-----------------------


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Said Nursi Neden Sakal Bırakmadı Neden Evlenmedi?
#1
20-2014icon 
[Resim: Said%20Nursi%20Neden%20Sakal%20B%C4%B1ra...enmedi.png]

Said Nursi Neden Sakal Bırakmadı?

Bu konuda önce Bediüzzamanı dinleyelim: “…bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir İnayet-i ilahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.

Bazı alimler “sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muratları sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-i kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nurun irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşallah o sünnetin terkine bir kefarettir.” Demiş. (1)

Sakal bırakmak dinimizde sünnettir. Farz veya vacip gibi bir mecburiyeti yoktur. Terkinde de günah yoktur. O zaman sakal bırakmak veya bırakmamakla kişi serbesttir. Yalnız bıraktıktan sonra kesilmesi haramdır. Üstadın sakal bırakmadığı için herhangi bir haram veya günahkarlık durumu söz konusu değildir. Belirtildiği sıkıntılardan dolayı ve harama düşmemek için sakal bırakmamıştır. Hikmetine de karışmamak lazımdır.

Hatta, aynı mazeretlerden dolayı da evlenmemiştir. Üstad bekarlar için evlenmeyi tavsiye etmiş, yalnız evlenmede acele edilmemesini, dindar ve aile saadetini kurabileceklerle evlenmeyi önermiştir. Görüldüğü üzere üstadın evlenmeme gibi bir tavsiyesi yoktur. Bilakis evlenmemeyi bir noksanlık olarak görmüştür.

Ancak, bazı hususi durum ve şartlarda bir hadis-i şerifte: “ Allah bir kulunu severse o kulu, Zat-i Uluhiyetine (dinine) hizmet için seçer,(dünyevi iştahlardan) imsak ettirir. O kulu, kadın ve evlat ile meşgul ettirmez.” denilmektedir. Bu da kamil insanlara mahsus istisnai bir durumdur.(2)

Dolayısıyla şartlar elverirse elbette sakal bırakmak ve evlenmek sünnettir. Ancak bir kaderin cilvesi olsa gerek. Nur talebelerinin çoğu sosyal ve içtimai hayatın içinde kimi memur, kimi akademik alanlarda aktif görevlerde çalışıyorlar, görevleri itibariyle sakal bırakmaları elvermiyor.

Üstat sakalını bırakmamış, onun için Nurcular da sakal bırakmıyorlar gibi bir düşünce yoktur ve olamaz da. Üstadın şu anda hayatta olan şakirtlerinden Sait Özdemir, Abdullah Yeğin ve Mehmet Kırkıncı ağabeyler gibi birçok sakallı talebeleri vardır. İmkanı ve durumu müsait olan elbette sakalını bırakır.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin tüm hayatı sırat-i müstakim üzere geçmiş, doğru istikameti takip etmiş, dinin bir muhafızı olarak çekinmeden daima efkarını beyan etmiş, neyin nasıl yapılacağını çok iyi bilen bir mücedid, müellif ve müçtehittir. Elbette sakal konusunda onun da bir fetvası ve görüşü vardır.

Bediüzzaman, sakal bırakmamış fakat İmanı, Kur’an’ı ve dini için yirmi sekiz sene sürgünde kalmış, on dokuz defa vücuduna zehir şırınga edilmiş, “Başımdaki saçlarım adedince başım olsa, her gün biri kesilse, imana ve Kur’an’a feda olan bu baş, zındıkaya eğilmeyecektir. …milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur.” diyen böyle bir İslam kahramanı için sakal bırakmış veya bırakmamış, konuyu medar-i bahis etmek lüzumsuz olsa gerek…

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Sünnet-i Seniyye'ye ittiba, uyma konusunda çok hassasiyet göstermiştir. 
Ancak bunlar arasında evlilik ve sakal bırakmak sünnetleri hariç. Yıllarca sürgünlerde, hapishanelerde ve takip altında yaşayan Bediüzzaman Hazretlerinin evlenmeyi düşünecek fırsatı dahi olmamıştır. 
Sarık gibi bir sünneti asla terk etmeyen Bediüzzaman Said Nursi, neden sakal bırakmadığını Emirdağ Lahikası adlı eserinde şöyle açıklıyor:
"Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlâhiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.
Bazı âlimler “sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebîreden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir kefarettir. Kaynak:

Said Nursi: Neden mi sakal bırakmadım?

Bediüzzaman bütün sünnetlere uyan dini bir lider olmasına rağmen sünnet olan sakalı bırakmaması, Bediüzzaman’ın değişimci ve dönüşümcü bir liderlik içeren yeni gelenekçiliğin bir örneği olarak , modernizmin günümüz insanlarını şekilci, önyargılı hale getirdiğini görmüştür.

Hedef kitle olarak seçtiği kimselerin “sakallı hoca” algılarına etiketleme, damgalama gibi özellikleri fark etmiştir. Zahirperest bu insanların, Orta Çağ hocası gibi gördüğü bu kişilerden gelecek bütün bilgilerden kendilerini kapatarak hakikatlerden uzak kaldıklarını gözlemlemiştir.

Kur’an-ı Kerim’de şekilciliğin esas olmadığını, özün esas olduğunu göstermek için, o konuda fedakarlıkta bulunmuştur. Sakal bırakmayı istemiş fakat takipçilerini düşünerek, şekilperest insanlarla aralarında duvar oluşmaması için o sünnete uymamanın üzüntüsünü yaşayarak uygulamamıştır.

Hedef kitle ve muhatap olarak zor durumdaki insanları seçmiştir !

Modernist akımın oluşturduğu önyargılı zahirperest insanlara karşı özün önemli olduğu vurgusunu yapmıştır. “Sevad-ı azama ittiba edilmeli” diyen Bediüzzaman dini hakikatlerin ulaştırılması gereken kitlenin yüzde 90’ının sakalsız olduğunu görerek, önyargıları harekete geçirmemek için sakal bırakma sünnetinden feragat etmiştir.

Benim görüşüme göre burada hedef kitle olarak sadece dindar insanları değil, bütün insanlığı seçtiği anlamı söz konusudur. Hedef kitle ve muhatap olarak bu zor durumdaki insanları seçmiştir ve bunları çekebilmek için sakalı bırakmamayı tercih etmiştir.

Bediüzzaman şekli dindarlığı değil, içsel dindarlığı birinci planda tutmuştur !

Bu davranışında da bir bütünlük paradigması olduğunu görürüz. İslam’ın özünü ön plana çıkararak ahlaklı olmayı, sözünde durmayı, iyi insan olmayı önemle vurgulayarak şekli dindarlığı değil, içsel dindarlığı birinci planda olduğu mesajını vermiştir. Bediüzzaman takipçilerinde, farz sınırları içerisinde dış görünüş olarak modern , iç görünüşte dindar bir rol model tipinin mümkün olabileceği mesajını vermeye çalışmıştır.” Dindar insanın muhakkak sakal bırakması gerekir” gibi önyargıyla hareket edilmemesi mesajının verildiğini anlayabiliriz.

Said Nursi eğer sakal bırakmış olsaydı yine dine hizmet ederdi, ama modernistlerin önyargılarını dağıtmakta zorlanırdı. Şu anda eserlerini takip edenlerin büyük kısmı okunmazdı. Özellikle batı kültürüyle yetişenler uzak dururdu.

Mesela Yusuf İslam’ın hiçbir siyasi faaliyeti olmadığı halde, sadece kıyafeti Usame b. Ladin’e benzediği için ABD’ye giriş vizesi verilmedi. Bediüzzaman’ın modernistlere öykünmek, hoş görünmek gibi bir niyeti asla yoktu eğer öyle birisi olsaydı onların fikirlerine karşı ölümüne mücadele etmezdi.

Bediüzzaman gibi bir dini liderin sakal bırakmaması ve evlenmemesi onun içini yakan büyük bir fedakarlıktır. Modernizmin fırtınasına maruz ve bu yüzden mağdur olan genç kuşakların zihinsel kalıplarını, düşüncelerini, değer yargılarını aşıp elindeki gerçekleri onlara sunmak için istemeye istemeye bu sünnetten vazgeçmiştir. Kendi kemalatı, tefeyyüzü, manevi makamlarda ilerlemesi için değil, genç kuşakların elindeki hakikatleri alıp kabullenmesi için çabalamıştır.

Said Nursi neden evlenmedi?

Bilindiği gibi evlenmek Peygamberimizin (asm) bir sünnetidir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, sünnet-i seniyyeye çok bağlı bir İslam alimi olduğu ve insanları sünneti yaşamaya, eserlerinde çokça teşvik ettiği bilindiği halde neden evlenmemiştir?
Hayatta iken bu sual kendilerine sorulmuş ve şöyle cevaplamıştır:
(Başka hariç memlekette mühim yerlerde ceridelerle sorulan "Neden sünnet-i seniyeye muhalif olarak mücerred (bekar) kaldın?" sualine bir cevabdır.)
Evvelâ: Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka (dinsizlik) hücumu karşısında, (dine hizmet için) her şeyini feda edecek hakikî fedakârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur'an-ı Hakîm'in hakikatına, değil dünya saadetimi, belki lüzum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim.
Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırakmaya mecburdum ki; ihlas-ı hakikî ile hakikat-ı Kur'aniyeye hizmet edebileyim.
Çünki bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücumları ve desiseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için a'zamî fedakârlık yapmak ve harekât-ı diniyesini (dinî hareketlerini) rıza-i İlahî'den başka hiç bir şeye âlet yapmamak lâzım geliyordu.
Bîçare bir kısım âlimler ve ehl-i takva insanlar, çoluk-çocuğunun maişet derdi için bid'alara fetva verdiler veya taraftar göründüler.
Hususan din derslerini kaldırıp Ezan-ı Muhammedî'yi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, a'zamî fedakârlık ve a'zamî sebat ve metanet (yılmamak ve sağlamlık) ve herşeyden istiğna etmek (uzak durmak) lüzumu karşısında, ben bir sünnet-i seniye olan evlenmek âdetini terkettim ki; tâ çok haramlara girmeyeyim ve çok vâcibleri ve farzları yapabileyim. Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez.
Çünki o kırk sene zarfında birtek sünneti (evlenmeyi) yerine getiren bazı hocalar, on kebaire (büyük günaha) ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbur bildiler.
Saniyen: Âyet-i kerimede (Size helal olanlarla evlenin) ve hadîs-i şerifteki (evleniniz, çoğalınız) gibi emirler emr-i daimî ve vücubî (süreklilik ifade eden ve farz olan emirler) değildirler. Belki istihbabî (müstehab) ve sünnet emirleridir. Hem şartlara bağlıdır. Hem de herkes için her vakit değildir.
Hem de... "Ruhbaniyet İslâmiyette yoktur." manası, ruhbanîler gibi tecerrüd (bekar kalmak) merduddur (reddedilmiştir), hakikatsızdır, haramdır demek değildir. Belki (insanların enhayırlısı onlara en faydalı olandır) hadîsinin sırrı ile hayat-ı içtimaiyeye (topluma) hizmet etmek için, içtimaî bir âdet-i İslâmiyeye terviçtir (topluma bakan bir İslami adet olan evliliğe teşviktir).
Yoksa selef-i sâlihînden binlerle ehl-i hakikat inzivaya, mağaralara muvakkaten (belirli bir süre için) girmişler. Dünyanın fâni müzeyyenatından (süslerinden) istiğna ve tecerrüd etmişler (uzak durup bekar kalmışlar); tâ ki, hayat-ı ebediyelerine tam hizmet etsinler.
Madem şahsî ve hususî kemalât-ı bâkiyesi (ebedi ahiretini kurtarmak) için dünyayı terkedenler, selef-i sâlihînden çok var. Elbette hususî değil, küllî ve umumî olarak (şahsı için değil toplum için) çok bîçarelerin saadet-i bâkiyeleri için (ahiret saadetleri için) ve dalalete düşmemeleri ve imanlarını takviye edip kurtarmaları için ve hakikat-ı Kur'aniye ve imaniyeye tam hizmet etmek ve hariçten (dışarıdan-Avrupa'dan) gelen, dâhilde (içerden) çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zâil (geçici) ve fâni dünyasını terketmek, elbette sünnet-i seniyeye muhalefet değil; belki hakikat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddık-ı Ekber'in (Hz. ebu Bekir'in) "Cehennem'de vücudum büyüsün, tâ ehl-i imana yer bulunmasın." diye fedakârlıkta a'zamî sadakatın bir zerresini kazanmak fikriyle, bîçare Said bütün ömründe tecerrüdü (bekar kalmayı), istiğnayı (kimseye muhtaç olmamayı) ihtiyar etmiş (seçmiş).
Salisen: Risale-i Nur'un talebelerine "Başkaları evleniyorlar, siz tezevvüçten (evlenmekten) vazgeçiniz" denilmemiş, denilmez. Fakat talebeler birkaç tabakadır. Bir tabakanın hakikî ihlası kaybetmemek ve hakikî fedakârlık ve a'zamî bir sadakat taşımak için, dünya ihtiyaçlarına mümkün olduğu kadar ömrünün muvakkat bir kısmında bağlanmaması bu zamanda lâzım geliyor.
Eğer hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede yardımcı bir hanım bulsa alır. Hizmetine zarar vermez. Lillahilhamd bu neviden çok Nur talebeleri var, zevceleri onlardan geri kalmıyorlar. Belki kadınlardaki şefkatten gelen ücretsiz fıtrî kahramanlık ve hakikî ihlas cihetiyle zevcinden daha ileri gidebilir.
Nur talebelerinin yetişmiş kısımlarından ekserisi evlenmişler, bu sünneti yerine getirmişlerdir. Risale-i Nur onlara der ki: Haneniz (eviniz) bir küçük Medrese-i Nuriye (Nur Medresesi), bir mekteb-i irfan (ilim okulu) olsun ki; bu sünnet (evlenme sünneti) tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçı olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakikî evlâd olsunlar.
Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada faidesiz ve âhirette davacı olarak "Ne için imanımı kurtarmadınız?"diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzun etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münafî olur." Kaynak: Said Nuesi neden evlenmedi

ALINTI





Signing of RasitTunca
Original
By Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi