-----------------------


MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
Üye Sayısı:» Üye Sayısı: 18
En Son Üyemiz:» En Son Üyemiz: Cengiz.mg
Konu Sayısı:» Konu Sayısı: 5,015
Mesaj Sayısı:» Mesaj Sayısı: 6,773

Tam İstatistik Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 74 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 71 Misafir
Bing, Google, Yandex

Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

[Resim: 145747393713321.png]


Yaz saati - Kış Saati uygulaması Nedir? Ne Zaman Başladı? Faydaları ve Zararları Nedir?

Yaz saati uygulaması : Mart ayının son Pazar günü gerçeklesir. Bunun için, saat 02 : 00'de bir saat ileri alminktadır.

Kış saat uygulamasi :
Ekim ayında son Pazar günü gerçeklesir. Bunun için, saat 03 : 00'de bir saat geri alinir.

Yaz saati uygulaması

Yaz saati uygulaması (YSU) herhangi bir ülkede veya bölgede gün ışığından, sabahları daha az, öğleden sonra daha çok yararlanmak üzere, periyodik olarak, saatlerin belirli bir miktarda değiştirilmesidir. Genellikle, bu uygulama kapsamında saatler ilkbahar başlangıcında bir saat ileri, sonbaharda ise bir saat geri alınır.[1] Çağdaş yaz saati uygulaması ilk defa 1895 yılında Yeni Zelandalı bir böcekbilimci olan George Vernon Hudson tarafından önerildi.[2] O günden sonra birçok ülke bu uygulamayı benimseyerek kullanmaya başladı. Bununla birlikte, yaz saati uygulamaları ülkeler arasında farklılık gösterebilir.

Yaz saati uygulaması tartışmalıdır.[1] Gün ışığından daha çok yararlanmak için gündüz saatlerine bir saat eklenmesi satış, spor ve iş saatlerine bağlı çeşitli etkinlikleri olumlu yönde etkilerken[3] tarım, gece eğlenceleri gibi güneş ışığıyla beraber biten etkinliklere olumsuz etki yapar.[4] Öte yandan, öğle saatlerine bir saat daha eklemek, trafik kazalarından kaynaklanan ölüm oranlarını da azaltmaktadır.[5] Ne var ki, uygulamanın sağlık ve suç oranları üzerindeki etkisi daha az belirgindir. Her ne kadar uygulamanın ilk hedeflerinden biri akşam saatlerindeki aydınlatma enerjisi tüketimini kısmak olsa da,[6] günümüzde çağdaş ısıtıcı ve serinletici cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte bu amacından sapmaya başladı. Öyle ki, 20. yüzyıl başlarında elektrik temel olarak aydınlatmada kullanılıyordu. Teknolojik gelişmeler yeni elektrik kullanım alanları yaratınca buradan elde edilen tasarruf azaldı. Bu bakımdan bu uygulamanın kullanılması çelişkili ve tutarsız bir hâl almaya başladı.[7]

YSU'da ara sıra meydana gelen kaymalar başka zorlukları da beraberinde getirir. Bundan dolayı, zaman kaydetmede ve görüşmelerle yolculukların ayarlanmasında, faturalandırma, arşivcilik gibi işlerde, tıbbi cihazların ve iş makinelerinin kullanımı[8] ile uyku düzeninde[9] sorunlar meydana gelir. Yazılımlar genellikle bilgisayarların saatlerini otomatik olarak ayarlar. Ne var ki, bunun sınırları vardır ve özellikle YSU kuralları değiştiğinde hata olasılığı artar.[10]

Köken


Her ne kadar günümüzde kullanılmasa da, birçok antik medeniyet günlük çizelgelerini gün doğuşu ve batışına odaklayarak çağdaş YSU'dan daha esnek ve dakik zaman ayarlamaları kullanıyorlardı. Gündüzü, tüm günün uzunluğunu değiştirmeyecek şekilde on iki eşit parçaya bölerek yaz aylarında saatlerin daha uzun olmalarını sağlarlardı.[11] Örneğin, Antik Roma'daki su saatleri yılın farklı ayları için farklı ölçekler barındırmaktaydı : kışın yaşanan gündönümü sırasında Roma'nın bulunduğu enlemde gün doğumundan sonraki üçüncü saat hora tertia, çağdaş saat sisteminde 09 : 02'ye karşılık gelmekte olup 44 dakika sürmekteydi. Aynı saat, yazın yaşanan gündönümü sırasında ise 06.58'e karşılık gelmekte olup 75 dakika sürmekteydi.[12] Antik dönemden sonra, eşit uzunluklu standart saatlerin kullanımı yavaş yavaş eşit olmayan uzunluktaki saatlerin yerini almaya başladı. Böylelikle günlük zaman mevsimlere göre değişiklik göstermiyordu. Eşit olmayan uzunluktaki saatlerin kullanımı Aynoroz'daki manastırlarda[13] ve bazı Yahudi kutlamalarında[14] olduğu gibi, kimi yerlerde halen geleneksel olarak kullanılmaktadır.
Benjamin Franklin, top atarak Paris halkını uyandırmayı öneren isimdir.

"Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar" özdeyişinin sahibi olan Benjamin Franklin, Amerika Birleşik Devletleri'nden Fransa'ya elçi olarak yollandığı sırada, Paris halkının mum israfını önlemesi ve gün ışığından daha çok yararlanması için imzasız bir mektup yayımladı.[15] Bu 1784 yergisi, panjurları vergilemek, mumları karneye bağlamak ve insanları gün doğumu sırasında kilise çanları ve top ateşiyle beraber uyandırmak gibi öneriler içermekteydi.[16] Franklin, YSU'yu önermedi; antik Roma'da olduğu gibi 18. yüzyıl Avrupası da kesin bir zaman çizelgesi tutmamayı sürdürdü. Ancak bu, Franklin'in döneminde standart bir hal almaya başlayan demiryolu ve iletişim hatlarının gelmesiyle değişmeye başladı.[17]
G.V. Hudson, YSU'yu 1895'te önererek çağdaş uygulamanın öncüsü oldu.

Çağdaş YSU ilk defa Yeni Zelandalı bir böcekbilimci olan George Vernon Hudson tarafından önerildi. Vardiyalı bir işte çalışan Hudson, böcek toplamak için yeterli zaman bulmaktaydı. Öyle ki, bu onu gün batımından önceki son saatlerin önemini sorgulamaya itti.[2] 1895 yılında Hudson, Wellington Felsefî Topluluğu'na bir bildiri yollayarak iki saatlik bir değişimi kapsayan yaz saati uygulamasını önerdi.[18] Bu öneriye Christchurch çevresinden hatrı sayılır bir ilgi belirdi. Bunun ardından Hudson, benzer bir bildiriyi 1898 yılında bir kere daha yolladı.[19] Pek çok yayın, yanlış bir biçimde YSU'nun mucidi olarak ünlü bir İngiliz müteahhit olan William Willett'ı gösterdi.[20] Willett da Hudson'dan bağımsız olarak 1905 yılında kahvaltıdan önce çıktığı bir gezintide Londra'daki insanların pek çoğunun yaz günlerinin ilk saatlerinde uyuyor olduklarını keşfederek benzer bir uygulama tasarladı.[21] Ayrıca, hırslı bir golfçü olan Willett, akşam karanlığının çabucak çökerek golf oynamasına engel olmasından da rahatsızlık duyuyordu.[22] Onun çözümü de yaz aylarında saatleri ileri almak oldu. Bu önerisi Hudson'un önerisinden iki yıl sonra gerçekleşti.[23]

Aşağıda yer alan Siyaset başlığında anlatıldığı üzere, Willett'ın bu önerisi 1915 yılında ölümüne kadar Birleşik Krallık'ta ilgi çekmedi. Ancak I. Dünya Savaşı'nda Almanya, müttefikleri ile beraber elinde bulunan topraklarda 30 Nisan 1916 tarihinden itibaren bu uygulamayı benimseyerek Avrupa'da bu uygulamayı kullanan ilk devlet oldu. Uygulamanın ilk kullanım amacı savaş sırasındaki kömür kullanımından tasarruf etmekti. Daha sonraları Birleşik Krallık, müttefikleri ve Avrupa'da savaşta yer almayan birçok devlet bu uygulamayı benimsemeye başladı. Rusya ve diğer başka ülkeler bir yıl sonra bu uygulamayı kullanmaya başlarken Amerika Birleşik Devletleri bunu 1918 yılında kullanmaya başladı. Bu zamandan sonra birçok ülkede uygulamalar konusunda yeni kanun ve düzenlemeler yürürlüğe kondu.[24]

Uygulama

Ayrıca bakınız : Dünya çapında yaz saati uygulaması ve Türkiye'de yaz saati uygulaması
YSU Orta Avrupa'da uygulandığı anda, saat CET'de 2.00 iken 3.00'a ayarlanarak CEST başlar.
YSU Orta Avrupa'da bittiği anda, saat CEST'de 3.00 iken 2.00'a ayarlanarak CET yeniden başlar. Diğer zaman dilimleri için farklı zamanlarda değiştirme yapılır.

Tipik bir saatlik uygulamada ilkbahar aylarında bir bölgedeki yerel zaman dilimi 2.00 iken, saatler bir saat ileri alınarak 03.00'a ilerletilir. Böylelikle o gün yirmi üç saat olur. Aynı şekilde, sonbahar aylarında saat ilerletilmiş halde iken 02.00'ı gösterdiğinde, saatler bir saat geri alınarak 01.00'ı gösterecek biçimde ayarlanır. Bu geri dönüşten sonraki gün yirmi beş saattir. Dijital göstergeli uygulamada yaz saati 02 : 00'yi tam olarak okumaz. Saat 01 : 59 : 59.9'a geldiği anda ya ileriye 03 : 00 : 00.0'e gider ya da geriye 01 : 00 : 00.0'e döner. Örneğin, UTC+10'daki standart yerel saat YSU'da UTC+11 olurken standart UTC−10 yerel saat, YSU'da UTC−9 olur.

Saat değiştirme haftasonu gecesi uygulanarak gün içindeki iş akışının bozulmasının önüne geçilir. Genelde değişiklik bir saat yapılmakla birlikte Avustralya'nın Lord Howe Adası yarım saat uygulamaktadır.[25] Geçmişte yirmi dakikadan iki saate kadar değişen yaz saati uygulamaları yapılmıştır.

Değişiklik yapılacağı zaman komşu ülkeler arasındaki koordinasyonlar değişiklik gösterir. Avrupa Birliği üyelerinin hepsi aynı anda, saat 01 : 00 UTC'de değişikliğe giderler. Böylece, Doğu Avrupa Zaman Dilimi her zaman Orta Avrupa Zaman Dilimi'nın bir saat önünde kalmış olur. Farklı zaman dilimlerinde yer alan komşu ülkeler farklı bir yol izlediklerinde geçici olarak bir iki saat için başka bir zaman diliminin ötesine veya dilimine geçebilir.[26] Kuzey Amerika genel olarak yerel saat 02 : 00'de saatleri değiştirir, böylece örneğin, Dağ Zaman Dilimi geçici olarak Pasifik Zaman Dilimi ile aynı zamanda yer alır veya onun 2 saat önüne geçer. Avustralya eyaletlerinin bir standardı yoktur. Hatta tarih olarak bile anlaşamazlar. Örneğin, 2008'e YSU uyumlu eyaletler 5 Ekim'de saatlerini değiştirirken Batı Avustralya 26 Ekim'de, yani 21 gün sonra saati değiştirmiştir.[27]

Başlangıç ve bitiş tarihleri konuma ve yıla bağlı olarak değişir. 1996'dan beri Avrupa Yaz Saati, mart ayının son pazar gününden ekim ayının son pazarına kadar uygulanmaktadır. Önceleri Avrupa Birliği'nde kurallar tam olarak oturmamıştı.[26] 2007'den başlayarak, Birleşik Devletler'in büyük bölümü ile Kanada'da YSU, martın ikinci pazarından kasımın ilk pazarına kadar, hemen hemen yılın üçte ikisinde uygulanmaktadır.[28] 2007'de ABD'deki değişiklik 2005 Enerji Politikası Yasası'nın bir parçasıydı. 1987'dan 2006'ya kadar, başlangıç ve bitiş tarihleri nisanın ilk pazarı ile ekimin son pazarıydı ve Amerika Kongresi önceki tarihlerdeki uygulamayı devam ettirdi. Şimdi ise, bir enerji tüketim çalışması yapıldı.[29]
2008'den önce Brezilya, tarihe bağlı olarak doğu ABD'den bir, iki veya üç saat ilerideydi.

Güney Yarımküre'de başlangıç ve bitiş tarihleri terstir. Örneğin, Şili anakarasında YSU saati ekimin ikinci cumartesinden martın ikinci cumartesine kadar ve 24 : 00 yerel saatlik değişimlerledir.[30] Bu yüzden, Birleşik Krallık ve Şili anakarası arasındaki saat farkı, yıla bağlı olarak dört veya beş saat olabilir.
Saat dilimleri sık sık YSU'nun yıllık dönüşüne göre ideal sınırlarının batısına kayar.

