Ay” kelimesi ile “Dünya” kelimesi arasındaki harfler toplam 333 adettir ve araya tam olarak 111 adet Ay kelimesi sığmaktadır. Çünkü Arapça’da Kamer(Ay) kelimesi 3 harften oluşur.

Aynı şekilde gezegenimiz Dünya ile Ay arasına da ortalama 111 adet Ay sığmaktadır yani aradaki mesafe Ay çapının toplam 111 katıdır. Bir uzay haritasını incelediğiniz zaman da bunu görebilirsiniz. Ya da en temel astronomi kitaplarında da bu bilgiye rastlayabilirsiniz. Bu hesaplama da kullanılan uzaklık mesafesi ortalama mesafedir çünkü Ay’ın eliptik bir yörüngesi vardır.

Fakat Kuran’ın indirildiği dönemde ne aradaki yüzbinlerce kilometrelik mesafe ne de Ay’ın çapı bilinmiyordu.İşte bu açıdan bu bilgi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Kuran’da Ay isminde sadece bir sure vardır ve bu surede sadece bir yerde Dünya kelimesi geçmektedir. O nedenle bu önemli bulgu matematiksel açıdan tesadüfi değildir.

KURAN’DA ATOMLAR 

  Kuran-ı Kerim’de yer alan element isimli “Hadid (Demir)” suresinde, Radon, Potasyum, Zirkonyum ve Titanyum gibi diğer elementlere de atom numaralarıyla ve ağırlıklarıyla birlikte işaret edilmektedir. Halbuki o yıllarda elementler ve atom numaraları henüz keşfedilmemişti. İşte bu yüzden Kuran çok büyük bir mucize daha sergilemektedir.

Örneğin element isimli bu suredeki Arapça harfleri saydığımızda ilk RN harflerine kadar 86 harf geçmektedir.Aynı şekilde bilimsel olarak “Rn(Radon)” elementinin atom numarasıda 86’dır.


DEMİRDEKİ SIR
Demir, Kuran’da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran’ın “Hadid”, yani “Demir” adlı suresinde şöyle buyrulur:

… Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik… (Hadid Suresi, 25)

Kelimenin, yağmur ve güneş ışınları için kullanılan “gökten fiziksel olarak indirme” şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği görülmektedir. Çünkü modern astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.
Sadece Dünya’daki değil, tüm Güneş Sistemi’ndeki demir, dış uzaydan elde edilmiştir. Çünkü Güneş’in sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesi için yeterli değildir. Güneş’in 6000 0C’lık bir yüzey ısısı ve 20 milyon 0C’lik bir çekirdek ısısı vardır. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Demirin uzaya dağılması işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur.

TELEVİZYONUN İCADI
Televizyon yayınları ışık hızındaki elektromanyetik dalgaların evlerimize kadar ulaşmasıyla gerçekleştirilmektedir. Televizyon dalgaları öylesine hızlıdır ki kilometrelerce uzaklıktan aynı saniye içerisinde görüntü nakli yapılabilmektedir. Kuran’daki Neml suresinde Süleyman Peygamber’in farklı bir ülkede bulunan kraliçenin tahtını aynı saniye içerisinde mucizevi bir biçimde getirttiği anlatılır. Bu ayet ilk bakışta bize teleportasyon (ışınlama) veya görüntü naklini (televizyonu) anımsatmaktadır.


Bu olayın anlatıldığı Neml suresinde bazı harflerin gizli bir biçimde yan yana gelip TELEVİZYON kelimesini oluşturduğunu görüyoruz. Televizyon kelimesini oluşturan harfler tamda Hz.Süleyman’ın bu surede isminin geçmeye başladığı ayetlerde yan yana dizilmiş durumdadır. (17.ayet)




“Yanında kitaptan bir ilim olan kimse ise: “Gözünü açıp kapamadan ben onu (tahtı) sana getiririm” dedi. (O anda Süleyman) onu (tahtı) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce…” (Neml 40)


Televizyon kelimesi Türkçe, İngilizce, Arapça ve farklı dillerde hemen hemen aynı şekilde yazılıp okunmaktadır.(Fransızca ve İngilizce’de Television) Televizyon kelimesini oluşturan bu harfler normalden farklı olarak ayette soldan sağa yanyana geliyor.(Diğer şekilde bu harfler tüm Kuran’da sağdan sola hiç yan yana gelmiyor)

MANYETİK ALANLAR VE BEYNİN GİZLİ GÜÇLERİ

İnsan beyni manyetik alanlar ile sürekli etkileşim içerisindedir ve hepimiz yeryüzünün manyetik alanı içerisinde hareket etmekteyiz. Bir pusulanın farklı yerlerde aynı yönü göstermesi de yeryüzünün manyetik alanının varlığını göstermektedir. Yeryüzünün manyetik alanı yer zemininden çıkıp gökyüzüne kadar devam etmektedir ve uzayda dünyamızı çevrelemektedir.

Manyetik alanlarla etkileşime en güzel örneklerden birisi kuşların manyetik alanı hissetmesidir. Örneğin bazı kuşlar göç ederken sadece Güneş ve yıldızların konumuna göre değil aynı zamanda Manyetik alanın yönüne göre de göç ederler. Bilimadamlarının yaptığı bazı deneylerde başının yan tarafına mıknatıs yerleştirilen bazı kuşların yollarını şaşırdıkları gözlemlenmiştir. Çünkü mıknatıs farklı bir manyetik alan oluşturur ve kuşun dünyadaki doğal manyetik alanı algılamasını zorlaştırır. Ayrıca uzay yolculuğu yapan astronotların da uzun süre Dünya manyetik alanından uzak kalmaları sonucunda bazı fiziksel rahatsızlıklar yaşadıkları belirtilmektedir.

Manyetik alanların sadece şiddeti değil yönü de çok önemlidir. Yeryüzünün manyetik alanı az önce belirttiğimiz gibi dikey bileşeniyle atmosfere kadar devam etmektedir. Yapılan ölçümler bazı bölge veya şehirlerin manyetik alanlarının daha güçlü olduğunu göstermektedir. Mesela maden yataklarının olduğu bölgeler veya bazı dağlar bu güçlü bölgelere örnektir. Güçlü manyetik alanları tespit etmek için özel ölçüm cihazları kullanmalısınız veya Jeofizikçilerin daha önce farklı bölgelerde yaptıkları manyetik ölçümleri incelemelisiniz. Ya da pusula türündeki aletlerin manyetik alandaki hareketlerine bakarak tahmini fikir edinebilirsiniz fakat bu son yöntemle doğru ölçümlere ulaşmak çok zordur. Manyetik alanların hangi bölgelerde daha yoğun olduğu hakkında hazırlanmış “Manyetik Alan Haritaları” vardır ve ayrıca “Maden Tetkik ve Arama” Genel Müdürlüğü’nün de hazırladığı haritalar bulunmaktadır
Bazı bölgelerin yani mekanların beynimize ve ruhsal yapımıza daha güçlü tesirleri olduğuna dair dini metinlerde örnekler de vardır. Mesela Hz.Yakup bulunduğu yerden Haran’a doğru yola çıkar ve güneş batıp gece olunca ordaki bir alanda uyur. Başını o yerdeki taşlardan birisine yaslar ve uyur yani başının altına taş koyar. Hz.Yakup uykuya dalınca mucizevi rüyalar görmeye başlar fakat bunlar sıradan rüyalar değildirler. Hz.Yakup bu bölgede uyurken rüyasında yeryüzü üzerine bir merdiven dikildiğini ve başının göklere eriştiğini görmüştür ve onda meleklerin inip çıktığını görmüştür. Hz.Yakup uyandığında bu bölgenin çok özel olduğunu ve buranın göklerin bir kapısı olduğunu söylemiştir.

Aslında uyku ve rüya konuları ruhsal boyuta geçiş ile çok yakından ilgilidir. Mesela bir Kur’an ayetinde:

“Allah o canları öldükleri zaman alır; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alıkoyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır.”(Zümer 42.ayet)

Gördüğünüz gibi ayette uykunun aynı zamanda ölüm hadisesi ile direkt bağlantılı olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla rüyalar sadece anlamsız görüntülerden ibaret değildir ruh boyutuyla da yakından ilgilidir.

Manyetik alanların uyku esnasında beyinle etkileşimine dair ilginç örnekler de mevcuttur. Mesela yoğun manyetik alanlarının olduğu bölgelerde uyuyan bir kişi hayatında görmediği netlikte ve gerçeklikte düşler-rüyalar görebilir. Hatta günahlardan arınmış insanlar bu rüyaları doğaüstü hallere kadar taşıyabilir.

Mutaffifin Suresi Oku – Mutaffifîn Suresi Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali)

Mekke döneminde inmiştir. 36 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “elMutaffifîn”kelimesinden almıştır. Mutaffifîn, ölçüde ve tartıda hile yapanlar demektir.Mutaffifin suresi oku ve dinle sayfamızda sizler için Mutaffifin suresi anlamı, fazileti, meali, tefsiri, Türkçe ve Arapça okunuşu detaylarını bir araya getirdik. Ayrıca Mutaffifin Suresi meali (Diyanet) yine içeriğimizde yer almaktadır.

Adını ilk âyetinde geçen “mutaffifîn” kelimesinden alır. Sözlükte “ölçü ve tartıda hile yapmak” anlamındaki tatfîf kökünden türeyen mutaffif “hile yapan” demektir. Sûre ayrıca Tatfîf olarak da anılır. Mutaffifîn sûresinin Mekke’de veya Medine’de, ilk dört âyetinin Hz. Peygamber’in Medine’ye varışından hemen sonra, diğerlerinin Mekke’de nâzil olduğu şeklinde rivayetler mevcuttur (Âlûsî, XXX, 384). Mekkeliler’in özellikle ticaretle, Medineliler’in tarımla uğraşması, Mekke’de inen diğer bazı âyetlerde de ölçü ve tartıya hile karıştırmanın kötülüğüne işaret edilmesi, sûrenin muhtevası ve üslûbu, özellikle son âyetlerinde yer alan, kâfirlerin inananlarla alay ettikleri yolundaki beyanlar (âyet 29-33) dikkate alındığında sûrenin Mekke döneminde indiğini benimseyen görüşün daha isabetli olduğu ortaya çıkar. Muhtemelen Resûl-i Ekrem hicretinin hemen ardından Medineliler’e söz konusu âyetleri okumuş, bu durum daha sonra, âyetlerin Medine’de nâzil olduğu şeklindeki görüşün ortaya çıkmasına sebep teşkil etmiştir. Sûre otuz altı âyet olup fâsılaları ?? ? harfleridir.

MUTAFFİN SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

1. Veylun lilmutaffifiyne.
2. Elleziyne izektalu ‘alennasi yestevfune.
3. Ve iza kaluhum ev vezenuhum yuhsirune.
4. Ela yezunnu ulaike ennehum meb’usune.
5. Liyevmin ‘azıymin.
6. Yevme yekumunnasu lirabbil’alemiyne.
7. Kella inne kitabelfuccari lefiy sicciynin.
8. Ve ma edrake ma sicciynun.
9. Kitabun merkumun.
10. Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne.
11. Elleziyne yukezzibune biyevmiddiyni.
12. Ve ma yukezzibu bihi illa kullu mu’tedin esiymin.
13. İza tutla aleyhi ayatuna kale esatıyrul’evveliyne.
14. Kella bel rane ‘ala kulubihim ma kanu yeksibune.
15. Kella innehum ‘an rabbihim yevmeizin lemahcubune.
16. Summe innehum lesalulcahıymi.
17. Summe yukalu hazelleziy kuntum bihi tukezzibune.
18. Kella inne kitabel’ebrari lefiy ‘ılliyyiyne.
19. Ve ma edrake ma ‘ılliyyune.
20. Kitabun merkumun.
21. Yeşheduhulmukarrebune.
22. İnnelebrare. Lefiy na’ıymin.
23. ‘Alel’eraiki yenzurune.
24. Ta’rifu fiy vucuhihim nadretenna’ıymi.
25. Yuskavne min rahıykın mahtumin.
26. Hıtamuhu miskun ve fiy zalike felyetenafesilmutenasifune.
27. Ve mizacuhu min tesniymin.
28. Aynen yeşrebu bihelmukarrebune.
29. İnnelleziyne ecremu kanu minelleziyne amenu yadhakune.
30. Ve iza merru bihim yeteğamezune.
31. Ve izenkalebu ila ehlihimunkalebu fekihiyne.
32. Ve iza reevhum kalu inne haulai ledallune.
33. Ve ma ursilu ‘aleyhim hafizıyne.
34. Felyevmelleziyne amenu minelkuffari yadhakune.
35. ‘Alel’eraiki yenzurune.
36. Hel suvvibelkuffaru ma kanu yef’alune.

MUTAFFİN SURESİ KONUSU

Sûrede ölçü ve tartıda dürüstlükten sapanlar eleştirildikten sonra âhireti ve uhrevî sorumluluğu inkâr eden günahkârların âhirette göreceği cezalar ve iyilerin nâil olacağı mükâfatlar özetlenmekte; dünyada müminlerle alay eden inkârcıların âhirette asıl kendilerinin gülünç duruma düşecekleri anlatılmaktadır

MUTAFFİN SURESİ FAZİLETİ

Bazı kaynaklarda yer alan, “Allah, Mutaffifîn sûresini okuyan kişiye kıyamet gününde ağzı mühürlenmiş lezzetli bir içecek ikram eder” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 233) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 726). Musa Öziş Mutaffifîn Sûresi Tefsiri adıyla yüksek lisans çalışması yapmıştır (1997, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).

MUTAFFİN SURESİ MEALİ


Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! ?1? Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. ?2? Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. ?3? Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? ?4-6? Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak “Siccîn”dedir. ?7? “Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin. ?8? O, yazılmış bir kitaptır. ?9? O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline! ?10-11? Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkar eder. ?12? Ona âyetlerimiz okununca, “Eskilerin masalları” der. ?13? Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır. ?14? Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır. ?15? Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir. ?16? Sonra da onlara, “Yalanlamakta olduğunuz işte budur” denecektir. ?17? Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı “İlliyyûn”dadır. ?18? “İlliyyûn”un ne olduğunu sen ne bileceksin. ?19? O yazılmış bir kitaptır. ?20? Ona, Allah’a yakın olanlar şâhit olur. ?21? Şüphesiz iyi kimseler, Naîm cennetindedirler. ?22? Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler. ?23? Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün. ?24? Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir. ?25? Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır) İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar. ?26?O içeceğin katkısı tesnimdir. ?27? Bir pınar ki, Allah’a yakın olanlar ondan içerler. ?28? Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. ?29? Mü’minler yanlarından geçtiğinde birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı. ?30? Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. ?31? Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı. ?32? Halbuki onlar, mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi. ?33? İşte bugün de mü’minler kâfirlere gülerler. ?34? Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler. ?35? Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı!? ?36?

MUTAFFİN SURESİ TEFSİRİ

“Vay haline!” diye çevirdiğimiz veyl kelimesi, “ağır zarar, kötülük, hüzün, azap, helâk” gibi anlamlara gelir (Elmalılı, VIII, 5648). Ayrıca hadislerde cehennemdeki bir vadinin ismi olduğu da bildirilmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 22; Müsned, III, 75). Râgıb el-İsfahânî’ye göre bu kelimenin cehennemdeki bir vadiye isim verilmesi, mecazi anlamda olup “veyl”e muhatap olanların cehennem azabına uğrayacaklarını ifade eder (bk. el-Müfredât, “vyl” md.).

“Ölçü ve tartıyı eksik yapanlar” anlamındaki mutaffifîn, mutaffif kelimesinin çoğuludur. 2-3. âyetlerdeki açıklamaya göre “alırken fazla fazla, verirken eksik ölçenler” mânasına gelir. Bu sebeple 1-3. âyetlerde bir taraftan eksik ölçüp tartanlar yaptıkları işin çirkinliğinden dolayı kınanırken diğer taraftan böylesine çirkin bir işe kalkışanların âhirette cezalandırılacağına dikkat çekilmektedir. Burada ölçü ve tartı örnek bir işlem olup daha genel olarak insanların, kendi haklarını gözettikleri kadar sorumluluklarını da özenle yerine getirmeleri gerektiği vurgulanmakta, hakka konu olan her işlemde adaleti titizlikle korumaları istenmektedir (Ebü’l-Kåsım el-Kuşeyrî’nin bu yöndeki bir yorumu için bk. Râzî, XXXII, 91)

Sûrenin Medine’de indiğini söyleyen müfessirler İbn Abbas’tan şöyle bir rivayet naklederler: Hz. Peygamber Medine’ye geldiği zaman Medineliler ölçü ve tartıda hile yapıyorlardı. O sıralarda bu âyetler indirildi; onlar da bundan sonra kendilerini düzelttiler (Taberî, XXX, 58; Zemahşerî, IV, 229; Râzî, XXXI, 88). Kanaatimizce bu rivayeti, Resûlullah’ın, Medine’ye geldiği zaman ticaretle uğraşan birtakım insanların ölçü ve tartıyı eksik yaptıklarını görünce, daha önce Mekke döneminde inmiş olan bu âyetleri onlara tebliğ ettiği şeklinde anlamak daha isabetli olur. Âyetlerin iniş sebebi özel bir olay olsa da genel anlamda ölçü ve tartıyı eksik yapmanın çirkinliğine dikkat çekilmiş, bencillik ve başkalarını aldatma gibi ahlâka aykırı duygu ve davranış içinde olanlar kınanmıştır. Ölçü ve tartının adaletle yapılmasını emreden başka âyetler de vardır (meselâ bk. En‘âm 6/152; İsrâ 17/35; Rahmân 55/8-9). Âyetler bu emirlere uyulmadığı takdirde dünyada ilahî kınamaya mâruz kalma, âhirette de şiddetli bir azaba uğramanın kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

4. âyette, ölçü ve tartıda hile yapan kimselerin yeniden dirilişe kesin olarak inanmaları bir yana, bunu muhtemel görmeleri halinde bile bu sahtekârlığa cüret etmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekilmektedir (Elmalılı, VIII, 5652). 5. âyette ifade edilen “büyük gün”den maksat kıyamet günüdür. Öldükten sonra dirilme, hesap, ceza, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri gibi büyük olayların yaşanacağı gün olduğu için ona “büyük gün” denilmiştir (Şevkânî, V, 463). Nitekim 6. âyette o gün bütün insanların hesaba çekilmek üzere diriltilip âlemlerin rabbinin huzuruna çıkarılacakları ifade buyurularak uhrevî yargı ve hesap sırasında hiçbir kimsenin hiçbir kötülüğünün gizli kalmayacağı, hepsinin tek tek hesabının sorulacağı vurgulanmıştır.

MUTAFFİN SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU


بسم الله الرحمن الرحيم

    وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ

    الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ

    وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

    أَلا يَظُنُّ أُوْلَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ

    لِيَوْمٍ عَظِيمٍ

    يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ

    كَلاَّ إِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ

    وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ

    كِتَابٌ مَّرْقُومٌ

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ

    وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلاَّ كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

    إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ

    كَلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ

    كَلاَّ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ

    ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ

    ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ

    كَلاَّ إِنَّ كِتَابَ الأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ

    وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ

    كِتَابٌ مَّرْقُومٌ

    يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ

    إِنَّ الأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ

    عَلَى الأَرَائِكِ يَنظُرُونَ

    تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ

    يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ

    خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

    وَمِزَاجُهُ مِن تَسْنِيمٍ

    عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ

    إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُواْ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ

    وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ

    وَإِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمُ انقَلَبُواْ فَكِهِينَ

    وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلاء لَضَالُّونَ

    وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ

    فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُواْ مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ

    عَلَى الأَرَائِكِ يَنظُرُونَ

    هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

Derleme Makalelerim

Original Karoglan
Raşit Tunca
Schrems, 27.08.2022

Author: RasitTunca

Bir cevap yazın