Şili'nin batısı, İzlanda ve diğer alanların zaman dilimlerindeki sapmalar, YSU'nun yıllık dönüşümünün etkisiyle batıya doğrudur. Bu etkiler saat uygulamasından bağımsızdır. Örneğin, Saskatoon ve Saskatchewan'da, 106° 39′ W boylamında, ideal Dağ Zaman Dilimi (105° W) merkezinin az batısındadır. Saskatchewan'da saat, Amerikan Merkezi Saat Diliminin (90° W) yıllık dönüşümündedir. Bu yüzden, Saskatoon daima güneş saatinin 67 dakika ilerisindeyken[31] Hindistan'ın güneydoğusu ve diğer birkaç alanda saat dilimindeki sapmalar doğuya doğrudur. Bu da, YSU'nun zararınadır.[32] Birleşik Krallık İrlanda, YSU'yu 1968'den 1971'e kadar uyguladı. Fakat kullanışlı olmamasından dolayı, özellikle kuzey bölgelerde artık uygulamadan vazgeçti.[33]

Fransa'nın batısı, İspanya ve diğer alanların yaz saati dilimlerindeki sapmalar YSU'nun kış saati uygulamasının etkisiyle bir saat artar. Örneğin, Alaska'daki Nome şehri 165° 24′ W boylamında ve ideal Samoa Zaman Dilimi (165° W) merkezinin batısındadır. Fakat Nome, Alaska Saat Dilimini (135° W) YSU ile uygular. Bu yüzden Some güneşten, kışın yaklaşık iki saat, yazın ise yaklaşık üç saat ileridir.[34] Çifte yaz saati uygulaması nadiren, bazı özel durumlarda benimsenir. Örneğin, Britanya bu tarz bir uygulamayı II. Dünya Savaşı sırasında kullanmıştır.[26]

YSU, güneş doğuş saatinin neredeyse hiç değişmediği ekvator yakınında genellikle uygulanmaz. Bazı ülkelerin ise sadece bazı bölgelerinde uygulanır. Örneğin, Brazilya'nın güneyinde ekvator çizgisinin geçmediği yerlerde uygulanır.[35] YSU, dünya nüfusunun az olduğu yerlerde uygulanırken Asya ve Afrika'da genellikle uygulanmaz.

Faydalar ve sorunlar

Willett'ın 1907 yılındaki önerisiyle beraber, daha uzun sürecek olan gündüz saatleri sayesinde çeşitli boş zaman etkinliklerine zaman kalacak olması tartışılmaya başlandı. Özellikle yüksek enlemlerde yer alan yerlerde yazları gerçekleşen gündönümlerine yakın günlerin uzun gündüz saatleri içeriyor olması, bu bölgelerdeki gündüz vaktinin daha verimli bir şekilde kullanılacağı ve sabahın erken saatlerinin boşa harcanmayacak olması anlamına geliyordu.[23] YSU, kışın herhangi bir geniş çaplı getiriye sahip değildir. Bunun nedeni, kış sabahlarının karanlık oluşu, dolayısıyla çalışanların güneşli havada yapılabilecek boş zaman etkinliklerinin olmaması veya çocukların erken saatlerde kalkıp karanlıkta okula gitmek zorunda kalmasıdır.[37]

Günün planlanması hakkında genel görüş, YSU'nun birçok getiriye sahip olduğudur. Örneğin, belli bir amaca yönelik olarak insanları erken kalkmaya itmesi, bu uygulamadan kişisel olarak hoşlanmayan kişiler için bile olumlu bir yandır.[38] Düzenlemenin avantajları öyle büyüktür ki, birçok insan çalışma programını televizyon yayınları ve günışığına göre ayarlayıp değiştirerek, YSU'nun kullanılmakta olup olmadığını göz ardı eder.[39]

Enerji kullanımı

YSU sayesinde gerçekleşen enerji tasarrufunda en büyük pay konut aydınlatmasında görülür. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'nın toplam elektrik kullanımının yaklaşık %3,5'i aydınlatmaya ayrılır.[7] Sayısal olarak gündoğumunu ve günbatımını geciktirmek, akşamları yapay ışıklandırmaya ayrılan enerjiyi azaltmaktadır. Franklin'in 1784'te belirttiği üzere, akşam saatlerindeki kısıntı, gündüz saatlerindeki artmanın önüne geçtiğinde aydınlatma giderleri azalmaktadır. YSU'nın ilk amaçlarından biri akşam kullanılan bu aydınlatma harcamalarını kısarak enerjinin çöpe gitmesini önlemekti.[6] Her ne kadar enerji tasarrufu önemli bir amaç olarak kalsa da,[32] enerji kullanım seyirleri o günlerden bugüne değişme gösterdi. Öyle ki son çalışmalara bakıldığında sınırlı ve çelişkili enerji kullanım verileriyle karşılaşılmaktadır. Elektrik kullanımı coğrafî şartlar, iklim ve ekonomik koşullara göre değişiklik gösterir. Bu da uygulama hakkında yapılacak olan tek bir çalışmayı genellemede en büyük engellerden biridir.[7]

Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanlığı'nın (DOT) 1975'te yaptığı bir çalışmada, YSU'nun Nisan-Mayıs dönemlerinde ülkenin elektrik kullanımını %1 oranında azalttığını ortaya koydu.[7] ancak National Institute of Standards and Technology (NBS), 1976 yılında çalışmayı tekrar inceleyerek herhangi bir tasarrufun söz konusu olmadığı sonucuna vardı.[37]
2000 yılında Avustralya'nın bazı bölümleri kış sonunda YSU'ya geçtiğinde o seneki elektrik tüketimi azalmadı, aksine sabahları zirveye ulaşan tüketim nedeniyle tüketim arttı.[40]
2006-07 dönemindeki yaz sırasında Batı Avustralya'da YSU, sıcak günlerde elektrik tüketimini arttırırken serin günlerde azalttı. Hatta tüm mevsim boyunca tüketim %0,6 oranında arttı.[41]
Her ne kadar 2007 yılında yapılan bir çalışma sonunda yürütülen tahminler, Japonya'nın YSU'ya geçişiyle beraber evsel elektrik tüketiminin azalacağını iddia etmiş olsa da,[42] 2007'de yapılan bir simülasyona bakıldığında YSU ile beraber Osaka'daki evsel tüketimde aydınlatma giderlerinin %0,02 azalmasına rağmen, soğutma giderlerinin %0,15 artmasıyla beraber bu sayının toplamda %0,13 oranında yükselmeye neden olacağı belirtildi. Her iki çalışmada da evsel olmayan enerji tüketimi konusunda bir çalışma yapılmamıştır.[43] Zaten YSU'nun etkileri genel olarak konutlardaki enerji tüketimi üzerinde görülmektedir.[7]
2007 yılında yapılan bir çalışmada Kaliforniya'da başlayan yaz saati uygulamasının eyaletteki elektrik tüketiminde herhangi bir değişmeye neden olmadığı belirtildi.[44]
2007 yılında yapılan bir çalışmaya göre Büyük Britanya'da kışın uygulanan YSU'nun %2'lik bir enerji tüketim artışının önüne geçeceği tahmin edildi.[45]
2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Indiana eyaletinde yapılan bir çalışmada, 2006 yılında YSU'yu benimseyen bu eyaletteki yıllık fatura verileri incelendi ve buradaki enerji tüketiminin azalmak yerine, fazladan açılan klimalar yüzünden %1 ilâ %4 arasında bir arttığı ortaya kondu.[46]
Amerika Birleşik Devletleri Enerji Bakanlığı, (DOE) 2008'de hazırladığı bir raporda, 2007'de ülkedeki bazı eyaletlerin YSU'ya geçişiyle beraber yıl içinde toplam %0,5'lik bir enerji tasarrufunun ortaya çıktığı belirlendi.[47]

Bunların dışında kimi çalışmalar YSU'nun motor yakıt tüketimini arttırdığını göstermektedir.[7] Yine de 2008 yılında DOE tarafından hazırlanan raporda, 2007'deki YSU'ya geçiş sürecinde kayda değer bir benzin fiyat artışının bulunmadığı ifadesi yer almaktadır.[47]

Ekonomik etkiler

Perakendeciler, spor eşyası üreticileri ve öğle saatlerinin artışından olumlu etkilenen diğer iş alanları, YSU'dan olumlu etkilenmektedir. Bunun başlıca nedeni, uygulamanın getirisi olan uzun öğle saatlerinin müşterileri marketlere giderek alışveriş yapıp çeşitli spor etkinliklerine katılmaya itmesi olarak açıklanmaktadır.[48] 1984 yılında Fortune dergisinin tahminlerine göre, yedi hafta süren bir YSU sayesinde 7-Eleven şirketinin gelirlerini $30 milyon arttığı belirlenirken, Ulusal Golf Vakfı'nın hesaplarına göre, YSU'nun uygulandığı dönemlerde golf sanayisinin gelirlerinin $200 milyondan $300 milyona yükseldiği belirlendi.[49] 1999 yılında yapılan bir çalışmaya göre YSU, Avrupa Birliği'ndeki boş zaman etkinlikleri sanayisini %3 oranında büyütmektedir.[7] Tüm bunların tersine uygulama, çiftçileri ve işi güneşe bağlı olan birçok işçiyi olumsuz olarak etkilemektedir.[50] Buna rağmen birçok çiftçi YSU'dan yana ya da tarafsızdır.[51] Örneğin, tahıl hasatının en iyi yapıldığı süre zarfı, çiy tanelerinin buharlaştığı saatlerdir. Tarım işçileri yaz aylarında tarlalara daha erken gelip buradan erken ayrıldığında iş gücünün verimi azalmaktadır.[52] YSU ayrıca kitle iletişim araçlarının reytinglerini de azaltmaktadır.[4] Bunun yanında arabalı tiyatrolarla beraber tiyatroların da gelirlerini düşürmektedir.[53]

Saatleri değiştirmek ve YSU'yu uygulamaya koymak doğrudan bir ekonomik harcamaya neden olur. Bu harcamalardan bazıları görüşme ve toplantılarının kontrolünü sağlamak, bilgisayar uygulamaları gibi harcamalardır. Örneğin, 2007 yılında Kuzey Amerika'da başlatılan uygulama yüzünden $500 milyon ile $1 milyar arasında değişen ayrıca bir harcama yapıldı.[54] Her ne kadar saat değişikliğinin azalan ekonomik verimle bağlantılı olup olmadığı tartışılsa da, 2000 yılında YSU'ya geçişle beraber ABD borsaları bir gün içinde $31 milyarlık düşüş yaşadı.[55] Yine de bu hesaplamalar çeşitli yöntemlere göre farklılıklar gösterebilmektedir.[56] Bu nedenle sonuçlar tartışmalıdır.[57]

Kamu güvenliği

1975 yılında ABD Ulaştırma Bakanlığı, yaptığı bir araştırmada YSU'nun trafik kaza oranını %0,7 oranında azalttığını ortaya koydu. Bakanlık, gerçek düşüş oranının %1,5 ilâ %2 arasında olabileceğini tahmin etti.[58] Ancak 1976'da bu raporu inceleyen NBS, aslında trafik kazalarıyla uygulama arasında bir bağıntı olmadığını iddia etti.[37] 1995'e ait Yol Güvenliği Sigorta Enstitüsü tahminlerine göre, aslında YSU'nun toplam kazaları %1,2; yayalara yönelik trafik kazaları ise %5 oranında azalttığı ifadesi yer aldı.[5] Bunun yanında birçok araştırmada aslında trafik kazalarıyla YSU arasında bir bağlantının bulunduğu ifade edildi.[59] Birleşik Krallık'ta yapılması düşünülen Tek/Çift Yaz Saati (SDST) adı verilen yeni bir uygulama planında, saatlerin kış aylarında güneşe göre bir, yaz aylarında güneşe göre iki saat ileride olması sağlanarak trafik kazalarının %3 ilâ %4 oranında azaltılması düşünülmektedir.[60] Ancak ilkbahardaki değişim akşamından sonra uyku düzenlerinde belirecek bir aksamanın ölümle sonuçlanan trafik kaza oranını arttırıp artırmayacağı bilinmemektedir.[61] Son yıllarda yapılan birtakım çalışmalarda Kuzey Amerika ve Birleşik Krallık'taki YSU ile trafik kazaları arasında bir bağıntı gözlenirken; İsveç ve Finlandiya'da bu durum gözlenmedi.[62] 2009 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir çalışmaya göre YSU'nun uygulandığı akşamlardan sonraki pazartesileri, çalışan nüfus ortalama kırk dakika daha az uyuduğundan, iş yerlerinde dikkatsizlik sonucu ortaya çıkan kazalar artmaktadır.[63]

ABD'de 1970'lerde Law Enforcement Assistance Administration (LEAA) tarafından yürütülen bir araştırmayla başkent Washington, D.C.'deki şiddet içerikli suç oranının %10 ilâ %13 arasında azaldığı görüldü. Ancak yine de LEAA'nın yaptığı bu çalışmada diğer etmenler gösterilmedi, araştırma iki şehirde yürütüldü ayrıca suç olarak tanımlanan eylemler çok dar bir içeriğe sahipti. Bunun sonucunda Ulaştırma Bakanlığı, YSU'nun getirilerinin ülke çapında karşılaştırılmasının imkânsız olduğu sonucuna vardı.[64] Sokak aydınlatmasının suç oranı ve suç korkusu üzerinde az, hatta bazen çelişkili etkilere sahip olduğu ortaya kondu.[65]

Birçok ülkede, yangına karşı güvenlikten sorumlu yetkililer, özellikle sonbaharda, ısınma ve mum yakma oranına bağlı olarak ev yangınlarının arttığı sezon öncesinde vatandaşları, duman ve karbonmonoksit dedektörlerindeki pilleri değiştirmeyi hatırlatması için her sene iki saat değişikliği kullanmaya teşvik etmektedir. Yangından kaçış planını gözden geçirmek ve uygulamak ile benzer aile faciası planları, araç lambalarının bakımı, riskli malzemelerin depolandığı alanların kontrolü, termostatların yeniden programlanması ve mevsimlik aşılar da benzer "yılda iki defa yapılması gereken işler" arasındadır.[66] YSU kullanmayan bölgeler, bunun yerine ilkbahar ile sonbaharın ilk günlerini hatırlatıcı olarak kullanabilir.[67]

Sağlık

Graph of sunrise and sunset times for 2007. The horizontal axis is the date; the vertical axis is the times of sunset and sunrise. There is a bulge in the center during summer, when sunrise is early and sunset late. There are step functions in spring and fall, when DST starts and stops.
Saat değişimleri, 2007'de Greenwich'teki görünür gündoğumu ve günbatımı saatlerine etki etmektedir.[68]

YSU'nun sağlık üzerine etkisi karmaşıktır. Toplum içinde sabit çalışma saatlerine sahip kimseler için daha uzun yaz günleri egzersiz yapmaya teşvik ettiğinden sağlık adına olumlu bir uygulamadır.[69] Ayrıca enleme göre değişse bile, insanların güneş ışığıyla temas halinde kaldığı süre arttığından insanların derilerinde güneş ışığı ile beraber sentezlenen D vitamini, sağlık adına olumludur. Ancak öte yandan bu artan güneş ışığı temas süresi, cilt kanserini de tetikleyebilmektedir.[70] Güneş ışığı ayrıca mevsime bağlı duygusal rahatsızlık adı verilen psikolojik bir bunalım üzerinde oldukça derin bir etkiye sahiptir. YSU, insanları erken kalkmaya itmesi nedeniyle depresyonun önüne geçmede yararlı olabilmektedir.[71] Ancak bazı kesimler bunun tersini iddia etmektedir.[72] Görme engelli bir spor patronu olan Gordon Gund tarafından kurulan Retinitis Pigmentosa Kurumu, 1985 ve 2005 yıllarında YSU için görüşmelerde bulundu.[3][73] Ancak öte yandan uygulamanın gece körlüğü hastası olan insanlara da zarar verdiği bilinmektedir.[74]

Saat değişiklikleri uyku düzenine hasar vererek uyku verimini azaltmaktadır.[9] Bunun yanında biyolojik saate uyum sağlama çalışmaları şiddetli olabildiği gibi haftalarca sürebilir.[75] 2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre, intihar eden erkek sayısının ilkbahardaki geçişle beraber arttığı, fakat mevsime sağlanan uyumla beraber tekrar azaldığı ortaya kondu.[76] 2008'de İsveç'te yapılan bir araştırmada, ilkbaharda saatlerin ileri alınmasından sonraki ilk üç gündeki kalp krizi oranı daha yüksekken sonbaharda saatlerin geri alınmasından sonraki ilk üç günde daha düşüktür.[77] 2005 yılında YSU'yu yürürlükten kaldıran Kazakistan, buna neden olarak sağlıkta yaşanan sorunları göstermiştir.[78] 2011 senesinden itibaren Rusya sene boyunca YSU'yu uygulayan ülkeler listesinde.

Karmaşıklık

YSU nedeniyle yapılan saat değişikliklerinin karmaşıklık bakımından olumsuz yönleri de mevcuttur. İnsanların saatlerini değiştirmeyi unutmaması gerekir ve bunun için fazladan bir zaman gerekir. Ayrıca mekanik saatlerin tam duyarlılıkla değiştirilmesi sorun yaratabilir.[79] Saat içeren cihazlar arttıkça, bunları ayarlamak için harcanan zaman artmaktadır.[80] Ayrıca iki saat dilimi arasında çalışıp oturan insanlar her iki YSU uygulamasının da izini takip etmek zorundadır. Öyle ki bazı saat dilimlerinde YSU uygulanırken diğerinde uygulanmayabilir. Bu da gün uzunluklarını değişken hale getirir. Yine görüşmeler, toplantılar, yolculuklar, yayınlar ve fatura sistemlerinde sapma ve bozulmalar görülebilir ve bu da pahalıya mal olabilir.[81] Sonbaharda saatler 02.00'den 01.00'e alınırken saatler 01 : 00 : 00.0 ve 01 : 59 : 59.9 aralığını iki kez okuyacağından sorunlara yol açabilir.[82]
A standing stone in a grassy field surrounded by trees. The stone contains a vertical sundial centered on 1 o'clock, and is inscribed "HORAS NON NUMERO NISI ÆSTIVAS" and "SUMMER TIME ACT 1925".

William Willett'ın anıtındaki saat her zaman YSU'ya tabi tutulur.

Kimi bilgisayar tabanlı sistemler saat değişikliklerinin ardından aksama yaşayabilir veya yeniden başlatılma gereği duyabilir. Bu tarz durumlara örnek olarak 1993'te bir Alman kuruluşunun gördüğü zarar örnek olarak gösterilebilir.[8] Tıbbi cihazlar ise ters durumların ortaya çıkmasına neden olabilir ve bu da doktorların sorumluluğunu üstlendiği hastaların zarar görmesine yol açabilir.[83] Bu sorunlar, YSU'nun kendi içinde yaşadığı değişikliklerle birleştiğinde 2007 yılı sorunu gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Yazılım geliştiricileri böyle durumlarda birçok yazılımı test edip düzenlemek zorunda kalır. Ayrıca kullanıcılar da yazılımların son sürümlerini indirip kurduktan sonra bilgisayarlarını yeniden başlatmak zorunda kalır.[10]

Bazı saat değişikliği sorunları, saatleri sürekli ayarlamak suretiyle önlenebilmektedir.[84] Bu ayarlamalar sürekli olmasa bile aşama aşama da yapılarak sorunlar çözülebilmektedir. Örneğin, Willett'ın ilk YSU önerisinde her hafta yirmişer dakikalık değişiklik yapma fikri yer almaktaydı. Ancak bu durum uygulamanın karmaşıklığı arttıracağı düşünülerek uygulamaya hiçbir zaman konmadı.

YSU standart zamanın dezavantajlarını taşır ve hatta artırır. Örneğin, kişiler güneş saatini okurken saat kuşağını ve doğal farklılıkları da hesaba katmalıdır.[85] Ayrıca öğleni takip eden iki saat içinde güneşe çıkmaktan kaçınmak gibi güneşe maruz kalmaya ilişkin kurallar, yaz saati uygulanmaktayken doğruluk ve kesinliğinden kaybeder.[86]

Siyaset

Yaz saati uygulaması, ilk başlatıldığından beri sürekli olarak tartışmalara zemin hazırlamaktadır.[1] Winston Churchill, "ülkede yaşayan milyonlarca insanın sağlık ve mutluluk alanlarında sahip olduğu fırsatları arttırdığını" kanıtlamaya çalıştı.[87] Ancak Robertson Davies ise şöyle bir demeç verdi : "Püritanizm'in kemikli ve mavi parmaklı eli, insanları erken yatırıp erken kaldırarak onları kendilerine rağmen sağlıklı, zengin ve akıllı yapmaya çalışıyor."[88] Bunun üzerine birtakım çevreler kelime oyunuyla "Daylight Slaving Time" (Yaz köleleştirme uygulaması) adı altında bir akım başlattı.[89] Tarihsel açıdan, perakende satış, spor ve turizm etkinlikleri YSU altındaki temel gerekçelerdi. Buna karşılık, tarımsal etkinlikler ve gece hayatı dünyasına olumsuz etkiler bıraktı. Bunun yanında ilk YSU'nun benimsenişi dönemin enerji krizi ve savaş olaylarınca tetiklendi.[90]

Willett'ın 1907 önerisi, bazı siyasi durumları da beraberinde getirdi. Öneri, Balfour, Churchill, Lloyd George, MacDonald, VII. Edward (Sandringham'da yarım saatlik YSU uygulayan kral), Harrods'ın sorumlu müdürü ve National Bank'ın yöneticisi gibi kesimlerden destek gördü. Öte yandan, karşı çıkışlara daha sık rastlanmaktaydı. Başbakan Asquith, William Christie (Kraliyet Astronomu), George Darwin, Napier Shaw (Meteoroloji Ofisi'nin başkanı), tarımsal örgütler, tiyatro sahipleri gibi özel ve tüzel kişiler de karşı çıkan taraftaydı. Birçok oturumun ardından, öneri Birleşik Krallık Parlamentosu'nda az bir farkla reddedildi. Willett'ın destekçileri 1911 ile 1914 arasındaki her yıl benzer yasa tasarıları sundu, ancak karar çıkmadı.[91] Uygulama Amerika Birleşik Devletleri'nde daha büyük bir şüpheyle karşılandı : Andrew Peters, Mayıs 1909'da YSU yasa tasarısını ABD Temsilciler Meclisi'ne sundu. Ancak tasarı komisyonca veto edildi.[92]
Poster titled "VICTORY! CONGRESS PASSES DAYLIGHT SAVING BILL" showing Uncle Sam turning a clock to daylight saving time as a clock-headed figure throws his hat in the air. The clock face of the figure reads "ONE HOUR OF EXTRA DAYLIGHT". The bottom caption says "Get Your Hoe Ready!"
Esnaflar genelde YSU'yu desteklerler. United Cigar Stores, 1918'de bir YSU yasa tasarısı sundu.

1. Dünya Savaşı siyasi eşitliği bozdu. Zira, YSU savaş zamanının kömür darlığı ile hava baskınlarından kaynaklanan elektrik kesintilerinin yol açtığı zorlukları hafifletecek bir yol olarak desteklendi. Öncü Almanya'nın ardından İngiltere 21 Mayıs 1916'da YSU'yu ilk kez kullandı.[93] Pittsburghlu sanayici Robert Garland'ın başını çektiği Birleşik Devletler'de perakendecilik ve imalat alanlarından yarar sağlayanlar YSU için kulis faaliyetleri yürüttüyse de, demiryolu alanından muhalefetle karşılaştı. Birleşik Devletlerin 1917'de savaşa girmesi sonucunda itirazların üstesinden gelindi ve YSU 1918'de kabul edildi.[94]

Savaşın sona ermesiyle, dengelerin sürekli değiştiği ortam geri geldi. Çiftçiler YSU'ya karşı çıkmaya devam etti ve birçok ülke uygulamayı yürürlükten kaldırdı. Britanya ise bir istisnaydı : Ülke çapında YSU'yu sürdürdü ancak yıllar geçtikçe geçiş tarihlerini çeşitli nedenlerle ayarladı. Bu nedenler arasında, 1920 ve 1930'larda Paskalya sabahlarında oluşabilecek saat değişikliklerini önlemeyi amaçlayan özel kurallar da vardı.[26] ABD'nin tutumu daha tipikti : Kongre YSU'yu 1919'dan sonra iptal etti. Willett gibi hevesli bir golfçü olan Başkan Woodrow Wilson, iptal kararını iki defa veto etti. Ancak ikinci vetosu geçerli olmadı.[95] Bundan sonra, yalnızca birkaç Birleşik Devletler şehri YSU'yu bölgesel olarak yürürlükte tutmaya devam etti.[96] Böylece, bunlardan biri olan New York'un döviz piyasası Londra ile ticarette bir saatlik arbitrajı koruyabilirken Chicago ve Cleveland da temposunu New York'a göre ayarlayabiliyordu.[97] Wilson'ın ardından başkan olan Warren G. Harding YSU'ya bir "aldatma" olarak karşı çıktı. Ona göre insanlar bu uygulama yerine, yazları daha erken kalkmalı ve işe gitmeliydi. Harding, Columbia Bölgesi federal çalışanlarına 1922 yazında 09 : 00 yerine 08 : 00'da işe başlamalarını emretti. Bazı iş yerleri bunu uygun bulup uygularken bazıları uygulamadı. Bu deneme bir daha tekrarlanmadı.[98]

Willett'ın döneminden bu yana dünya benzer şekilde politikanın karıştığı pek çok yasal düzenleme, ayarlama ve YSU iptali gördü.[99] ABD'de zamanın tarihi YSU'nun iki dünya savaşı döneminde uygulanmasını kapsar, ancak barış zamanında 1966'ya dek standartlaşma sağlanamadı.[100] 1980'lerin ortalarında Clorox ve 7-Eleven Yaz Saati Uygulaması Koalisyonunun 1987'de ABD'de yaygınlaşmasında ana parasal kaynağı oluşturdu. Her iki Idaho senatörü de, YSU sayesinde fast food restoranlarında daha çok patates kızartması satılacağı ve bunların Idaho patatesinden yapılacağı beklentisiyle uygulamadan yana oy kullandı.[3] 2005'te Sporting Goods Manufacturers Association ile National Association of Convenience Stores'un YSU'nun 2007'de ABD'de daha da yaygınlaşmasında ilişkin kampanyası başarılı oldu.[73] Üç yıllık bir denemenin ardından 2009'da, şehir merkezlerinde olumlu, kırsal bölgelerde ise açık arayla olumsuz oy dağılımıyla, Batı Avustralyalıların %55'i YSU'ya karşı çıktı. Bu, 1975'ten o tarihe kadar YSU'nun reddedildiği ard arda dördüncü referandumdu.[101] Birleşik Krallık'ta spor ve tatil endüstrisi SDST'nin yıl boyunca eklediği bir saatin incelenmesine ilişkin bir öneriyi desteklemektedir.[102]

Radikal İslamcıların gözünde yaz saati uygulaması

1979 İran İslam Devrimi'ne kadar yaz saati uygulamasının kesintisiz olarak sürdürüldüğü ülkedeki uygulama, devrimin İslamcıların eline düşmesiyle birlikte askıya alındı. Zira daha önce Şahlık rejiminde mollalar vaaz verirken cemaate "Yaz saati uygulamasıyla namaz saatini size kaybettirmeye çalışıyorlar" demekteydiler. 1991'e gelindiğinde ülke artık enerji harcamalarının artmasına dayanamayacak duruma geldiğinden yaz saati uygulamasını yeniden başlatıldı. 2005 yılında Ahmedinejad'ın seçimleri kazanmasıyla beraber radikalizm tekrar hızlandı. Yaz saati uygulaması ile birlikte İran'ın enerji tüketiminde azalma olduğu açıklansa da, Ahmedinejad "bunu kanıtlayacak somut bir delil yok" diyerek uygulamaya engel oldu. Mecliste yaşanan tartışmalara muhalefet sayılacak reformcu milletvekilleri (ülkede muhalefet adında bir grubun faaliyet göstermesi mümkün değil) sert bir dille eleştirirken yanlıları ise "Dini gerekçelerin daha kolay icra edilmesi için saatin sabit kalması şart" diyerek uygulamayı askıya aldılar. Daha sonra, 2009 yılında radikal siyasetlerin uygulanmasıyla beraber uygulanan Birleşmiş Milletler ambargolarının da artmasıyla birlikte enerji tüketimini karşılayamayan İran; konuyu yasa haline getirerek Ahmedinejad'ı bu kararı uygulama zorunda bıraktı. İran mollaları ve Ahmedinejad'ın yaz saati uygulamasına seçenek olarak sundukları planda resmi daireler ve okulların günlük olarak sabah ezanından belli bir süre sonra açılması olmuştur.[103]

Programlama

Strong man in sandals and with shaggy hair, facing away from artist, grabbing a hand of a clock bigger than he is and forcing it backwards. The clock uses Roman numerals and the man is dressed in stripped-down Roman gladiator style. The text says "You can't stop time... But you can turn it back one hour at 2 a.m. on Oct. 28 when daylight-saving time ends and standard time begins."
2001 yılında ABD'deki insanların saatlerini el ile ayarlamasını hatırlatan bir genel hizmet reklamı.

Birçok bilgisayar tabanlı sistem, temel aldığı zaman dilimine göre YSU'nun başlangıcı veya bitişiyle beraber otomatik olarak saatlerini ayarlayabilmektedir. Ancak YSU'daki değişiklikler kimi kurulumlarda sorunlara yol açar. Örneğin, Kuzey Amerika'da 2007'de yapılan değişiklikler sonrasında birçok bilgisayar sistemi güncellenme gereği duydu. Bu da Microsoft Outlook gibi e-posta ve takvim yazılımlarını büyük ölçüde etkiledi. Bu da bilgi teknolojisi uzmanlarının büyük bir emek kaybına uğramasına yol açtı.[104] Bazı uygulamalar YSU'ya odaklanarak saat değişikliklerinden ve zaman diliminden kaynaklanan sorunlardan korunmak üzere özelleşmiş durumdadır.[105]

Günümüzde bu alanda en yaygın olarak kullanılan bilgisayar tabanlı uygulamalar zoneinfo ve Microsoft Windows'tur.

Zoneinfo

Zoneinfo ya da yeni adıyla IANA zaman dilimi veritabanı farklı yerlerde gözlenen zaman değişimlerini bir adla simgeler. Unix tipi işletim sistemleri başta olmak üzere Java ve Oracle'da kullanılmaktadır.[106] HP'nin "tztab" veritabanı benzer özellikler sunmasına karşın zoneinfo ile uyumlu değildir.[107] Yerel yöneticilerin YSU kurallarında yaptığı değişiklikler zoneinfo'nun düzenli bakım sürecinde güncellenir. Unix tipi sistemlerde kullanılan TZ çevre değişkeni TZ='America/New_York' gibi IANA veritabanındaki zaman dilimleri listesini üretir.

Eski ya da güncelliğini yitirmiş sistemler yalnızca POSIX'in gerek duyduğu TZ değerlerini desteklerler. Örneğin, TZ='EST5EDT,M3.2.0/02 : 00,M11.1.0/02 : 00' Kuzey Amerika'da 2007'de uygulanmaya başlanan zamanı belirtir. TZ'nin YSU'daki değişimlere koşut biçimde güncellenmesi gerekir. Yeni TZ değerleri tüm yıllar için geçerli olduğundan eski tarihler için sorun yaratabilir.[108]

Microsoft Windows


Zoneinfo'da olduğu gibi, Microsoft Windows kullanıcılarının da bulundukları bölgeye ait zaman dilimini seçerek YSU'yu yapılandırmaları gerekir. İşletim sisteminin zaman dilimi kayıtlarını sakladığı tablonun YSU değişimlerinin ardından güncellenmesi gerekir. İşletim sistemine bağlı olarak farklılık gösteren bu işlem, Windows'un eski sürümleri için geçerli değildir.[109] En çok iki başlangıç ve bitiş kuralı tanımlanabilmesine izin veren Windows Vista, Kanada'da YSU'nun geçerli olduğu bir bölgede 1987–2006 arası ve 2006 sonrası tarihleri desteklemekte, ancak bazı eski tarihlerde sorun yaratmaktadır. Eski Microsoft Windows sistemleri ise yalnızca bir başlangıç ve bitiş kuralı tanımladıklarından bir önceki örnek için yalnızca 2006 sonrası tarihleri desteklerler.[110]

Bu kısıtlamalar zaman zaman sorunlara yol açmıştır. Örneğin, YSU'nun her yıl değiştiği ve bazı yıllar devre dışı bırakıldığı İsrail için Windows 95 1995'ten sonrasına ait tarihleri yanlış göstermiştir. Windows 98'de İsrail'i YSU kapsamı dışında bırakan Microsoft, bu ülkedeki Windows kullanıcılarını saatlerini yılda iki kez elle güncellemek zorunda bırakmıştır. 2005 yılında yürürlüğe giren İsrail Yaz Saati Yasası Yahudi takvimini temel alan bazı kurallar getirmiş; ancak Windows, bu zaman dilimini yıldan bağımsız biçimde uygulamayı başaramamıştır. Zaman dilimi kayıtlarının her yıl elle güncellemesi[111] ve bu işi otomatik olarak yapan araç[112] eski tarihleri kapsamayan geçici çözümlerdir.

Microsoft Windows yerel saati gerçek zamanlı saat olarak saklamakta; bu, aynı makinede farklı Windows sürümleri çalıştırıldığında sorun yaratmaktadır. Microsoft 2008'de RealTimeIsUniversal adlı değişkenin Windows'un gelecekteki sürümlerinde desteklenmeyebileceğini açıklamıştır. İlk kez Windows NT'de kullanılan ve RISC tipi makinelerin UTC'yle kullanılmasına olanak sağlayan değişken üzerinde daha sonra gerekli değişiklikler yapılmamıştır.[113]

Dünya çapında yaz saati uygulaması

Avrupa
Bulgaristan

YSU, 1979 yılında Bulgar Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Avrupa Birliği yaz saati uygulamasını takip etmektedir.
Türkiye

Ana madde : Türkiye'de yaz saati uygulaması

YSU 1947 yılında uygulama tanıtılıp uygulanmaya başladı. 1965 ve 1972 yılları arasında uygulama askıya alındı. 2008 yılında Enerji Bakanlığı uygulamanın kaldırılmasını 2,5 GMT zaman diliminin oluşturulup kullanılmasını önerdi. Fakat çalışmada herhangi bir ilerleme olmamıştır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı uygulamanın 2013 yılından itibaren kaldırılması için harekete geçti. Planlara göre Bakanlar Kurulu'na gönderilecek yeni kanun tasarısı ile Ekim ayında son kez kış saatine geçilmiş olacak ve böylece 2013 yılın Mart ayından itibaren sürekli yaz saatinde ve GMT +3 zaman diliminde kalınarak, uygulama son bulacaktı.[1] Fakat iş dünyasından gelen tepkiler üzerine bu tasarıdan vazgeçilmiş ve yaz saati uygulaması günümüzde sürmektedir.
Norveç

1916 yılında YSU'ı halka tanıtılıp uygulanmaya başlandı. 1940-1945 yıllarında arasında farklı bir şekliyle uygulanmaya devam edildi. 1965 yılında Norveç Parlamentosu'nda uygulama tartışılıp durdurma kararı alında. YSU'ı 1980 yılında tekrar sunuldu ve günümüze kadar kullanılmaktadır.
Avrupa'da uygulamayan ülkeler

Avrupa'da YSU'nı uygulamayan ülkeler;

İzlanda, küçük bir ülke olmasından ötürü uygulamanın gereksiz olduğu düşüncesiyle uygulanmamaktadır.
Beyaz Rusya
Rusya

Asya
Azerbaycan

YSU, Azerbaycan'da Bakanlar Kurulu'nun 17 Mart 1997 tarihli ve 21 sayılı kararına göre yapılır. Karara göre :

1997 yılından itibaren her yıl mart ayının son pazar günü saat 04.00'te (Azerbaycan saati ile) saatlerin bir saat ileriye alınması ile Azerbaycan Cumhuriyeti sınırlarında yaz dönemine geçilir.

Her yıl Ekim ayının son pazar günü saat 05.00'te (Azerbaycan saati ile) saatlerin bir saat geriye alınması ile yaz döneminden çıkılır.[2]

Afrika
Tunus

YSU'nı 1 May 2005 tarihinde Avrupa'ya bağlı kalarak denenmeye başlanmış ancak enerji tasarrufunda kayda değer bir iyileşme olmamıştır. 2009 yılında iptal edilip standart zaman kullanmaya başlanmıştır.
Afrika'da uygulamayan ülkeler

Cezayir
Angola
Benin
Botsvana
Burkina Faso
Burundi
Kamerun
Yeşil Burun Adaları
Orta Afrika Cumhuriyeti
Çad
Komorlar
Demokratik Kongo Cumhuriyeti
Cibuti
Ekvator Ginesi
Eritre
Etiyopya
Gabon
Gambiya
Gana
Gine
Gine Bissau
Güney Afrika Cumhuriyeti
Güney Sudan
Fildişi Sahili
Kenya
Lesoto
Liberya
Madagaskar
Malavi
Mali
Moritanya
Mauritius
Mayotte
Mısır
Nijer
Nijerya
Kongo Cumhuriyeti
Ruanda
Saint Helena, Ascension ve Tristan da Cunha
São Tomé ve Príncipe
Senegal
Seyşeller
Sierra Leone
Sudan
Svaziland
Tanzanya
Togo
Tunus
Uganda
Zambiya
Zimbabve

---oOo---
--o--


------------------------------------------
Kaynaklar :
Wiki Pedia Halk Ansiklopedisi

-------------------
Etiketler : Başladı?, Faydalari, Kış Saati, Ne Zaman, nedir?, Sommerzeit, Uhrenumstellung, uygulaması, ve, Winterzeit, Yaz saati, zararlari,2016 da ne zaman,2017 da ne zaman,2018 da ne zaman,2019 da ne zaman,2020 de ne zaman,2021 de ne zaman, ne zaman gecilcek,ayin kacinda,ne zaman, geciyoruz,saatleri 1 saat, ilerimi alcagiz,gerimi alcagiz,1saat ileri,alcagiz,1 saat geri alcagiz,
[Resim: 145674889294771.png]


Artık Yıl Nedir? - Kaç Yılda Bir Şubat 29 Çeker - Hangi Yılllar Artık Yıldır?

Artık yıl, Miladî takvimde (Gregoryen takvim) 365 yerine 366 günü olan yıl. Bu fazladan gün (artık gün), normalde 28 gün olan şubat ayına 29 Şubat'ın eklenmesi ile elde edilir. Dört yılda bir yapılan bu uygulamanın nedeni Dünya'nın Güneş çevresinde dönme süresinin (astronomik yıl), Güneş'in aynı meridyenden iki kez geçişi arasındaki ortalama zamanın (gün) tam katı olmamasıdır. Bir astronomik yıl yaklaşık olarak 365,242 gün olmasına rağmen[1] normal bir takvim yılı 365 gündür.

Artık yıl uygulaması ilk olarak MS 46 yılında, Jülyen Takvimi'nde uygulanmıştır.[1]

Artık yılların belirlenmesi


Genel bir kural olarak artık yıllar 4 rakamının katı olan yıllardır:

1992, 1996, 2000, 2004, 2008, 2012, 2016 gibi.

Ancak bu kuralın iki istisnası vardır:

1. 100'ün katı olan yıllardan sadece 400'e kalansız olarak bölünebilenler artık yıldır:

Örneğin 1200, 1600, 2000 yılları artık yıldır ancak 1700, 1800 ve 1900 artık yıl değildir.

Sadece 400'e tam olarak bölünebilenlerin artık yıl kabul edilmesinin nedeni, bir astronomik yılın 365,25 yerine yaklaşık olarak 365,242 gün olmasından kaynaklanan hatayı gidermektir.[1]

2. Hesabı daha da hassas hâle getirmek için, 4000'e kalansız olarak bölünen yıllar da artık yıl kabul edilmez:[1]

Örneğin 4000, 16000, 24000 yılları 400'e tam bölünebildiği halde artık yıl kabul edilmeyecektir.[1]

Diğer takvimler


Jülyen, geliştirilmiş Jülyen ve İran takvimlerinde de benzer kurallarla belirlenen artık yıllar vardır.

AUF Deutsch

Schaltjahr

Als Schaltjahr (lateinisch annus bissextus) wird ein Jahr im Kalender bezeichnet, das im Unterschied zum Gemeinjahr einen zusätzlichen Schalttag oder Schaltmonat enthält.

Das meistens alle vier Jahre stattfindende Schaltjahr im gregorianischen Kalender – einem Sonnenkalender – enthält mit dem eingeschobenen 25. Februar einen Schalttag, so dass der Februar 29 Tage hat. Damit wird das Kalenderjahr längerfristig dem die Jahreszeiten bestimmenden Sonnenjahr (Tropisches Jahr) angeglichen, das fast ¼ Tag länger ist als das 365 Tage lange Gemeinjahr.

Im Religionskalender des Islam – einem reinen Mondkalender – führt der zusätzliche Schalttag eines gelegentlichen Schaltjahrs zur religiös begründeten Angleichung des Kalenderjahrs an den Zeitraum von 12 Mondmonaten (astronomisches Mondjahr). Das astronomische Mondjahr ist um Bruchteile eines Tages länger als das 354 Tage lange gemeine Mondjahr.

In einem im Hintergrund an das Sonnenjahr angepassten Mondkalender (gebundener Mondkalender) – wie im religiösen jüdischen Kalender – wird dem Mondjahr gelegentlich ein 13. Mondmonat (Schaltmonat) zugefügt.

Die Einschaltung eines zusätzlichen Tages oder Monats wird auch als Interkalation bezeichnet.

Sonnenkalender

→ Hauptartikel: Sonnenkalender

Ein Sonnenkalender richtet sich im Unterschied zu einem Mondkalender nach dem Lauf der Sonne. Das davon bestimmte Tropische Jahr hat eine Länge von 365,24219 Tagen (ca. 365 Tage, 5 Stunden, 48 Minuten und 20 Sekunden). Diesem Wert kommen die nachfolgend beschriebenen Sonnenkalender mit Hilfe von Einschaltungen mehr oder weniger nahe.

Julianischer Kalender

→ Hauptartikel: Julianischer Kalender

Unter Gaius Iulius Caesar wurde der bis dahin geltende römische Kalender gründlich reformiert; zum Ausgleich der im Lauf der Jahre angewachsenen Differenzen zwischen den Kalenderdaten und den ihnen ursprünglich zugeordneten Sonnenständen ging der Kalenderreform für das Jahr 45 v. Chr. das sogenannte „verworrene Jahr“ von 47 bis 45 v. Chr. voraus. Bei seiner Reform griff Julius Cäsar auf die ägyptische Lösung – das Einfügen eines Schalttages – zurück.[1] Ab 45 v. Chr. galt dann der julianische Kalender. Der Schalttag wurde in jedem vierten Jahr dem Monat Februar hinzugefügt, so dass in jedem vierten Jahr dem 24. Februar (ante diem sextum kalendas martias, das heißt sechster Tag vor den Kalenden des März) ein zweiter 24. Februar (ante diem bis sextum kalendas martias, das heißt zweiter sechster Tag vor den Kalenden des März) vorangestellt wurde. Das julianische Kalenderjahr hatte danach eine durchschnittliche Länge von 365,25 Tagen, während das astronomische („tropische“) Jahr näherungsweise 365,24219 Tage umfasst. Der Fehler betrug 1 Tag in etwa 128 Jahren.

Gregorianischer Kalender

→ Hauptartikel: Gregorianischer Kalender

1582 fand das astronomische Ereignis Primaräquinoktium (der ersten Tag-und-Nacht-Gleiche im Jahr) schon am 11. März statt. Die aufgelaufene Differenz des julianischen Kalenders gegenüber dem Sonnenjahr betrug also 10 Tage (Festlegung des Frühlingsanfangs auf den 21. März durch das erste Konzil von Nicäa im Jahr 325). Papst Gregor XIII. ließ deshalb zum Ausgleich im Jahr 1582 auf den 4. Oktober den 15. Oktober folgen, wobei die Abfolge der Wochentage nicht verändert wurde; auf einen Donnerstag folgte ein Freitag.

Außerdem wurde die julianische vierjährige Schalttagsregelung derart ergänzt, dass die Jahre 1700, 1800 und 1900 (2100, 2200 und 2300 ...) keinen Schalttag enthalten.

Die Schaltjahrregel im gregorianischen Kalender besteht aus drei Regeln, wobei die erste vom julianischen Kalender übernommen wurde:
Missale Romanum: Extra-Tag im Schaltjahr

Die durch 4 ganzzahlig teilbaren Jahre sind Schaltjahre. Die mittlere Länge eines gregorianische Kalenderjahres erhöht sich dadurch um einen viertel Tag von 365 Tage auf 365,25 Tage.
Säkularjahre, also die Jahre, die ein Jahrhundert abschließen (z.B. 1800, 1900, 2100 und 2200) sind keine Schaltjahre. Im Durchschnitt verringert sich dadurch die Länge des Kalenderjahres um 0,01 Tage von 365,25 Tage auf 365,24 Tage.
Schließlich sind die durch 400 ganzzahlig teilbaren Säkularjahre doch Schaltjahre. Damit sind z.B. 1600, 2000 und 2400 jeweils wieder Schaltjahre. Die mittlere Länge des Kalenderjahres erhöht sich um 0,0025 Tage von 365,2400 Tage auf 365,2425 Tage.

Seit dieser Regelung beträgt der Fehler bei der Länge des durchschnittlichen Kalenderjahres einen Tag pro ungefähr 3231 Jahren, da das tropische Jahr (365 Tage, 5 Stunden, 48 Minuten, 45,216 Sekunden) dem gregorianischen Kalenderjahr (365 Tage, 5 Stunden, 49 Minuten, 12 Sekunden) um 26,739 Sekunden hinterherläuft. So muss voraussichtlich um das Jahr 4813 (Jahr 1582 + 3231 Jahre) ein zusätzlicher Schalttag eingefügt werden, um das Kalenderdatum 21. März wieder in der Nähe des Zeitpunkts des Primar-Äquinoktiums zu positionieren.

Auch nach der Einführung des gregorianischen Kalenders war es noch eine Zeit lang üblich, in einem Schaltjahr den 24. Februar zu verdoppeln (siehe Missale Romanum, nebenstehendes Bild). Bei der Zählung der Kirchentage in der katholischen Kirche galt diese Praxis sogar noch bis 2001. Erst seitdem wird in den Ausgaben des Martyrologium Romanum die Durchnummerierung der Kalendertage zugrunde gelegt und folglich der 29. Februar verwendet.[2]

Orthodoxer Kirchenkalender

→ Hauptartikel: Orthodoxer Kalender

Das gregorianische Kalender-Jahr ist im Durchschnitt etwas länger als das Sonnenjahr. Deshalb schlug die orthodoxe Kirche, nachdem sie jahrhundertelang die gregorianische Kalenderreform verweigert hatte, in jüngster Zeit folgende Schaltregel vor: Abweichend vom gregorianischen Kalender sind die Säkularjahre nur dann Schaltjahr, wenn sie durch 900 geteilt den Rest 200 oder 600 ergeben. Damit wäre das Jahr 2800 kein Schaltjahr, sondern erst das Jahr 2900. Das Kalenderjahr nach dem orthodoxen Kirchenkalender hat eine durchschnittliche Länge von 365,24222 Tagen. Die Differenz zum astronomischen Jahr ist ungefähr ein Zehntel der des gregorianischen Kalenderjahrs.

Französischer Revolutionskalender

→ Hauptartikel: Französischer Revolutionskalender

Im Französischen Revolutionskalender war auch alle vier Jahre ein Schaltjahr. Man begann mit den Jahren 3, 7 und 11 der neuen Jahreszählung. Im Jahr 15 war der Kalender schon nicht mehr in Anwendung.

Mittelfristig sollte wie im gregorianischen Kalender geschaltet werden. Langfristig sollte eine bessere Anpassung an das Sonnenjahr erreicht werden. Man diskutierte, jedes 3600. oder 4000. Jahr zu einem Gemeinjahr zu machen. Bei einem alle 3600 | 4000 Jahre fehlenden Schalttag wäre das durchschnittliche Kalenderjahr 365,24222 | 365,24225 Tage lang gewesen (gregorianisch: 365,24250 Tage; tropisches Jahr: 365,24219 Tage).
Lunarkalender

In Lunarkalendern werden Schaltmonate benötigt, um mit der synodischen Periode des Mondes von 29,530589 Tagen konform zu laufen. Dabei bietet sich ein regelmäßiger Wechsel von „vollen Monaten“ zu 30 und Schaltmonaten („hohler Monat“) zu 29 Tagen an. Mit Sonderregeln werden die fehlenden 0,0306 Tage pro Monat (Metonischer Zyklus, Kallippischer Zyklus und andere) korrigiert.

Daneben gibt es auch Schalttage, um das Lunarjahr mit zwölf Mondmonaten von etwa 354 Tagen durch Einschalten von meist elf „Toten Tagen“, der Zeit zwischen den Jahren, auf einen nicht-interkalierenden Mondkalender zu ergänzen.

Islamischer Kalender

Im islamischen Kalender, einem synodischen, also reinen Lunarkalender, ist die Bestimmung eines Schaltjahres wie folgt festgelegt: Nach einem gebräuchlichen System sind alle Jahre, die bei einer Division durch 30 einen Rest von 2, 5, 7, 10, 13, 16, 18, 21, 24, 26 oder 29 haben, Schaltjahre. Nach diesem System haben im islamischen Kalender alle ungeradzahligen Monate 30 Tage und alle geradzahligen Monate 29 Tage. In Schaltjahren wird dem zwölften Monat ein Tag hinzugefügt, so dass er dann 30 Tage hat. Somit besteht ein Jahr des islamischen Kalenders durchschnittlich aus 354,36667 Tagen. Astronomisch dauern 12 Lunationen 354,367068 Tage. Das islamische Mondjahr ist also um 34,6752 Sekunden zu kurz. Dennoch ist eine gute Näherung in Hinblick auf die Mondphasen erreicht: Erst nach 2492 islamischen Kalenderjahren (also nach 29.904 Lunationen, oder zirka 2418 Sonnenjahren) müsste ein zusätzlicher Schalttag eingeschoben werden, um den Kalender mit der Mondphase wieder im Einklang zu bringen. Gegenüber dem Sonnenjahr ist das islamische Jahr allerdings um 10,876 Tage zu kurz. Deswegen wandert der islamische Jahresbeginn alle 34 Jahre einmal rückwärts durch alle Jahreszeiten.

Jüdischer Kalender

Der jüdische Kalender ist ein Lunisolarkalender beziehungsweise ein gebundener Lunarkalender. Seine Bindung an das Sonnenjahr wird mit Hilfe des Meton-Zyklus vorgenommen. Das Kalenderjahr besteht aus 12 Mond-Monaten mit insgesamt 353, 354 oder 355 Tagen oder aus 13 Mond-Monaten mit insgesamt 383, 384 oder 385 Tagen. Die Schwankungen um einen Tag sind durch religiöse Bräuche bestimmt, sie haben keine astronomische Ursache. In allen Jahren, die bei einer Division durch 19 einen Rest von 0, 3, 6, 8, 11, 14 oder 17 haben, wird vor dem Monat Adar ein Schaltmonat mit 30 Tagen eingefügt. Dieser heißt dann Adar aleph oder Adar rischon (erster Adar), der „normale“ Adar wird zum Adar beth bzw. Adar scheni (zweiten Adar). Alle Feste finden erst im Adar beth statt.

Das ist eine Analogie zum Schalttag im julianischen und im gregorianischen Kalender, bei dem im Schaltjahr ursprünglich der 24. Februar verdoppelt wurde. Die Verdopplung ist nicht mehr zu erkennen, seit der Einfachheit halber im üblichen Rhythmus weitergezählt wird. Heute wird der 29. Februar als Schalttag eingefügt.

Das langjährige Mittel aus den sechs verschiedenen Jahreslängen beträgt 365,2468 Tage. Der Lauf der Sonne wird mit einem kleineren Fehler als im julianischen Kalender nachgebildet. Die Abweichung beträgt einen Tag in etwa 219 Jahren (julianisch: in etwa 128 Jahren).

Chinesischer Kalender

Schaltjahre im traditionellen lunisolaren chinesischen Kalender haben 13 Monate mit 383, 384 oder 385 Tagen statt der zwölf des Gemeinjahres mit 353, 354 oder 355 Tagen.

Zur Berechnung zählt man die Anzahl der Neumonde zwischen dem elften Monat eines Jahres (dem Monat der Wintersonnenwende) und dem elften Monat des folgenden Jahres. Fallen in diesen Zeitraum 13 Neumonde, so wird ein Schaltmonat eingefügt. Der erste Monat, der keinen zhong qì enthält, erhält dieselbe Nummer wie der Vormonat mit einem Zusatz als Schaltmonat. Wenn der Schaltmonat beispielsweise dem zweiten Monat (二月) folgt, dann heißt er einfach „Geschalteter Zweiter Monat“ (chinesisch 閏二月 / 闰二月, Pinyin rùn'èryuè).
Astronomische Kalender

Ägyptischer Kalender


Der im Altertum gebräuchliche altägyptische Verwaltungskalender, auch Wandeljahrkalender genannt, verwendete Jahre, die regulär 365 Tage dauerten und in 12 Monate a 30 Tage aufgeteilt waren. Die fehlenden fünf Tage wurden als Heriu-renpet eingeschaltet. Im Jahr 238 v. Chr. ordnete Ptolemaios III. an, alle vier Jahre einen zusätzlichen Tag (Schalttag) einzufügen, um die Verschiebung der Jahreszeiten zu verhindern.[1]
Von einer ähnlichen Struktur geht auch der französische Revolutionskalender aus.

Maya-Kalender

Auch der Haab-Kalender des Maya-Kalenders verwendet Schalttage: Hier wird nach dem Standardjahr von 360 Tagen (18 Perioden mit je 20 Tagen) ein 5-tägiger Schaltmonat (Uayeb „namenlos“) eingefügt.

--------------------------------
KAYNAKLAR:

Halk Ansiklopedisi Wikipedia
------------------------------
Etiketler : Artık Yıl Nedir?,Kaç Yılda Bir, Şubat ,29 Çeker ,Hangi Yılllar, Artık Yıldır?,Schaltjahr,
[Resim: 145780531019921.png]

MEHMET AKİFİ ANMA VE İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ

İstiklâl Marşı

İstiklâl Marşı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin[1] millî marşı. Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınan bu eser, 12 Mart 1921'de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklâl Marşı olarak kabul edilmiştir.

Üç kıtada şanlı zaferlerle fetihler yapmış, 23 milyon km2’ye sahip olmuş, küreselleşen dünyaya inat 6,5 asır adaletiyle ayakta durmuş olan Osmanlı İmparatorluğu, girdiği 1. Dünya Harbi’nden yenik çıkmıştır. Emperyalist devletlerce vatan toprakları işgal edilmiş, halkımız adeta her taraftan bir soykırıma tabi tutulmuş binlerce ocak acımasızca yok edilmiştir. Tarihi şanla şerefle yazılı Türk milleti Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu yarımadasında “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası ile hareket ederek İstiklal Savaşı’na başlamıştır. Tabi bu savaşa yakışacak ömür boyu unutulmayacak bir şiire ihtiyaç duyulmuştur ve 1.TBMM hemen hazırlıklara başlamıştır.

Yıl 1921

Şanlı ordumuz Eskişehir İnönü önlerinde zaferle çıkmıştır. Şanlı bayrağımızın ve kahraman Türk milletinin simgesi olacak milli bir marş yazılması için milli eğitim bakanlığı tarafından bir yarışma açılmış ve kazanana para ödülü verileceği açıklanmıştır. Ülkenin her tarafından pek çok şair duygulu ve heyecanlı şiirleriyle yarışmaya katılmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un yarışmaya katılmadığı görüldü. Nedeni sorulduğunda “Milli Marş para ile yazılmaz”. Cevabını verdi. Arkadaşlarının ısrarları üzerine ve kazanırsa ödülünü kahraman orduya vereceği şartı ile yarışmaya katıldı.
Türk milletinin zaferini, yüceliğini ve bayrağımızın kutsallığını en güzel duygularla anlatan istiklal marşı yarışmaya katılan 724 şiir arasından seçilerek MEB bakanı Hamdullah Suphi tanrı öven tarafından büyük millet meclisinde okundu. Bütün milletvekillerince büyük bir coşku ve heyecan içerisinde iki defa ayakta dinlenen istiklal şiiri 12 Mart 1921 de TBMM tarafından milli marşımız olarak kabul edildi

Tarihçe

Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlarında, İstiklâl Harbi'nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine, Ankara'daki Taceddin Dergahı'nda yazdığı ve İstiklal Harbi'ni verecek olan Türk Ordusu'na hitap ettiği şiirini yarışmaya koymuştur. Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Âkif'in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla[2] kabul edilmiştir. Mecliste İstiklâl Marşı'nı okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver olmuştur.[3][4][5]

Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Marşı'nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat'a dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı'nın Türk Milleti'nin eseri olduğunu beyan etmiştir.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etmiştir.[6] Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930'da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Üngör'ün yakın dostu Cemal Reşit Rey'le yapılmış olan bir röportajda da kendisinin belirttiğine göre aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştır ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemiştir. Söz ve melodide yer yer görülen uyum (Prozodi) eksikliğinin (örneğin "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" mısrası ezgili okunduğunda "şafaklarda" sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde günümüzde İstiklâl Marşı olarak söylenmektedir.[7]

Marşı : İstiklal Marşı Dinle

Metni


İSTİKLÂL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar -ki şehadetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!


MEHMET AKİF ERSOY

----------------------------
Kaynakça

^ Ülsever, Cüneyt (25 Mart 2007). "KKTC'de yaşanan Türklük kriziyle ilgili bilgi notu". Hürriyet. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ İstiklâl Marşı Yayın: Milli Eğitim Bakanlığı, Yayın tarihi: 2003.
^ "Maarif vekaleti tezkeresinin okunması (26.02.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "İlk okunması (01.03.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "Görüşmeler ve kabulü (12.03.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "İstiklâl Marşı'nın Altı Yıl Boyunca Kullanılan İlk Bestesi". Youtube. 21 Eylül 2006. Erişim tarihi: 18 Şubat 2015.
^ "İstiklâl Marşı'nın notası". TBMM. Erişim tarihi: 18 Şubat 2015.
[Resim: 145797775323321.png]

Omega (Ω ω) Nedir - Omega 3 - Omega 6 - Nelerde Bulunur - Faydlari ve Eksikliginde Neler olur

Omega (Ω ω) (Yunanca: Ωμέγα, Omega), yirmi dört harfli Yunan alfabesinin sonuncu harfidir. Türkçedeki O sesi gibidir, ancak genellikle Ö sesine yakın bir ses verir.

Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımı
Omega 3 ve Omega 6′nın bazı hastalıklara faydalı olduğı Ahmet Maranki tarafından açıklandı onaylandı.Şimdi kendi ağzından Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımını dinleyelim..
omega Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımı
Omega-3 ve omega-6 asitleri vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir. Bunlara bu nedenle tıp dilinde “esanssiyel yağ” asitleri adı verilir. Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın olduğu karbon atomunu gösterir. Eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.

Görevleri:

1)Hücre mebranı sabitler: Hücre memranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6 ile olur. DHA özellkle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.

2)Görme: DHA isimli omega-3 göz dibindeki retina hücrelerinde yüksek konsantrasyonda bulunur. Retinanın gelişimi için DHA yağ asiti çok önemlidir.

3)Sinir Hücreleri: beyindeki gri dokuda bulunan posfolipidler yüksek oranda DHA yağ asiti ve araşidonik asit bulunur. Hayvan çalışmaları beyindeki DHA azaldığında öğrenmenin azaldığını göstermiştir.

4) İltihap hormonları üretimini azaltır

5) Gen etkileşimi yapar.

Yağ Asit Yetmezliği;

Esansiyel yağ siteleri eksikliğinde klinik olarak bebeklerde büyüme ve gelişmede azalma, enfeksiyonlara eğilimin artması, yara iyileşmesinin zor olması gibi belirtiler olur. Omega-3 ve omega-6 az alınınca omega-9 kanda artar. Kronik yağ emilim bozukluğunda, kistik fibroziste yağ asit yetmezliği sık görülür.

Omega-3 ve Omega-6’nın Hastalık Önlenmesinde Kullanımı:


1)Erken Doğan Prematüre Bebeklerde mamalara Katılması:

Prematür doğan bebeklerde göz ve sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.

2) Gebelik

Gebelikte omega-3 almanın gestasyonal diyabet (gebelik diyabeti), hipertansiyon ve eklampsi denen hastalık oluşmasını önlemediği saptanmıştır.

Avruapa’da yapılan çalışmalarda yüksek riskli gebelere son trimestrde (son üç ayda) günde 2.7 gram EPA+DHA yağ asiti verildiğinde prematür doğum riskinin % 33 den % 21’e azaldığı gösterilmiştir. Gebelikte EPA ve DHA alan annelerinin beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğu iddia edilmişse de ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

3) Kalp Hastalıkları

Omega-6 Yağ Asiti Kullanımı


Omega-6 (linoleik asit, LA) ya asiti kullanımı bazı çalışmalarda kalp hastalığını önlediği gösterilmiş bazılarında ise gösterilememiştir. Omega-6 alanlarda kolesterol, trigliserit ve LDL kolesteroö düzeyleri daha düşük bulunmuştur.

Omega-3 Kullanımı

Alfa linolenik asit (ALA) bir omega-3 yağ asitidir ve yapılan çalışmalar günde 1 gram ALA alanlarda koroner kalp hastalığının % 16 azaldığını , riskin % 47 azaldığını göstermiştir. Omega-3 alınmasıyla kan kolesterolü düşmezken CRP denen kalp hastalığı riskini gösteren protein azalır.

Uzun Zincirli Omega-3 Yağ Asiti EPA ve DHA Kullanımı

EPA ve DHA alımı en etkili metot olup bunları alanlarda kalp ve damar hastalıkları aritmilerin önlenmesi, ani ölümün önlenmesi, pıhtı oluşumunun önlenmesi, kan trigliserid düzeyinin azalması, damar sertliğinin azalması, damar endotelinin düzelmesi ve enflamasyonun azalması ile kendini gösterir. Bu nedenle kalp krizi ve inme azalır. Bu nedenle haftada en az 2 kez yağlı balık yemelidir.

Hastalıkların Tedavisinde Kullanımı

1)Koroner Kalp hastalığı varsa: Günde 1 gram EPA-DHA alınmalıdır
2)Şeker Hastalarında: Özellikle trigliserid yüksekse omega-3 alınmalıdır (1 gram/gün)
3)Trigliserrit Yüksekse: Günde 2 gram DHA+EPA alınmalıdır
4)Romatoit Artrit: Bu hastalarda diğer ilaçların dozunda azalmaya neden olur.
5)Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı: Bu hastalıklarda umut verici sonuçlar alınmıştır.
6)Astım Hastaları: Yapılan çalışmalarda faydası bulunamadı.
7)Depresyon ve Manik-Depresyon, Şizofreni: Bazı çalışmalarda EPA+DHA alan hastalarda deprosyonun kısmen düzeldiği veya faydalı olduğu gösterilmiştir. Manik-Depresyon ataklarında da azalma olmuştur. Şizofrenili hastalarda da kanda omega-3 yağ asitleri düşük bulunduğundan EPA verilmiştir. Antipsikotik ilaçlarla birlikte EPA verilen hastalarda iyileşma daha iyi bulunmuştur.

Hangi Gıdalarda Bulunur?

Omega-6 Yağ Asitleri

[Resim: 145797775342523.jpg]

[Resim: 1457977753464.jpg]



Omega-6 yağ asitleri bitkisel yağlarda bulunur. Soya yağı, ayçekirdeği yağı, mısır yağında ve susam yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru yemişlerde vardır.

Omega-3 Yağ Asitleri

ALA (Alfa linoeik Asit) : ALA omega-3 yağ asiti keten tohumu, ceviz ve bunların yağında bulunur. Kanola yağı da ALA kaynağıdır. Bu nedenle Kanola yağı en iyi yağlardan birisidir.

Diyetle alınan omega -6’ nın omega-3’e oranı giderek artmış ve son zamanlarda 10-20/1 olmuştur. Oysa esas faydalı olan omega-3 yağ asit alımının artırılmasıdır. Bu nedenle Amerikan Kalp Cemiyeti kalp ve damarları korumak ve ritm bozukluklarından korunmak için haftada en az 2 defa balık yenmesini ve koroner kalp hastalığı varsa yaklaşık 1 gram omega-3 ‘ün eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) karışımı olarak alınmasını önermektedir.

Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve Docosahexaenoic Acid (DHA):
Bunlar en iyi omega-3 yağ asitleridir. Bunların esas kaynağı yağlı balıklardır. Somon, sardunya, Tuna balığı gibi yağlı balıklar bu yağ asitlerince zengindir.

Piyasada Nasıl Satılır?

Omega-6 Yağ Asiti

Borage Oil (yağ), evening primrose oil içinde çok fazla gama linoneik asit (GLA) vardır ve bu omega-6’dır. Bu ilaçlar yüksek dozda mide ve barsaklarda yan etki yapar. Primrose evening oil ürününü epilepsisi olanlar kullanmamalıdır. Kasılmaları artırabilir.

Omega-3 Yağ Asiti

Keten tohumu yağında omega-3 (ALA) yağ asiti vardır. Balık yağı içinde EPA ve DHA oranı çok değişkendir. Bu nedenle bu tür ürünlerin etiketindeki EPA ve DHA oranını okumak gerekir. Bu ürünler yemekle birlikte iyi emilir. Cod liver oil de omega-3 içerir ancak bunda yüksek A vitamini vardır. Omega-3 alanlarda yan etki olarak reflüde artma, bulantı ve ishal olabilir.

[Resim: 145797775348745.jpg]

Omega-3 Alırken Dikkat!

Omega-3 ürünleri 3 gram/güne kadar güvenle alınırsa da kanama zamanında uzama olmasına dikkat edilmelidir. Coumadin, aspirin gibi ilaç kulananlar kanama zamanı ve INR ile takip edilmelidir. Bu ürünler bağışıklık sistemini baskıladığından sık hastalanan (enfeksiyon geçiren) ve bağışıklık sistemi bozuk kişilerde kullanmamalıdır. Bazı hastalar trigliserit yüksekliği için balık yağı alırken LDL kolesterol düzeyini kontrol etlidir. Yapılan bazı çalışmalarda balık yağı tüketen kişilerde LDL kolesterolün arttığı saptanmıştır.

İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?

İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır.

Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.

Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli nedenidir.

Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak kilo vermenizi sağlamaktadır. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.

İnsülin direncinin etkili olduğu yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri yükselir.

İnsülin hormonu yağ dokusundan yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya yağlar artmaya başlar.
Karaciğerde oluşan şeker üretimi sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100 mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış demektir.

İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.

Yağ dokusundan çözünen yağ asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.

Dr. Ender Saraç OMEGA 3 faydaları ve OMEGA 3 içeren besinler

Dr. Ender Saraç omega-3 yağı yararları ve kullanımı. Omega-3 nelerde bulunur? Omega-3 içeren besinler: Omega-3 yağı hayvansal gıda olarak en çok somon, uskumru, sardunya gibi balıklarda, bitkisel gıdalardan ise başta ketentohumu olmak üzere ceviz, semizotu ve taze fasulyede bulunur.

Omega-3 yağı kolesterolü düşürür, hafızayı kuvvetlendirir, yorgunluğu azaltır, eklem iltihaplarına karşı iyi gelir, kanı sulandırır ve cildi nemlendirir. Standart dozlarından, günde 1 kapsül veya 2 tatlı kaşığı tok karnına tüketilir. Omega-3′ün ayrıca iştah açıcı etkisi de bulunmaktadır, bu nedenle iştahlı olup kilo veremeyenlere önermem. Ama yorgun ve iştahsız kişilere şiddetle tavsiye ederim.
Ben omega-3 yağını bazı egzama türlerinde, sinir sisteminin çeşitli hastalıklarında, depresyondan korunmada veya tedaviye yardımcı olarak kullandığımda birçok hastamda olumlu sonuçlar aldım. Dikkat edilmesi gereken noktalar: omega-3′ün bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur. Ancak balık ürünlerine karşı alerjisi olan ve hayvansal preparatları kullananların dikkatli olması gerekir.

Ayrıca kan sulandırıcı hap kullananlar da doktorlarına danışmadan omega-3 kullanmamalıdır.

Dr. Ender SARAÇ

Omega 3 eksikliği ve kalp krizi

Yapılan araştırmalara göre her 38 saniyede bir kişi kalp krizi nedeniyle hayatını kaybediyor. Kalp krizini tetikleyen pek çok faktörden biri de Omega 3 eksikliği. Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Özışık Omega 3 hakkındaki soruları yanıtlıyor!

hizliresimyukle.com - Resmi tam boyutta görmek için Tıklayınız

Omega 3 nedir, ne işe yarar?


Kalp ve birçok sistemin korunması için gerekli olan Omega 3 vücut tarafından yapılamayan ve muhakkak dışarıdan alınması gereken bir yağ asididir. Kişilerin yaşam tarzı ve metabolizmalarındaki değişiklikler, örneğin sigara içmek, yanlış beslenme alışkanlığı da Omega 3 seviyeleri üzerinde son derecede etkilidir. Her balıkta yeterli Omega 3 olmadığı gibi bazen yenilen balıklar ve alınan bazı Omega 3 takviyeleri de vücut tarafından yeterince kullanılamamaktadır. Balığın hazırlanışından seçimine kadar çeşitli faktörlerin Omega 3 düzeyleri üzerindeki etkisi çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin Omega 3 seviyelerini balık yiyip yememesine, takviye alıp almamasına bakarak tahmin etmek imkansızdır ve kişiler farkında olmadan düşük Omega 3 düzeyine bağlı tehlikelerle karşı karşıya kalabilmektedirler.

Tam da bu noktada hs-Omega 3 indeks testi kişilere ve doktorlara son derecede yardımcı olmaktadır ve sadece Omega 3 seviyesini değil, trans yağlar dahil, 23 çeşit yağ asidinin durumunu da inceleyerek kişinin hem korunma düzeyini, hem de potansiyel sağlık risklerini ortaya koymaktadır.

hs-OMEGA 3 İNDEKS testi nedir?

hs-Omega 3 indeks testi Omega 3 yağ asitlerinin miktarını ölçen yeni nesil bir kan testidir. Bu test sayesinde ani kardiyak ölüm riskinizi ve korunma durumunuzu belirleyebilirsiniz. Araştırmalar düşük Omega 3 indeksinin yüksek kalp krizi riski ile ilişkisini göstermiştir. 3.3’ten düşük Omega 3 indeksi yüksek kalp krizi ölüm riskini işaret etmektedir.

Omega 3 indeksini % 6.5’a çıkartmak kalp krizinden ani ölüm riskini % 90 oranında azaltmaktadır. İdeal değerler 8 ila 11 arasıdır.

Omega 3 miktarı kadar bu testte belirtilen Omega 3 – Omega 6 oranı ve yine bu testte yapılan 23 farklı trans yağlar ile doymuş yağlar dahil çeşitli yağ asitlerinizin düzeyi de çok önemlidir.

hs-OMEGA 3 İNDEKS testi nasıl yaptırılır?

hs-Omega 3 indeks testi size bu konuda yol gösterecek en gelişmiş testtir. hs-Omega 3 indeks testi hakkında doktorunuzdan, diyetisyeninizden veya eczacınızdan bilgi alabilirsiniz. hs-Omega 3 indeks testi şu ana kadar CLIA sertifikası almış ve hem ABD, hem de Avrupa’da ruhsatlanmış olan tek testtir. Çok yeni geliştirilmiş bir test olan hs-Omega 3 indeks testi kırmızı kan hücreleri zarındaki Omega 3 yağ asitlerinin miktarını ölçmeye dayanmaktadır. Araştırmalar Omega 3 asitlerinin yüksek olduğu zaman kalp korumasının en üst seviyede olduğunu göstermektedir. Bu testte Omega 3 dahil olmak üzere 23 çeşit yağ asidi ölçülmektedir ve sonuçları verilmektedir. Doktorunuz veya diyetisyeniniz bu sonuçlara göre size gerekenleri önererek ve takip ederek kalp krizi riskinizi, damarsal hastalık risklerinizi ve aşağıdaki pek çok duruma karşı riskinizi ileri derecede düşürme imkanına sahiptir. Diğer taraftan, hamilelerde Omega indeks testi çok önemli rol oynamaktadır. Düşük Omega 3 indeksi ileride doğacak çocukta bazı sağlık problemlerine neden olabilmektedir.

İdeal Omega 3 alımı nasıl olmalı?


Yeterli Omega 3 alıp almadığınızın veya aldığınız Omega 3′lerden yararlanıp yararlanmadığınızın tek kontrol yolu hs-Omega 3 indeksi testi yaptırmanızdır.

Omega 3 testi ile tespit edilen düşük Omega 3 indeksini düzeltmek için yapılması gereken, Omega 3 ihtiva eden ve doğru şartlarda yaşamış somon, saldalya gibi balıkları daha çok yemek ve doğru kalite ve miktarda omega 3 yağ asidi içeren besin takviyelerini almaktır.

Bunların tesiri üç veya dört ayda ortaya çıkacağından bu süre sonunda tekrar hs-Omega 3 indeksinizi kontrol etmek ve indeks normale geldi ise tekrar düşüşü önlemek için bu şekilde beslenmeye ve takviyeleri kullanmaya devam etmek gerekir.

3 kişiden biri kalp krizinden ölüyor!

Omega 3 eksikliği hangi belirti ve hastalıklara yol açar?

· Kronik yorgunluk ve halsizlikten yakınıyorsanız,

· Konsantrasyon güçlüğü ve hafıza problemleri yaşıyorsanız,

· Cildiniz kuru ve eskisinden daha sertse,

· Gözleriniz eskisi gibi parlak ve canlı değilse,

· Eklem ağrıları çekiyorsanız,

· Yoğun çalışma temposu ve strese tahammülünüz azaldı ise,

· Trigliserid düzeyiniz yüksek ise,

· 60 yaşından önce kalp krizi geçirmiş 1. derecede akrabalarınız var ise,

· Koroner kalp hastalığınız varsa,

· Hamileyseniz,

· Çok fazla kahve ve çay tüketiyorsanız,

· Sigara veya puro içiyorsanız,

omega 3 seviyeniz ve diğer yağ asitleri oranları bozuk olabilir.

Hangi besinlerde Omega 3 bulunur?

Omega 3 insan vücudunda yapılamadığından muhakkak dışarıdan alınması gereklidir. Temelde üç farklı türü bulunur Omega 3’ün: ALA, EPA ve DHA.

Omega 3’ün asıl ana kaynağı yağlı balıklardır. Daha az olmakla beraber diğer deniz mahsullerinde de bulunur. ALA ise balıkta bulunmaz yağlı tohumlar ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Tek başına ALA almak yeterli değildir. Daima EPA ve DHA da alınmalıdır. Bu nedenle beslenmemizde Omega 3 kaynaklarının dengesine çok özen göstermek lazımdır. Omega’nın başka bir çeşidi olan omega 6’nın da en önemli kaynağı bitkisel yağlardır. Omega 3 ve Omega 6 oranları çok önemlidir. Bu oranlardaki değişiklikler insanlarda çeşitli sistemlerin bozukluklarına neden olabilirler. Bunun dışında, zehirli maddeleri ihtiva etmeyen (çevre kirliliğinden etkilenmemiş) balıklardan uygun tekniklerle elde edilmiş ve içinde yeterli miktarda Omega 3 olan besin takviyeleri de en güvenilir Omega 3 kaynağıdır.


----------------------------
Kaynaklar :
1. ciltdbakimi. com
2. Dr. Ender SARAÇ


-----------------------
Etiketler : Omega (Ω ω) Nedir,Omega 3 ,Omega 6 ,Nelerde Bulunur,Faydlari,ve, Eksikliginde ,Neler olur,zararlari,omega,Yunanca,Yunan alfabesinin, sonuncu harfidir,Bel, beslenme, Bitkisel Yağlar, Kas, Metabolizma, Stres,Alerji, Depresyon, Egzama, Ender SARAÇ,Ahmet Maranki, Artrit, Astım, Bel, Bitkisel Yağlar, Depresyon, Kas, Kist, Mide, Tansiyon, Ülser,
[Resim: 14583322501281.png]


BİLİM İNSANLARI DÜNYAYI SARAN GÖRÜNMEZ BİR KALKAN KEŞFETTİ, NASIL MEYDANA GELDİĞİ ŞAŞKINLIK UYANDIRIYOR

Bilim insanları Dünya atmosferinin üzerinde dikkate değer bir şey keşfetti. Dünya’nın yaklaşık 11500km üzerinde, görünmez bir kalkan var ve bilim insanları bu kalkanı “Uzay Yolu filmindeki güç alanlarına” benzetiyorlar.

Front Line Desk’e göre bu kalkan, Van Allen radyasyon kuşakları içinde keşfedildi. Van Allen radyasyon kuşakları Dünya’nın üzerinde, yüksek enerjili elektron ve protonlarla dolu lokma şeklindeki iki halkadan oluşmaktadır. Mevcut konumunu Dünya’nın manyetik alanıyla koruyan Van Allen radyasyon kuşakları, güneşten gelen enerji düzensizliğine göre şişip büzülmektedir. Van Allen radyasyon kuşakları ilk kez 1958’de keşfedilmişti. Bilim insanları, Dünya yüzeyinden 40000km yukarıya kadar genişleyen biri iç, diğeri dış kuşak olmak üzere iki kuşak keşfetmişti.

Bununla birlikte, geçen yıl, Colorado Boulder Üniversitesi’nden Profesör Daniel Baker ve ekibi 2012’de üçüncü bir geçici “depolama halkası” bulmak için fırlatılan ikiz Van Allen Sondalarını kullandılar. Araştırmaya göre bu üçüncü kuşak, önceden bilinen iç ve dış Van Allan radyasyon kuşaklarının arasında yer almakta. Bu kuşak uzaydaki hava koşulları değiştikçe gelip gidiyor gibi görünüyor, bu yüzden diğerlerinden farklılaşıyor.

Araştırmacılara göre bu halkanın amacı oldukça açık: öldürücü elektronların Dünya atmosferinin derinlerine kadar girmesini engellemek. Bu elektronlar ışık hızına yakın bir hızda oldukça yıkıcı olabiliyorlar. Astronotları tehdit etmeleriyle, uyduları kızartmalarıyla ve uzay sistemlerine zarar vermeleriyle biliniyorlar.

Beta Wired’ın notuna göre, Profesör Daniel Baker bu görünmez kalkanı, Uzay Yolu’ndaki güç kalkanlarına benzetiyor. Dünya’nın manyetik alanı Von Allen kuşağını mevcut konumunda tutmaktadır. Fakat bilim insanları, bu kuşakta yer alan ve neredeyse ışık hızında seyehat eden elektronların, gizli bir kuvvet tarafından engellendiğini söylemekteler. Uzay Yolu dizisinde, uzaylıların, uzay gemilerini yok etmek için kullandıkları enerji silahlarından korunmak için kullanılan kalkan türüne benzerliğinden dolayı Baker’a bu diziyi hatırlatmaktadır. Buna benzer şekilde Dünya için gerçekleşen bu durumunda, görünmez kalkan öldürücü elektronların atmosfere girişini durdurmak için kullanılmaktadır.

Görümez kalkanın keşfinden önce, bilim insanları, gezegenin üst atmosferine girmeyi başaran elektronların hava molekülleri tarafından dağıtıldığını varsayıyorlardı, fakat bu görünmez elektron kalkanı ile, şükür ki bu parçacıklar üst atmosfere kadar ulaşamıyorlar.

Şuan bilim insanları görünmez kalkanın var olduğunu biliyorlar, nasıl meydana geldiğini ve tam olarak nasıl çalıştığını belirlemeye çalışıyorlar.
“Bu elektronlar sanki uzaydaki camdan bir duvarın içine giriyorlarmış gibi. Bu son derece kafa karıştırıcı bir olgu.”

Çeviren : Gültekin METİN
[Resim: 145833270460131.png]

Tanrı Fikri ve Çoklu Evren Teorisi


Evren içre evrenlerde TANRI NEREDE?

Evren, bir kuantum parçacığının varlıkta açığa çıkışı ile başladıysa, uzay zaman ve tüm bu parçacık aleminde tanrı olmadan genişliyorsa, nasıl olup da hayat için bu kadar uygun bir durumda olabiliyor?

Orta çağdaki felsefeciler için evrenin bu mükemmelliği, tanrının varlığının kanıtı için anahtar rolündeydi. Evren, akıllı yaşam için o kadar uygundur ki; bu ancak güçlü, cömert, dışsal bir ilahın ürünü olmalıydı. Günümüz dini öğretisine göre de, tüm bu evren tesadüfen biraraya gelmiş olamazdı.

Modern fizik de bu “hassas ayarlanmış evren problem”i ile boğuşmuş ve kendi cevaplarını bulmuştur. Eğer tek bir evren var ise, yerçekimsel ve kozmolojik sabitlerdeki küçük bir değişiklik, bambaşka bir evren ile karşılaşmamıza neden olacaktı. Oysa, kendi farklı sabitlere sahip pek çok evrenli bir “çoklu evren” varsa, problem çözülmüş olur: “buradayız, çünkü evrenler içerisinde uygun bir evren içinde kendimizi bulduk“. Mucize yok, plan yok, yaratıcı yok.

Kozmolog Bernard Carr şöyle dillendiriyor: “Tanrıyı istemiyorsanız, o zaman çoklu evrene sahipsiniz demektir”. Peki bu, gerçekten de bizim tek seçeneğimiz mi? Tanrılık hakkında düşünmek için başka bir yol var mı?

Batı felsefesinde, sonsuz dünyalar teorisinin ortaya atılışı 2500 yıl öncesine, eski yunanıların “atomcu”larına dayanır. Leukippos, Demokritos, Epiküros gibi felsefeciler için evren, mikroskobik, parçalanmayan madde parçalarından, atomlardan oluşmaktadır. Bu atomlar, bir vorteks oluşturana kadar sonsuza kadar rastgele bir şekilde bir boşlukta birbirleri ile çarpışırlar.

Bu vorteksde ağır elementler, dünyayı oluşturmak için biraraya gelirler, hafif elementler ateş gibi merkezden uzağa doğru dağılırlar ve orta ağırlıktaki elementler de su ve havayı olutururlar. Dolayısıyla, başka yerlerdeki parçacıklar da diğer sonsuz sayıdaki dünyaları yaratmak için vorteksler oluşturmaktadırlar. Bu dünyalar öldüğünde, onların atomları başka yerlerde, yeni dünyalar oluşturmaya devam ederler.

Bu dünyalardan bazıları küçük, bazıları büyük, bazıları sönük, cansız, bazıları da bizimki gibidir. Ancak hepsi de sonsuz uzaydaki rastgele çarpışmaların sonucudur ve bunun için bir tanrıya gerek yoktur. Atomcular için “tanrılar”, derin düşünceye dalmış, tefekkür ile meşgul olan aydınlanmış bilgelerdir. Bu tanrılar mevcuttur ama bizim dünyamızı yaratmazlar, dünyamızda yaşamın devam etmesine müdahele etmezler, onlar bir şekilde bu konu ile alakalı değillerdir.

Eğer atomcular bize uzaysal bir çoklu evren modeli öneriyorsa, o zaman “Stoic” olarak adlandırılan onların muhalifleri de bize maddi, geçici bir evren modeli öneriyor. Stoic’ler için madde devam eder, sürekliliği vardır. Atomlar yoktur, boşluk yoktur ve diğer dünyaları yaratabilecek bizim kozmosumuzun ötesinde hiç bir şey yoktur.

Daha da açıkçası, bizim dünyamız tektir. Stoic’ler için kozmos, nihayetinde son bulacaktır ve güneş dünyayı alevler içinde yuttuğunda, bu, sadece dünyanın yeniden doğması için olacaktır. Evrenin periyodik yıkımı ve yeniden doğması, ilk Stoic kozmolojisinin “ekyprosis” adlı bir sürecin göze çarpan özelliğidir.

Atomcular tanrılarını kozmosun dışına attıklerı kadar, Stoic’ler de onu tüm bu sürece dahil etmektedirler. Stoic’lerin tanrısı kozmosun kendisinin canlandırma kuvvesidir: yaratan, devam ettiren, çözen, ortaya çıkaran, herşeyi yeniden yaratan… Eğer atomcular etkin bir şekilde tanrının varlığını reddediyorsa, o zaman Stoic’ler de etkin bir şekilde panteisttirler: dünya “tanrı” diye adlandırılanın kendisidir.

Birbirine rakip olarak çarpışan eski çoklu evrenler düşüncelerinden bir tanesi uzaysal, diğeri de maddeseldir, bir tanesi tanrı tanımaz, diğeri pantesittir, bir tanesi rastgele, diğeri rastgele olmayan, önceden belirlenmiştir. Ancak her ikisi de geleneksel “Tanrı” fikrine tamamen karşıdır.

Dolayısıyla, çoklu evrenler modeli günümüzde ne kadar ürkütücü ya da tehditkar gözükürse gözüksün, çocukluğumuzu atomcuların kamplarında alternatif evrenleri modellemekle geçirmişi olsaydık veya Stoic’lerin tapınaklarında kozmosun sonsuz geri dönüşümünü tefekkür etmiş olsaydık da, her ikisi de o kadar iç karartıcı olmayabilirdi.

Ama tabii ki, bunları yapmadık. Her iki gelenek de çok farklı bir tanrı kavramına karşı kayboldu gitti: bizimkisi gibi zaafları olmayan, değişmeyen bir akla sahip, tüm kuvveleri ile kozmos üzerinde varolan güce… Peki bu nasıl oldu?

Plato, tek bir evren yaratan bir yaratıcının üzerinde ısrarla durmuştur ve bunu şöyle ifade etmiştir: “sadece bir evren olduğu doğru mu, yoksa çokluktan ya da sonsuzluktan konuşmak mı doğru olur?” diye sorgulamış ve “bizim evrenimiz vardı, var olmaya devam ediyor ve tek tanrının yarattığı tek yaratılan evren olarak devam edecek …”

Aristo’nun ise farklı bir fikri vardı ama onunki de tek bir kozmosa yönelikti. Atomcular hristiyanlığın ilk zamanlarında, hedonist-hazcılar, ahmaklar ve yozlaşmışlar olarak görülmüştür. Düşünceleri ile Batı Hıristiyanlığını şekillendiren Aziz Agustin, Tanrı’nın Şehri adlı tanınan eserinde atomcuların argumanlarını çürütmeye gerek duymamıştır. Öte yandan, Stoic’lerin evrenin hem döngüsel, hem mükemmel olduğu ve her dünyanın öncekiler kadar aynı olduğunu söylemeleri Agustin’i neredeyse delirtecekti. Agustin için bu şu anlama geliyordu: ruhların yaratılıp, kovulduktan sonra, dönüşseler veya dönüşmeseler, kurtarılıp kurtarılmasalar bile, cennet veya cenhenneme gittikten sonra tekrar evrensel döngüye girip aynı hayarı yaşarlar. Agustin bu fikirden nefret etti ve “Tanrı, onların doğru olması gerektiğini düşündükleri şeylerin dile getirilmesini yasakladı” diyerek onların fikilerine karşı çıkarak, sövüp saydı. Agustin teselliyi İncil’de buldu.Romalılar 6:9:”İsa bizim tüm günahlarımız için bir kere ölmüştür”. Agustin bunun şu anlama gelmesi gerektiğini not etti: “İncilde yazılandan dolayı, bizden önce ve sonra başka dünyalar olamaz. İsa’nın sonsuz sayıdaki dünyalara yaşaması için yollanacağını, öğretici olacağını ve öleceğini düşünebiliyor musunuz?”. Sadece tek bir mesih olmalı, tıpkı Tanrı’nın insan şekline girmesi, vücud bulması gibi. Bu yüzden sadece tek bir dünya var!…

Tüm farklılıklarına rağmen, atomcular ve Stoic’ler egemen güç olan ilah anlayışına kurban gittiler. Modern kozmoloji öncesi, günümüz modern kozmolojinin bu fikirlerin tam tersine tavır almasına sebep olmuştur: “Çoklu bir evren olduğunu düşünmüyorsanız, siz en iyisi gidin bir tanrıya inanın!”

Acaba, tanrı ve çoklu evren hakkında daha az muhalif başka bir açıklama olabilir mi? Bence var ve ben bunu keşfetmek için sizleri iki kişi ile tanıştırmak istiyorum: Cusa’lı Nikola ve eski Dominiken tarikatı üyesi, bilge bir kişi olan Giordano Bruno. Bruno günümüzde laik bilimin babası, kurucusu olarak biliniyor. Bu iki kişinin evren hakkındaki vizyonları neredeyse aynıdır. Ancak aralarındaki çok küçük farklılık, her ikisini de farklı kaderlere sürüklemiştir.

Bilim tarihinde, Batlamyos’un (ikinci yüzyılda Mısır’da yaşamış Yunanlı coğrafyacı ve astronom) dünyanın gökkürenin merkezinde olduğuna dair kozmos vizyonu, 16. Yüzyılın ortalarında Kopernik’in güneşi merkeze koymasına kadar alternatifsiz kabul gören bir fikirdi. Ancak, Kopernik’ten 100 yıl önce, Cusa çok daha radikal bir fikri ortaya koymuştu: “Evrenin bir merkezi yoktur. Her an herşey hareket halindedir ve bu yüzden, her bir gözlemciye göre dünya, güneş ya da başka bir yıldız, hareket etmeden bir şeylerin merkezindeymiş gibi ve diğer şeyler de onların çevresinde hareket halinde gibi gözükebilir. Eğer herşey hareket ediyorsa, o zaman belirli bir merkez de yoktur. Herhangi kozmolojik bir cisme bir başlangıç belirleyin, onun etrafındaki görülür alan, dünya diye adlandırılabilir”. Bu görüş, çoklu evrenin modern versiyonu gibi gözükmekte: “Bizim evrenimiz, çok daha büyük bir kozmosun görülebilir bir kısmı“. Çoklu evren modelindekigibi, Cusa’nın evreni de, kendisi dışında bir şey olmayan, mekansal sınırı olmayan bir evren. Cusa kozmosa “sonsuz” demeyi reddetmiştir. Çünkü o, yaratıcısına bağlı bir evrendir. Cusa’nın terminolojisinde, Tanrı’nın kendisi “mutlak sonsuz” olurken, yaradılış “daralmış- büzüşmüş bir sonsuzluk”ta mevcuttur.

Bu ayrım bir tarafa, Cusa, Stoic’lerin tanrıya benzeyen, tanrı gibi gözüken evren gibi aykırı düşüncelerine yaklaşmaktadır. Tanrı gibi, Cusa’nın evreninin de sınırları yoktur. Tanrı gibi, evren de olan herşeyi kapsadığı gibi, olacakların da tohumlarını içerir. Cusa bunu şu şekilde anlatır: “Bu sanki Yaratıcının “Yaradılış OLsun..” diye “konuşmuş olması gibi.. ve tanrı, sonsuzluğun kendisi olduğu içindir ki; yaratılmaz, yaratır..

Geleneksel hristiyan doktrini, insanın Tanrı’nın görüntüsü, suretinde yaratıldığını öğretmektedir. Cusa: “insan değil, evren tanrının suretindedir” diyerek bu fikre karşı çıkmıştır. Ve ona göre eğer insanlar tanrısal değillerse, o zaman tanrı da insana benzemez. Tanrı gökyüzündeki babamız değildir, Tanrı evrene benzer.

Bu fikrinden dolayı, Cusa’nın başı kilise ile biraz derde girer. Düşüncelerinden dolayı tüm hristiyan alemi ile başını derde girebilme korkusu, onun kozmoloji fikirlerinin sonu oldu, kilise ile arasını düzeltti hatta kardinal bile oldu.

Ancak, Giordana Bruno o kadar da şanslı değildi, 100 veya 150 yıl sonra benzer şeyleri söyler ama engizisyon tarafından ölüme mahkum edilir. Bruno’nun dinsel devrim uyanışına ve Koperniğin dünyanın kozmosun merkezinde olmadığına dair teze denk gelen bir zamanda fikirlerini ortaya koyması onun talihsizliği olmuştur. Ancak, Bruno’nun sonunu getiren en büyük faktör, Cuso’nun kozmoloji fikrinde yaptığı çok ufak bir değişimdir. Bruno’ya göre, evren “daralmış-büzülmüş” bir şekilde sonsuz değil, evren gerçekten hem güç, hem de ölçü olarak da sonsuzdu. Bruno için evren sonsuz, sınırsız olmalıydı. Çünkü yaratıcısı öyleydi.

Ancak, eğer evren sonsuz ve sınırsız ise, o zaman öncesinde, sonrasında ya da ötesinde, evren dışında Tanrı olamazdı. Mahkeme süresince, Bruno, evrenin bazı anlamlarda Tanrıdan farklı olduğuna ve mesihin diğer herhangi bir kişiden daha özel olduğuna yönelik yaptığı açıklamalarla engizisyonu ikna edemedi. Aslında anlatmak istediği şey; sınırsız sonsuz evrenin herşeyin — herkesin tanrı dediği– kaynağı, herşeydeki yaşam ve sonun olduğu idi. Bu, kısaca, panteizm’dir. Ama bu, sonsuz döngüleri olan Stoic’lerin panteizmi değildir.

Aslında, bu gibi panteizmler teolojik olarak ateismden çok daha tehditkardır. Çünkü, tanrı ile işaret edilenin anlamını değiştirmektedirler; tanrı, dünyanın ötesindeki insana benzeyen bir yaratıcı değil, ondaki yaratıcı kuvvedir.

Dolayısıyla, tanrı ile çoklu evrenler arasında bir şeçim yapmak zorunda değiliz.Onu yerine, yaradılış, güç-kuvve, yenilenme ve muhafaza, himaye gibi ilahi terimlerin ne anlama geldiğini yeniden düşünebiliriz. Modern kozmolojinin bizlerden istediği; dini terketmek yerine, yaşam sunanın, HAYat verenin, nereden geldiği, neyin kutsal olduğu ve nereye gideceğimiz konusunda farklı düşünmemiz olabilir mi?

-------------------------------------------------
Çeviren: AylinER
Bu makale, 19-26 Aralık 2015 tarihli New Scientist Dergisi’nin 64-67 sayfalarından çevrilmiştir


EFSANE1 TÜRK BOARD

KAROGLANIN PAYLAŞIMLARI
This it's a sample image

Dini ve Kültürel Bilgiler
Tasavvuf Bilgileri
PSD Grafikler
PNG Resimler
JPG Resimler
GIF Resimler
Flatcast Tema
Radyo indexleri
Ne Ararsanız Burada

EFSANE1 TÜRK BOARD iÇERiK

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi